
SDG Kürtler için kazanım değil kayıptır
Yasin Aktay, Fırat’ın doğusunda SDG tarafından kurulan yapının, iddia edildiğinin aksine Kürtler için kalıcı bir kazanım değil, Suriye’nin bütününden kopuş anlamına gelen bir siyasal kayıp ürettiğini ifade ediyor.
Yasin Aktay/Yeni Şafak
Suriye herkes için ve ancak herkesle birlikte… Fırat’ın doğusunda SDG sosyolojiye aykırı
SDG’nin Halep’te oluşturmaya çalıştığı kurtarılmış bölge imtiyazları son derece ilkel ve dünyanın hiçbir yerinde geçerliliği olmayan iktidar alanları. Bunu Kürtlerin bir hakkı olarak görüyor olması aslında her şeyden önce Kürtlere hakaret. Bunun Kürtlere sağlayacağı hiçbir avantaj olmayacağı gibi Kürtleri bir şehir içinde iki mahalleye hapsederek bütün şehrin nimetlerinden faydalanmaktan da menetmiş oluyordu. Burada kazanan sadece bu hapishanenin, bu kurtarılmış bölgenin gardiyanları, SDG militanları oluyordu. Bu tarz bir yapılanmanın ne kadar faşizan bir baskı kurabileceğinin tarihte sayısız örnekleri vardır. Halep şehri içinde merkezi devletten bağımsız bir silahlı örgütün keyfi varlığının tanınmasını talep ediyordu SDG.
Oldu olacak, Halep’teki Türkmen bölgeler de, Hıristiyan bölgeler de her biri etkili oldukları yerde kendi özerkliklerini ilan etsin böylece bırakın ülkeyi her şehir kendi içinde on parçaya bölünsün, bir mahalleden başka bir mahalleye geçiş bile vizeyle olsun. SDG’nin Halep’in iki mahallesinde iddia ettiği haklar her şeyden önce Kürt halkını kapatmaya ve onların üzerinde bir mikro faşizan egemenlik kurmaya yarıyordu. Merkezi hükümete meydan okuma cüretkarlığını hangi güçle alıyorduysa, bütün hikâye iki günde bitmiş oldu. İki günde burada tesis ettikleri örümcek iktidarı dağıldı gitti.
BURADA SDG’DEN KURTARILAN HALEP OLMADI SADECE KÜRTLER OLDU.
Ama gelin de başında ulusalcılık yelleri esen bizimkilere anlatın. Halep’te Suriye hükümetinin tanıdığı sürenin dolmasıyla birlikte başlattığı operasyona veryansın eden bilhassa DEM’liler ve maalesef bazı muhafazakâr Kürtler ne dediklerinin, ne istediklerinin farkındalar mı gerçekten? Kürt meselesinde hiçbir zaman resmi politikaları onaylamamış ve onlara karşı her türlü eleştiriyi ve muhalefeti etmiş biri olarak ben bunda Kürtlere ait en ufak bir çıkar, bir yarar göremiyorum. Onlar ne görüyorlar, gerçekten merak ediyorum.
Türkiye eski Türkiye değil. Kürt sorununu doğuran ne şartlar ne anlayış var. Kürtler eskiden de eşit vatandaşlardı ama şimdi kimlikleriyle, dilleriyle tanınan ve itibar gören eşit vatandaşlardır. Suriye’de de Kürtler yüzyıl boyunca bizdekinden çok daha kötü bir ayırımcılığa tabi tutuldular. Kürtlerin biraz itibar gördükleri tek dönem Türkiye’ye karşı önceleri Esed’in kullanışlı aparatı olarak görüldükleri son dönem. O dönemde kendilerine tanınan ve ABD’nin de desteklediği misyonun bugün hiçbir zemini kalmamış durumda. Esed ve ABD’nin Kürtler için düşündüğü şey zaten Suriye’nin sosyolojisine son derece aykırı bir konumdu.
FIRAT’IN DOĞUSUNDA SDG YAPILANMASI SOSYOLOJİYE AYKIRI
Halep’te silahlı bir örgüte kurtarılmış bölgeler tahsis etmek ne kadar sosyolojiye ve şehir gerçeklerine aykırı ise Fırat’ın doğusunun tamamını SDG’nin silahlı kontrolüne vermek de bölgenin sosyolojisine son derece ters. Fırat’ın doğusunda (Rakka, Deyrzor, Haseke’i içeren bölgede) Kürtlerin toplam varlığı yüzde 15’i geçmez. SDG’ninse bünyesindeki silahlı unsurların yüzde 75’i Araplardan oluşuyor. Bu bölgenin halihazırda SDG’nin kontrolünde olması Kürtlerin buralarda sosyolojik olarak veya asabiyelerinin çok güçlü olmasından değil, sadece ABD tarafından İsrail’in stratejik planları gereği burada desteklenmiş ve görevlendirilmiş olmasından dolayı.
DAİŞLE GERÇEK MÜCADELEYİ TÜRKİYE VE ŞARA YAPTI
Şimdi bu görevlendirmenin gerçekleştiği ortamdan da hızla uzaklaşmış bulunuyoruz. O görevlendirme DAİŞ’le mücadele bahanesine dayanmıştı. DAİŞ’in zaten tam da bu görevlendirmeye bahane olarak bizzat ABD-İsrail ortak üretimi olduğunu artık sağır sultanlar biliyor. Dahası DAİŞ’e karşı en etkili mücadeleyi zaten başta Türkiye olmak üzere şimdiki Suriye yönetiminin başı Ahmet el-Şara yapmıştır. Bu saatten sonra DAİŞ’le mücadele edilecekse de bu mücadele yine Suriye merkezi hükümetinin kumandasıyla yapılacaktır. SDG’ye burada da bir rol kalmamıştır.
Neticede SDG’nin Fırat’ın doğusunda da silahlı gücüyle var olmasını gerektirecek hiçbir bahanesi kalmamıştır. Orada SDG olarak var olmasını gerektirecek hiçbir sosyolojik zemini de yok zaten. Yüzde 80’lik Arap nüfusu üzerinde yüzde 15’i aşmayan nüfusuyla ancak baskıcı ve kanlı bir diktatörlükle yeni bir tür Baas yönetimi kurulabilir. Buna özeniyorsa bu bir Kürt hakkı değil Kürtler adına bir haksızlık. Kürtlere yapılan haksızlığa hep birlikte karşı çıktık, hala çıkarız. Kürtlere, Türklere, Araplara veya hiçbir kavme kimse haksızlık yapamaz, yapmamalı. Ama herhangi bir kavim de diğerlerine haksızlık yapmamalı.
SURİYE HERKES İÇİN VARDIR VE ANCAK HERKESLE BİRLİKTE İNŞA EDİLİR
Suriye’de Eşrefiye ve Şeyh Maksut’un Kürtlerinin bu SDG haksızlığından kurtarılmasından sonra Suriye makamlarından gelen mesajlar son derece olumlu. Hiçbir aşırılık, zafer sarhoşluğu veya Kürtlere yönelik en ufak bir öfke, kin veya düşmanlık yok. Bilakis son derece kucaklayıcı, kardeşliğe ve birlikte yaşama ve eşit vatandaşlık ilkelerine güçlü bir davet var.
Ahmed Şara›nın Aşiretler ve Doğu Bölge Temsilcisi Cihad İsa Eş-Şeyh’in hem Kürtlere hem Arap aşiretlerine ayrı ayrı hitap eden şu çağrısı mesela:
FIRAT’IN DOĞUSUNDAKİ ARAP AŞİRETLERİNE VE KÜRT KARDEŞLERİMİZE ÇAĞRI
Barış hayatı tercih etmek, Savaş ise ağır bir sorumluluktur...
Fırat’ın doğusundaki Arap aşiretlerinin şeyh ve ileri gelenlerine, Toprağın, tarihin ve kaderin ortakları olan Kürt kardeşlerimize sesleniyoruz:
Bugün sizlere ne bir düşmanlık diliyle, ne üstünlük iddiasıyla, ne de tehdit üslubuyla hitap ediyoruz. Aksine, Suriye’ye, onun evlatlarının kanına ve yıllardır acı, çatışma ve bölünmüşlükle yıpranmış gelecek nesillerine duyduğumuz samimi kaygı ve sorumluluk duygusuyla sesleniyoruz.
Yakın ve uzak tecrübeler açıkça göstermiştir ki savaş yalnızca yıkım üretir. Öfkenin anlık cazibesine kapılan silah, vatan ortaklarının üzerine doğrultulduğunda bir devlet inşa edemez.
Savaş, şehirlerden önce köyleri yıkar; düşmanları düşürmeden önce toplumsal dokuyu parçalar; intikamın, nefretin ve dış müdahalelerin kapanması zor kapılarını aralar.
Yeni Suriye hükümeti, üstlendiği milli ve tarihî sorumluluğun bilinciyle şunu açık ve net şekilde vurgulamaktadır:
Birinci ve asli tercihi barış, diyalog ve milli ortaklıktır.
Hukukun çatısı altında, ayrımcılığın ve dışlamanın olmadığı, tüm vatandaşların eşit olduğu bir devlet inşa etmektir.
Çünkü barış zayıflık değil, bilakis hikmetin en yüce mertebesidir.
Yeniden imarın, mültecilerin geri dönüşünün, ekonominin istikrarının ve herkesin onurunun korunmasının tek yolu da barıştır.
Fırat’ın doğusundaki Arap aşiretlerine:
Sizler tarih boyunca toplumun emniyet supabı, toprağın ve namusun koruyucusu, istikrarın temel direği oldunuz. Bugün rolünüz her zamankinden daha büyüktür: Sürüklenmenin değil aklın, gerilimi tırmandırmanın değil sükûnetin, ayrıştırmanın değil birleştirmenin rolü.
Güçlü aşiret, silahı çoğaltan değil; fitneyi önleyen, canları ve kanları koruyan, vatanın menfaatini dar hesapların üstünde tutan aşirettir.
Kürt kardeşlerimize:
Sizler Suriye’nin asli bir parçasısınız. Kökleriniz bu toprağın tarihine derinlemesine uzanır. Fedakârlıklarınız inkâr edilemez, haklarınız pazarlık konusu yapılamaz.
Kürtlerin Suriye’deki geleceği, ulusal çevresiyle çatışmakta ya da geçici dış projelere bel bağlamakta değil; tüm evlatlarıyla güçlü ve adil tek bir devlet içinde samimi bir ortaklıkta yatmaktadır.
Şunu açık ve sorumluluk bilinciyle söylüyoruz:
Savaş, yeni Suriye hükümetinin arzuladığı bir seçenek değildir; ona yönelmez, onu temenni etmez. Çünkü bedelinin herkes için, istisnasız, çok ağır olacağını bilmektedir.
Ancak aynı zamanda devlet, ülkenin birliğini, egemenliğini ve vatandaşlarının güvenliğini koruma görevinden de vazgeçemez.
Eğer savaş dayatılır, barış için alan bırakılmazsa; onu körükleyen ve sebep olan taraf, sonuçlarının siyasi, ahlaki ve tarihî sorumluluğunu bütünüyle üstlenecektir.
Bugün açık bir yol ayrımındayız:
Ya diyalog kapısını açan, yeni bir toplumsal sözleşmenin temelini atan, her bileşene devlet içinde hakkını veren barış yolu…
Ya da kazananı olmayan, geleceği bulunmayan, hatırası bile hayırla anılmayan savaş yolu...
Gelin, ölümü değil hayatı, tepkiselliği değil aklı, dar projeleri değil vatanı, savaşı değil barışı seçelim.
Bu bir tehdit değil, sorumluluk mesajıdır.
Bu bir uyarı değil, umut çağrısıdır.
Bu, “Suriye herkes için vardır ve ancak herkesle birlikte inşa edilir” diyen milli bir mesajdır.






HABERE YORUM KAT