M. HASİP YOKUŞ

M. HASİP YOKUŞ

“Alevi aydınlar” kimin adına konuşuyor?

Önce Altan Tan, sonra da Kemal Öztürk’ün televizyon kanallarında kullandıkları bazı ifadelerbağlamından koparılarak başlatılan linç kampanyası, hayra alamet olmayan bazı gelişmelerin habercisiydi.

Akabinde Öcalan’ın İmralı görüşmelerinde ifade ettiği belirtilen ‘Yavuz Selim-İdrisi Bitlisi ittifakı’ gerekçe gösterilerek 53 Alevi aydın(!) imzasıyla “Arkaik ve kanlı ittifakı reddediyoruz” şeklinde bir açıklama gelince olayın rengi biraz daha netleşti.

Görünen o ki, Kürt sorununun kardeşlik temelinde çözümüne yönelik adımlar hızlandıkça, süreci farklı toplumsal fay hatları üzerinden rayından çıkarma çabaları da aynı hızda artmaktadır.

Alevilere yönelik kullanılacak her hangi bir ifadenin Alevi karşıtlığı ve nefret söylemi parantezine alınıp ‘Alevilere katliam çağrısı’ ambalajıyla servis edileceği bir dönem yaşıyoruz.

Açıkça Erdoğan ile niye müzakere ediyorsunuz diyemeyenler, tarihi çarpıtıp Öcalan’ın Yavuz Selim-İdrisi Bitlisiittifakına yaptığı vurguyu bahane ederek süreci sabote etmeye çalışıyor.

Evet, Alevilerin tarihsel hassasiyeti gerçektir. Ama bu hassasiyeti bağlamından koparılmış bir söz ve bir tarihsel referans üzerinden köpürtmek başka bir ajandanın konusudur.

Sol - Kemalist medya tarafından servis edilen ‘Alevi Aydınlar Bildirgesi’ndeki satır aralarında ifade edilenler,bildirgenin amaç ve gayesi hakkında yeterince ipucu vermektedir:

Yavuz Selim ve İdrisi Bitlisi referanslı arkaik ve kanlı ittifakı reddediyoruz. Kürt sorunundan kaynaklı şiddet ortamından uzaklaşmak istenirken, ülkemizde ve Suriye’deki Alevileri kaygılandıracak hiçbir dil ve söylemi kabul etmiyoruz… TBMM’de barış ve kardeşlikten söz edilirken, tarihin kanlı bir sürecini referans gösteren İmralı merkezli açıklamalar barışık bir toplum inşasına dair güven ve inandırıcılıktan uzaktır… 16. yüzyılın bir diliminde Yavuz Selim ile İdrisi Bitlisi’nin işbirliği sonucu on binlerce Alevi’nin katledilmesi ve Alevilerin yüzyıllarca sürecek can, mal ve namuslarına yönelik saldırıların başlaması, bu ittifakın en ağır sonuçlarındandır. Abdullah Öcalan’ın siyasi yol haritası için bu ilişkiyi referans göstermesi; insan hakları, evrensel değerler ve barış adına kabul edilemezdir…”

Bildirgeye imza atan ‘Alevi Aydınlar’ Suriye’deki gelişmelere de değinmeyi ihmal etmemiş: “Suriye’de eski rejimin ardından gerçekleşen siyasal ittifak, Suriye’deki Alevilerin her türlü temel haklarından yoksun kalmasının ilk adımı olmuştur.

Bildirgenin sonunda ise, “İmralı’nın farklı tonlarda etkisi altındaki bazı Alevi kurum ve aydınlarının, Öcalan tarafından arzulanan 21. yüzyıl Yavuz Selim–İdrisi Bitlisi ittifakı önerisine sessiz kalmaları, Alevi toplumunda şaşkınlık ve kaygıya yol açarken, Aleviler adına kurumsal temsiliyetleri de daha fazla sorgulanır hâle getirmiştir.” Denilerek bu sürece omuz vermeyen Alevi örgütlerine gözdağı vermeyi de ihmal etmemişler.

Açıkçası, aralarında Kürt seçmenin oylarıyla siyaset yapmış iki üç isim hariç, adlarının önünde yazar sıfatı bulunan bu kişileri tanımadığım gibi ‘aydın’ sıfatını nasıl peydahladıkları konusunda da bir fikrim yok.

Bu bildiri gerçekten Yavuz Selim-İdris Bitlisi tarihine mi itiraz ediyor, yoksa bugün yürüyen siyasi sürecin hangi aktörler tarafından yürütüldüğüne mi?

Bildirgede dile getirilen “Evrensel değerlerle inşa edilecek demokratik ve seküler bir geleceğin, başta Türkiye olmak üzere Ortadoğu'daki tüm toplumların yararına olacağına inanıyoruz.” İfadesi, koparılan tüm bu yaygaranın asıl sebebini ifşa etmektedir.

Olayın bu boyutunu ‘Siyasal Alevilik’ kavramıüzerinden ifade eden Altan Tan’ın: “Tayyip Erdoğan’la, AK Parti’yle bir takım hesaplaşmaları var. Bu kesim Özal’la da kavga etti, Erbakan’la da kavga etti, Menderes’le de kavga etti. Özünde İslam’la da bir hesaplaşmaları var.” Şeklindeki tespitine katılmamak mümkün değil.

Gerçekten de iddia edildiği gibi ‘Evrensel Değerler’ ve ‘Alevi Katliamı’ gibi bir kaygıyla hareket ediliyorsa 500 yıl önce gerçekleşen Kürt-Türk ittifakını “Alevi Katliamı” parantezine hapsedip çarpıtmaya gerek yok. Bundan yaklaşık 90 yıl önce gerçekleşen Dersim Katliamı;belgeleri, aktörleri ve sonuçları bakımından çok daha somut ve yakın bir tarihsel vakadır.

Tarihsel hafızayı gerçekten savunuyorsanız neden Kemalist devletin Alevilere yönelik yakın tarihli ve doğrudan sorumluluğu konusunda aynı hassasiyeti göstermiyorsunuz?

Kurtuluşu demokratik ve seküler bir gelecekte bulan bildirge sahipleri “Bu süreçte bazı kurum ve aydınlar, Aleviliğin geleneksel, tarihsel, inançsal ve kültürel hafızasını yok sayarak, yazılı kaynakları çarpıtıp bilgi kirliliği üzerinden Aleviliği yeni bir forma sokma çabası içine girmişlerdir.” Demeyi de ihmal etmemişler.

Pişkinliğin bu kadarına da pes doğrusu!

Sorması ayıp, Aleviliğin geleneksel, tarihsel, inançsal ve kültürel hafızası; “Demokratik ve seküler” kurtuluş reçetenizin neresine düşüyor?

Sahi, bu seküler reçetede Allah nerede? Ali nerede? Ehl-i Beyt nerede?

Bildirgeyi pazarlayan medya çevrelerinin ortak paydasının sol, seküler ve Kemalist ideolojik hat olması tesadüf değildir.

Burada mesele Alevilerin tarihsel hafızasına sahip çıkıp çıkmamak değildir. Elbette Alevilerin geçmişte yaşadıkları acıları hatırlama ve bunların tekrarını istememe hakkı vardır. Mesele, bu tarihsel hafızanın bugün hangi siyasi amaç doğrultusunda mobilize edildiğidir.

Çünkü bildirgenin dili, yalnızca geçmişteki bir tarihsel olaya itiraz etmekle kalmıyor; İmralı merkezli süreci, Alevi kurumlarını ve Türkiye-Suriye hattındaki gelişmeleri aynı ideolojik çerçeve içerisinde mahkûm etmeye çalışıyor.

Peki, Ortadoğu'daki tüm toplumların yararına olacağınainandığınız evrensel değerlerle inşa edilen demokratik ve sekülerreçeteniz; on yıllarca Baas rejiminin barbarlığına maruz kalan Suriye halkı için nasıl bir çözüm üretti?

Atatürk, demokrasi, evrensel değerler gibi kavramların arkasına saklanıp din düşmanlığı yaptığınız artık yeter!

Alevilik üzerinden sekülerliğe, sekülerlik üzerinden Kemalizm’e, Kemalizm üzerinden de bölgenin İslami kimliğine karşı vesayetçi bir siyaset üretmenin zamanı geçmiştir.

Türkiye'de Kemalizm, Suriye’de Baasçılık sopasıyla Müslüman halkı sindirme döneminiz geride kaldı.

Yallah başka kapıya!

YAZIYA YORUM KAT
2 Yorum
Önceki ve Sonraki Yazılar
M. HASİP YOKUŞ Arşivi