1. YAZARLAR

  2. MURAT KAYACAN

  3. Kibirle başlayan yol, yüzleşmeyle biten akıbet
MURAT KAYACAN

MURAT KAYACAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Kibirle başlayan yol, yüzleşmeyle biten akıbet

12 Şubat 2026 Perşembe 11:36A+A-

﴿وَٱلَّذِینَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔایَـٰتِنَا وَٱسۡتَكۡبَرُوا۟ عَنۡهَاۤ أُو۟لَـٰۤىِٕكَ أَصۡحَـٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِیهَا خَـٰلِدُونَ﴾ [الأعراف ٣٦]

﴿فَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّنِ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوۡ كَذَّبَ بِـَٔایَـٰتِهِۦۤۚ أُو۟لَـٰۤىِٕكَ یَنَالُهُمۡ نَصِیبُهُم مِّنَ ٱلۡكِتَـٰبِۖ حَتَّىٰۤ إِذَا جَاۤءَتۡهُمۡ رُسُلُنَا یَتَوَفَّوۡنَهُمۡ قَالُوۤا۟ أَیۡنَ مَا كُنتُمۡ تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِۖ قَالُوا۟ ضَلُّوا۟ عَنَّا وَشَهِدُوا۟ عَلَىٰۤ أَنفُسِهِمۡ أَنَّهُمۡ كَانُوا۟ كَـٰفِرِینَ﴾ [الأعراف ٣٧]

 

İnsan bazen hakikati bilmediği için değil, ona boyun eğmek istemediği için ondan uzaklaşır. A‘râf sûresinin 36. ve 37. ayetleri, inkârın ve kibrin sadece kalpteki bir düşünce değil, bilinçli bir hayat tercihi olduğunu hatırlatarak bu kırılma noktasına işaret eder. Bu yazı, ayetleri yalanlamanın Kur’an’da neden “zulüm” olarak nitelendirildiğini ve insana dünyada mühlet tanınsa dahi bunun nihayetinde nasıl bir yüzleşmeye yol açtığını ele alacaktır. Yazının vardığı sonuç ise inkârın çoğu zaman delil yetersizliğinden değil, tercih edilen bir yaşam tarzını meşrulaştırma arzusundan beslendiğini ortaya koyacaktır.

Şeytanî Bir Miras Olarak Büyüklenme

Tekzib ve istikbâr, bireysel bir ahlâk kusuru olarak kalmaz; hak, insan ve adalet algısını toplumsal ölçekte çarpıtan bir karakter üretir. Bu durum, insanın dünyadaki tercihlerini olduğu kadar ahiretteki akıbetini de belirler: Kişi, dünyada ne ekerse ahirette onu biçer. Kibirli şeytanın izinden gidenlerin, hakikati yalanlayıp ona karşı büyüklük taslamayı bir duruş hâline getirenlerin dolayısıyla fıtratına yabancılaşanların sonu da bu yüzden hayırlı olmayacaktır. Nitekim Kur’ân bu sürekliliği açıkça bildirir: “Ayetlerimizi yalanlayıp onlara karşı büyüklük taslayanlar, işte onlar ateş halkıdır. Onlar orada ebedî kalıcıdır.” (el-A`râf 7/36). Ayette cehennemlik olanların yalanlama ve kibirlenme fiilleri özellikle vurgulandığından, bu niteliklerden uzak olan fasık kimselerin cehennemde ebedî kalmayacağı sonucuna varanlar olmuştur. Ayette cehennemin ebedî bir mekân olduğu değil, oraya girenlerin ebedî kalacağı vurgulanarak azabın şiddeti daha da pekiştirilmektedir. Onlar için “ateşe girenler” yerine “ateş halkıdır” denilmesi, inkârcılarla ateş arasında kalıcı bir “aidiyet” ilişkisi kurar.

Allah’a İftira: Zulmün En Ağır Biçimi

Yüce Allah’ın söylemediğini O’na isnat eden, söylediklerini ise inkâr eden, inkâr sonucu oluşan boşluğu batıl inanç ve pratiklerle dolduran; dinde delilsiz konuşan, helal ve haram üreten, insanları yanıltıcı bir dil kullanan zalimler, dünyada kendileri için takdir edilmiş rızık ve süreden mahrum bırakılmayacaktır: “Öyleyse Allah'a yalan iftira edenden yahut ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? İşte onlara yazgıdan nasipleri erişecektir. Nihayet onlara elçilerimiz geldiği zaman canlarını alırlar. ‘Allah'tan başka dua ettikleriniz nerede?’ derler. Onlar da ‘Bizden kayboldular.’ derler ve kâfir olduklarına dair aleyhlerine şahitlik ederler.” (el-A`râf 7/37). Ayette yer alan “Allah’a yalan iftira edenden yahut ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir?” ifadesi, bilgi talebi içermeyen bir istifham-ı inkârîdir ve “Allah’a oğul, kız ya da ortak nispet eden kimseden daha zalimi yoktur.” anlamını taşır. Söz konusu iftiraya deizm, ateizm vb. ne kadar İslam’ın onayından geçmeyecek her türlü inanç telakkisi dâhildir. Zalimlik kategorisinde ise Allah’a iftira edene ek olarak O’nun ayetlerini yalanlayanların da eklenmesi, ayetlerin değerini göstermektedir. O ayetlere uygun bir hayata yaşamayıp o hayat biçimine kaşı bir hayat tarzını geçerli kılmak için uğraşanlar da zulme sapmış demektir. Kâfirlerin “yazgıdan nasipleri” dünyada karşılaşmaları takdir edilmiş iyi (nimetlerden faydalanabilme) ya da kötü durumlar (azap) olabilir. Kastedilen şey, cennetlik veya cehennemlik olmaları konusunda haklarında verilen hüküm de olabilir. Ayetteki “yazgı” kelimesine Kur'an ve Levh-i Mahfuz anlamı da verilmiştir; çünkü ikisi de insanların karşılaşabilecekleri durumlardan söz etmektedir. Yüce Allah’ın “elçilerimiz” dediği varlıklar, ölüm melekleridir. Yazgıdan bu meleklerden önce söz edilmesi, söz konusu yazgının dünyayla ilgili olduğunu göstermektedir. O meleklerin inkârcılara, “Allah'tan başka dua ettikleriniz nerede?” diye sormaları, onların içine düştükleri acziyeti yüzlerine vuran bir azarlama mahiyetindedir. İnkârcılar, bu soruyla hem ölüm anında hem de ahirette yüzleşebilir. Ayette geçen “dua” kelimesine ibadet anlamı da verilmiştir. Müşriklerin, dua edip yöneldikleri putlar hakkında ölüm anında ya da ahirette “Bizden kayboldular.” demeleri, inançlarının batıl olduğunu bizzat tecrübe ettiklerini ifade eder.

Sonuç

Bu yazı bağlamında ele alınan A‘râf sûresinin 36. ve 37. ayetleri şunu gösteriyor: Ayetlerle kurulan ilişki, insanın Allah’la kurduğu ilişkinin aynasıdır. Kibirle ertelenen hakikat, inkârla ötelenen sorumluluk, dünyada karşılıksız kalmaz; fakat asıl ağırlığını yüzleşme anında yani ahirette hissettirir. Bu yazı, ayetleri yalanlamanın yalnızca inanç beyanıyla ilgili değil, yaşam biçimiyle doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir. Esasında böyle bir okuma, insanın bugün sıkça sığındığı mazeretleri görünür kılması bakımından öğreticidir. Bize düşen yarın sorulacak soruyu bugünden sormaktır: Hayatımızı gerçekten ayetler mi yönlendiriyor, yoksa ayetler yalnızca konuşulup hayat başka yerden mi kuruluyor?

 

YAZIYA YORUM KAT