SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

Siyaset pazarına, en pörsümüş malın, ‘yeni' diye sunulması...

Siyaset pazarına sunulan yeni bir 'mal'ın adını, 'Yeni' koymuşlar.. Siyaset pazarına sunulan en pörsümüş malın, yeni diye sunulmasının ne kadar inandırıcı olacağını yaşayanlar görecektir.

Bu yeni 'mal'ı siyaset pazarına sunanların, düne kadar üyesi ve üst kademelerde yöneticisi olduğu halde, şimdi ekranlarda 'Yeni malım geldi, yetişin; yetişen kapıyor..' diye haykırıyor, ekranlardan.. Ülkenin en eski partisinin dayandığı bütün o 100 yıllık temellerine dayalı bir 'pazarlama taktiği' ile, evet huzurunuzda, en 'yeni' bir pörsümüş eski..

Ama, isminden başka hiç bir 'yeni' tarafı yok.. İşbu 'Yeni Parti'nin başına da 'ÖÖ' getirileceği, kesinleşmiş gibi.. Bu gün resmî müracaat yapılacakmış, İçişleri Bakanlığı'na.. Dahası, ÖÖ Efendi'nin, bu gün Cuma Namazı'na gideceği de açıklandı.. (Sahi, bu kişinin böyle bir tarafı vardı da biz mi bilmiyorduk; yoksa, o, İsmail Dümbüllü fıkralarında anlatıldığı üzere, 'Riyâ olmasın diye Cuma Namazı'nı evinde mi kılıyordu?)

Ama, her ne ve nasıl olursa olsun, ÖÖ, halkın duygularına saygılı olmak gereğini hangi saikle olursa olsun, hissetmişse, bundan sonrası, Müslüman halkın basiret, rikkat ve dikkatine kalıyor.. Kendisini kandırmak isteyenlerle samimî olanlar arasındaki farkın farkına varmak iradesi, evet, halka kalıyor..

*

Ama, 'ÖÖ'nün, 'baba ocağı' dediği eski partisinden ayrılırken, bu millet o partiye bir kez bile ekseriyetle 'kabul oyu' vermemişti.. Yüzde 90'ları aşan büyük ekseriyetiyle Müslüman olan bir milletin bundan sonra da yüksek feraset hissiyle destek vermeyeceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü, siyaset pazarına yüz yıllık pörsümüş mallarını 'yeni' diye sunanların hançerelerinden, yükselen çığırtkanlık nâralarından başka yeni bir şeyleri yok..

Evet, bu 'yeni' siyasî örgütlenmenin Genel Başkanı, 'ÖÖ' olduğuna göre, onun, sadece şu son senelerde bile, siyasî görüşlerinin, ideolojilerinin temelinin, son 100 yıllık siyasî teşkilat (yani CHP) olduğunu, belirttiği de hatırdan çıkarılmamalıdır. Olan-biten, bu eski malın, cilâlanıp, pazara 'yeni' diye sürülmesinden ibarettir.

*

Hatırlayalım ki, Osmanlı sisteminin son anlarında sahneye çıkan -'Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri', Halk Fırkası'na dönüştürülmüştür.. Ki, onun ismine 1925'lerde sonra 'Cumhuriyet' kelimesi de eklenmiştir. 'Cumhuriyet' , yani, 'cumhur'un; yani bir ülkenin, halkın ekseriyetinin istek ve iradesine uygun olarak idare edildiği bir yönetim tarzı..19 yüzyılda daha çok da Rusya'da ve Doğu Avrupa ülkelerinden gelişen 'narodnik' / halkçı hareketlerin cazibesinden ilham alarak.. Halkın ekseriyetinin iradesine göre bir yönetim tesis edilmiş oluyordu - olacaktı..

Bizde de Cumhuriyet adı verilince, yeni yönetimin üst kadrosu, tam bir diktatörlük mantığıyla hareket edecekti, ediyordu. Hattâ, o kadar ki, yeni yönetimin liderlik kadrosunun tepesindeki isim, çocukluk arkadaşı Fethi (Okyar) Bey'i büyükelçi olarak bulunduğu Paris'ten çağırıp, 'Sen, oralarda olduğu gibi burada da bir siyasî parti kur!' diyordu; 'Bu günkü manzaramız, diktatörlük manzarasıdır..' itirafında da bulunarak..

Halk Fırkası'nın halkla, halkın büyük kesimleriyle ne kadar ilgisi vardı, o ayrı konu..

Ve, 12 Ağustos 1930 tarihinde kurulan 'Serbest Cumhuriyet Fırkası'nı, tarafından bir 'muvazaa /danışıklı döğüş' misali bir hareketi değil, gerçek ve hür bir siyasî hareket olacağını sanan kitleler, Fethi Bey'i, Ankara'dan İzmir'e yaptığı tren yolculuğu sırasında, bu hareketi, 'Kurtar bizi Fethi Baba!..' çığlıklarıyla desteklerken, karşılama törenlerinde onlarca insan da izdihamdan ölüyor ve ama, yukarıdakileri dehşete düşüren bu sahiplenme, 17 Kasım 1930'da da, feshedilmiş, kapatılmıştı..

Ehh, isim tamam olunca, yeni yönetimin başında bulunan ve o zamana kadar gücünü, son Osmanlı Padişahı Vahdeddin'in iradesiyle Anadolu'ya gönderilişinden alan bir ismin, tek adam ilan edilişinin ilginç demokratik uygulamalarından bir kesit..

Mâlûm, 1838'lerde başlayan ve Tanzimat hareketleri sonunda 1876'da, (Sultan Aziz'in katledilmesi ve İkinci Abdulhamid'in tahta geçmesiyle) ilân olunan Birinci Meşrutiyet ve bu arada (Hicrî-şemsî takvime göre 1293'de yaşandığı için tarihimizde) '93 Harbi' diye anılan ağır mağlubiyetlerin sonunda Balkanlar'daki 500 yılı aşkın hâkimiyetimizden sonra İstanbul önlerine, Yeşilköy'e; ve Kafkaslar'dan da, Erzurum ve hattâ Bayburt'a kadar geri çekildiğimiz ağır mağlubiyetler zincirinin mahvettiği ve on milyonlardan oluşan kitlelerin, en perişan şartlar altında Anadolu'ya doğru at arabaları içinde veya yalın ayakla yaya olarak geri çekilişleri.. O dönemden kalan mahdut, sınırlı yayınlardan /kitaplardan, yaşanan büyük felaketleri, hatırat kırıntılarını ya da ninelerimizden kalan trajik ağıtları bir Müslümanın yüreği parçalanmadan, gözyaşı dökmeden dinlemesi-okuması imkânsızdır.

Sosyal bünyenin geçirdiği o ağır buhranlar sonunda, 1908'de ilân olunan '2. Meşrutiyet' yıllarının öncesi ve sonrasındaki ve o zamanki saltanat sisteminin hukuk, kanun ve kurallar silsilesinin zâhiren içinde yer almakla birlikte, derûnunda hemen hemen tamamı Avrupa başkentlerinden ve fikrî merkezlerinden esen rüzgârlara paralel yeni bir sosyal hayat ve devlet yönetim tarzı belirlemeye çalışan ve bu halleriyle kendilerini 'münevver / aydın'' sanan ve her konuda, 'Ahhh Avrupa..' şeklindeki nidâlar ve gizli- açık iç geçirmelerle bir yön belirlemeye çalışan sosyo-politik cereyanlara bağlı kitlelerin getirdiği yenilgi duygusu ise, daha bir yıkıcıydı.. Ki, aradan üççeyrek yüzyıl geçtikten sonra bile, bizim neslimiz, ninelerimizin tarlalarda çalışırken, geri dönmeyen oğulları ve diğer yakınları için, o yürek yakıcı ağıtları, mânasını pek fazla bilmeden de olsa gözyaşı içinde dinleyerek büyümüşlerdir. Şimdiki bir kısım nesiller bu ağıtlara hâlâ da gözyaşı dökülmesini şaşkın bakışlarla seyretseler de..

*

Gücünü haklılıktan değil, güçten alan bir çılgın..

Evet, iç siyasette, yeni bir parti diyerek, eski malın siyaset piyasasına sürüldüğü bugünlerde, ABD emperyalizmi ise, Hz. Ömer zamanındaki İslam fethinden beri İslam diyarı olan İran ülkesi ve halkı, bu son aylarda, Amerikan emperyalizminin dolaylı değil, direkt ağır bombardımanlarla ezilmeye ve teslim alınmaya uğraşılıyor..

Osmanlı'nın tarih sahnesinden tarihin dehlizlerine atıldığı bir asır öncelerden beri, direkt olarak Müslüman diyarını işgal hevesine saldıran ABD Başkanı Trump, yeni zamanların bir modern Haçlı Kumandanı edâsıyla, kan dökücülükte, Hitler'lerin, Stalin'lerin, Netenyahu'ların ve daha nicelerinin kafilesine katılmak için, her türlü zorbalığı sergiliyor..

Ve asıl bombardıman edilen ise, sadece İran değil, bütün müslüman halklar, İslam toprakları.. Ve, yüreğimiz kan ağlıyarak, seyrediyoruz..

*

ABD Dışişleri Bakanı Rubio ise, Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) Dışişleri Bakanları Toplantısı'na katılmak üzere gittiği Filipinlerin başkenti Manila'da, "İran anlaşma için yalvarıyor ancak görünüşe göre anlaşma yapmaya hazır değil. İran aklını başına toplayana kadar ödeyecek.. Yemen'deki, Husîlerin de, "İran tarafından kandırıldıklarını' söyledi ve .'ABD'nin temel hedefinin "nükleer silahlardan arındırılmış bir İran" olduğunu vurgulayarak, "İran nükleer silaha sahip olamaz. . İran aklını başına alıncaya kadar bu tablo devam edecektir. Bu sağlanmadığı takdirde, böyle bir durumda dünyaya neler yapabileceklerini bir düşünün..' ifadelerini kullandı.

Düşünmeye gerek yok, Mr. Rubio, elinizde silahlar olunca, neler yapabildiğinizi bütün dünyaya sergileyip duruyorsunuz..

Suudî Arabistan'ı ABD'nin "stratejik müttefiki" olarak nitelendiren Rubio, "Ülkeler barışçı bir sivil nükleer program geliştirmeye karar verdiğinde, bunu başka bir ülkeyle değil, bizimle yapmalıdırlar." diyerek yol göstermeyi de ihmal etmeyerek.. 'Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş!', Trump'ın gölgesi..

STAR

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL Arşivi