
Tahliye için umutsuzca bekleyen 22.000 Gazzeli hastadan biriyim
Tahliye için umutsuzca bekleyen 22.000 Gazzeli hastadan biriyim
Saeda Hamdona’nın al Jazeera’de yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
Bu satırları yazarken, Gazze Şehrindeki el-Şifa Hastanesinde böbrek hastalığı tedavisi görüyorum. Aslında, gördüğüm tedavinin gerçekten “tedavi” olarak adlandırılabileceğini mi, yoksa sadece kaçınılmaz olanı ertelemek için bir girişim mi olduğunu bilmiyorum.
Gazze'de ilaç ve ekipman sıkıntısı nedeniyle, buradaki doktorlar tıbbi olarak gerekli olanlardan çok, ulaşılabilir olanlara göre karar veriyorlar. Ben de böyle bir durumdayım. İhtiyacım olan ilaçlar ve bazı testler şu anda Gazze'de mevcut değil.
Doktorum bugün, yeni testlerin ardından durumumun kötüleştiğini ve acilen Gazze'den tahliye edilmem gerektiğini söyledi. Beni, yurtdışında acil tıbbi bakım alabilmek için ayrılmayı beklerken acı içinde çile çeken 22.000 Filistinlinin listesine eklemek için sevk yazısı yazacak.
Vücudum, bulunduğum bu hastane gibi, asgari düzeyde işlev görüyor.
Savaştan önce hayat zordu, ama en azından güvenilir bir sağlık sistemi vardı, her ne kadar sallantıda olsa da. Gazze'de ilaç ve testler bulunmadığında, Batı Şeria'ya gidip orada tedavi olabiliyordum. 2023'te, Filistin Sağlık Bakanlığı'nın tedavimi karşıladığı el-Halil (Hebron) hastanelerine gittim. Savaş başlamadan sadece birkaç gün önce Gazze'ye döndüm.
Sonraki iki yıl içinde, durumum için herhangi bir şekilde yeterli tıbbi bakım almak imkânsız hale geldi. Vücudum, diğer birçok kronik hastalığı olan Filistinliler gibi, başka bir savaş alanı haline geldi.
İsrail'in Gazze'ye yaptığı halı bombardımanı hastaneleri birbiri ardına yok etti. Hastaneler basıldı, yakıldı, ekipmanları tahrip edildi, doktorlar ve hemşireler öldürüldü veya zorla kaybedildi, kritik durumdaki hastalar sokaklara atıldı ve ölüme terk edildi.
Savaşın başında, yıllardır tedavi gördüğüm el-Şifa Hastanesi'nin nefroloji bölümü ağır hasar gördü. Sağlık yetkilileri bölümü yeniden işler hale getirmeye çalıştı, ancak bölüm defalarca bombalandı. Bugün, bölüm zar zor çalışıyor ve ekipmanlarının çoğu eksik.
Mayıs 2024'te İsrail, Gazze ile Mısır arasındaki Refah sınır kapısını ele geçirdi ve kapattı. Ağrı kesiciler ve antibiyotikler dâhil olmak üzere temel ilaçlar piyasadan kayboldu.
İhtiyacım olan ilaçlar – günde iki kez almam gereken metildopa tabletleri ve amlodipin tabletleri – hiçbir yerde bulunamıyor.
Buna paralel olarak, İsrail ordusu su arıtma tesislerini ve boruları bombaladı ve temiz su tedarikini kesti, bizi kuyulardan kirli su içmeye zorladı. Bu da durumumu daha da kötüleştirdi.
Bu çöküş benim için acı verici ve yavaş oldu. Rutin testlerimi yapmayı bıraktığım ve reçeteli ilaçlarım bittiğinde, vücudum uyarı sinyalleri vermeye başladı, ancak kimse buna müdahale edecek araçlara sahip değildi.
Vücudumun her yerinde şiddetli şişlikler oluşmaya başladı. Sürekli hareket edemediğimi hissediyordum ve aşırı yorgunluk yaşıyordum. Sağlığım ciddi şekilde bozuldu ve yorgunluk ve açlıktan dolayı 24 kg verdim. Şu anda sağlığımın tamamen bozulmuş olması, kasıtlı olarak yıkılan ve hastalara yeterli bakım verme fırsatı tanınmayan sağlık sisteminin doğrudan bir sonucudur.
Hastalıklar, çatışmaların sona ermesini beklemez. Böbrekler, sınır geçişlerinin açılması ve kapatılması politikasını anlamaz. İnsan vücudu, kirli su ve bir parça ekmekle hayatta kalamaz.
Geçen hafta Refah geçişinin yeniden açıldığını öğrendiğimde, bir umut ışığı gördüm. Sonra, hasta olmayan bir akrabamın bu geçişten çıkabildiğini öğrendim. Yeniden açılışın ilk gününde sadece beş kritik hasta çıkmasına izin verildi. Kısa süreli umudum hızla yoğun bir umutsuzluğa dönüştü.
Bu, Filistinlilerin karşı karşıya olduğu çifte zulümdür: Gazze'de hastaneler yıkıldığı için yeterli tıbbi bakıma erişimimiz engelleniyor ve ardından, yurtdışında tedavi görebilip göremeyeceğimizi, yaşayıp yaşamayacağımızı tıbbi gerekliliklerin değil, bağlantıların belirlediğini söylüyorlar.
Benim uluslararası kuruluşlarla veya yerel yetkililerle hiçbir bağlantım yok. Ben sadece vücudu giderek zayıflayan bir hastayım.
Zamanında ayrılabileceğimden hiç emin değilim. Umut için zaman her zaman bir ön koşuldur ve zaman benim lehime işlemiyor.
Oğlum Zekeriya beni ayakta tutan tek şey. Uzun ve zorlu bir tıbbi süreçten sonra onu dünyaya getirdim, bir daha çocuk sahibi olamayacağımı biliyordum çünkü bu benim sağlığımı tehlikeye atacaktı.
Gazze'de insan vücudu artık yaşamın ve hayallerin taşıyıcısı değil, hayatta kalmanın bir kaydıdır. Doktorlar artık tıp uzmanları değil, çıplak elleriyle savaşan savaşçılardır. Hastaneler artık şifa yerleri değil, son savunma hatlarıdır.
Bu umutsuzluk ve ıstırap dolu belirsizlik ortamında, dünyanın yardım çağrımızı duyacağına dair geçici bir umuda tutunuyorum.
* Saeda Hamdona, Gazze'de yaşayan bir yazardır. Gazze İslam Üniversitesi'nden İngiliz dili ve edebiyatı bölümünden mezun olmuştur.









HABERE YORUM KAT