
Savaşların ardındaki ekonomik nedenler
Füzeler dışarıya doğru yöneliyor. Para ise içeriye, yukarıya, her zaman yukarıya, bu makinenin mimarlarına doğru akıyor. Ve bu makine, para kazandırmaya devam ettiği sürece asla durmayacak.
Muhammad Bilal Malik’in MEE’de yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
Savaş, uluslararası düzenin ihlali değildir. Seçkin bir azınlık için ise, savaş tam da amaçlandığı gibi işleyen uluslararası düzendir; insan ıstırabını kurumsal kâra, siyasi avantaja ve nesiller boyu sürecek servete dönüştüren bir makinedir. Düşen bombalar rastgele değildir. Bunlar hesaplanmış bir stratejinin parçasıdır ve her hesaplamanın arkasında bir bilanço yatmaktadır.
2024 yılında, dünyanın en büyük 100 silah üreticisi toplam 679 milyar dolar gelir elde etti; bu, insanlık tarihinde kaydedilen en yüksek rakamdır. Bu toplamın 334 milyar doları tek başına Amerikan firmalarına aitti. Bu servet boşlukta yaratılmadı. Ukrayna, Gazze, Lübnan ve şimdi de İran'ın enkazı üzerinde, sözleşme sözleşme inşa edildi.
Rusya Şubat 2022'de Ukrayna'yı işgal ettiğinde, jeopolitik gerilimler tırmandı ve her iki tarafta da bir hayatta kalma savaşı başladı. Ukrayna, yardım ve askeri teçhizat için batıya, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri'ne koştu. Bunun ardından gelenler kamuoyuna bir dayanışma eylemi olarak sunuldu. Ancak bunun gerçekte tetiklediği şey, modern Amerikan tarihinin en kârlı tedarik döngülerinden biriydi.
Raytheon CEO’su Gregory Hayes, işgalin hemen ardından yatırımcıların karşısına çıktı ve bu çatışmanın şirketin kârlılığı açısından “çok, çok iyi” olacağını açıkladı. Bu bir tahmin değildi. O, piyasayı okuyordu. Raytheon, takip eden aylarda 180 milyar dolarlık rekor bir sipariş birikimi bildirdi. Lockheed Martin, 2023 yılında 6,9 milyar dolarlık net kar açıkladı; bu, bir önceki yıla göre yüzde 21'lik bir artış anlamına geliyordu ve şirketin elinde 160,6 milyar dolarlık yerine getirilmemiş silah sözleşmesi bulunuyordu. ABD'nin silah ihracatı rakamı, 2024 mali yılında 200,8 milyar dolara ulaştı; bu, bir önceki yılki 157,5 milyar dolardan keskin bir artış anlamına geliyordu.
Bunlar tesadüfî rakamlar değil. Bunlar, siyaset felsefecisi Max Weber'in bir asırdan fazla bir süre önce tanımladığı bir sistemin mimarisidir. Weber, “Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu” adlı eserinde, Protestanlığın, özellikle de Kalvinist teolojinin kapitalizme ahlaki temel sağladığını savunmuştur. Bu geleneğe göre zenginlik, açgözlülük değildi. İlahi bir onaydı. Birikim bir erdemdi. Kâr bir lütuftu.
Bu teolojik miras, bugün Amerikan savunma sanayisinde yüksek sesle yankılanmaktadır. 6,9 milyar dolarlık kâr, yalnızca finansal bir sonuç değildir. Batı ticaretini şekillendiren kültürel mantık içinde, bu kâr, erdemin kanıtıdır. Ve bu şirketler için ateşlenen her füze her bir trajedi değildir. Bu, insan kanıyla ödenen, vergi mükelleflerine faturalandırılan ve hissedarların hesaplarına yatırılan bir faturadır.
Bu sistemi ayakta tutan mekanizma gizli değildir. Kendi içselleştirilme süreciyle korunarak, herkesin gözü önünde işler. Buna “döner kapı” denir; üst düzey personelin Pentagon, ABD Kongresi ve özel savunma sanayisi arasında kesintisiz bir şekilde geçiş yapmasıdır.
Hükümet Sorumluluk Ofisi'nin 2021 tarihli bir raporuna göre, sadece beş yıl içinde 1.700 üst düzey ABD hükümet yetkilisi silah endüstrisindeki pozisyonlara geçmiştir. Emekli dört yıldızlı generallerin ve amirallerin yüzde 80'inden fazlası doğrudan savunma şirketlerinin yönetim kurullarına veya lobi faaliyetlerine geçmiştir; kariyerlerini savaş kararları alarak geçirmiş bu adamlar, şimdi bu kararların devam etmesini sağlamak için para almaktadır.
2023 yılında Lockheed Martin, Washington'da 65 lobiciyi görevlendirdi. Bunların 48'i eski hükümet yetkilileriydi. Şirket, sadece o yıl lobicilik faaliyetlerine 14 milyon dolar harcadı. 2001'den bu yana silah endüstrisi, ABD Kongresi'nde lobicilik faaliyetleri için toplamda 2,5 milyar dolardan fazla harcadı; her yıl yaklaşık 700 lobicinin, Amerikan bombalarının bir sonraki hedefini belirleyen kişilerin kulağına fısıldadığı bir ortam söz konusu.
Savaşa oy verenler ile savaştan çıkar sağlayanlar, şaşırtıcı sıklıkla aynı kişilerdir. Bu durum geçen yıl öyleydi ve gelecek yıl da öyle olacak.
Başkan Dwight D. Eisenhower bu tehlikeyi çok iyi anlamıştı. Ocak 1961'deki veda konuşmasında, Amerikan halkını, askeri-sanayi kompleksi olarak adlandırdığı şey konusunda uyardı. Savunma sanayisi ile askeri kurumlar arasındaki bu ittifak, denetlenmezse demokratik yönetimi yozlaştıracak ve kalıcı bir savaş ortamı yaratacaktı. O haklıydı. Uyarı dikkate alınmadı. Kompleks büyüdü.
Şimdi gerçek zamanlı olarak neler olup bittiğine bakın, çünkü kanıtı olmayan teori sadece bir görüşten ibarettir ve bugün kanıtlar çok açıktır.
2026 yılının Şubat ayının son günlerinde ve Mart ayının ilk günlerinde, ABD ve İsrail, 12 saatlik tek bir operasyon penceresi içinde İran’a karşı yaklaşık 900 saldırı düzenledi. ABD ordusu, günlük harcamalarında tahmini 890 milyon ila 1 milyar dolar arasında bir tutarı tüketiyor. İran ise ABD üslerini ve İsrail topraklarını hedef alan yüzlerce balistik füze ve 2.000’den fazla insansız hava aracıyla misilleme yaptı. On bir gün süren çatışmalarda 1.700'den fazla kişi hayatını kaybetti.
Ekonomik sonuçlar anında tüm dünyaya yayıldı. Petrol fiyatları, Rusya-Ukrayna savaşından bu yana ilk kez varil başına 100 doları aştı. Hürmüz Boğazı: Dünya petrol arzının yüzde 20'sinin geçtiği bu dar boğaz, kapatılma tehdidi altında. Katar Enerji'nin dünyanın en büyük sıvılaştırma tesisinde mücbir sebep ilan etmesinin ardından, Asya'daki LNG fiyatları bir haftada iki katından fazla arttı. Dow Jones Endüstri Ortalaması tek bir seansta 1.000 puandan fazla değer kaybetti. Tedarik zincirindeki aksaklıklar ve yakıt maliyetlerindeki artışların etkisiyle küresel gıda fiyatları yeniden yükseliyor.
İran, İsrail, Lübnan ve Körfez bölgesindeki siviller, hayatları ve geçim kaynaklarıyla bedel ödüyor. Ve Bethesda, Arlington ve Capitol Hill koridorlarında bir yerlerde, hissedarlar rakamların yükselmesini izliyor.
Bu, savaş ekonomisinin en acımasız hali. Tek bir çatışma. Tek bir süper güç ve onun savunma sanayisi. Tek bir ortak sonuç: Sürekli çatışmalardan çıkar sağlayan, köklü bir elit; bunu durduramayacak kadar çıkar ilişkilerine bulaşmış, bu işin içine çok fazla yatırım yapmış ve yapısal olarak ele geçirilmiş kurumlar tarafından ayakta tutuluyor.
Döner kapı dönmeye devam ediyor. Lobi bütçeleri büyümeye devam ediyor. Siparişler artmaya devam ediyor. Ve her yeni çatışma, her yeni savaş alanı, füzeler, insansız hava araçları ve sivil kayıplarla ilgili her yeni manşetle birlikte, yeni bir tedarik döngüsü başlıyor.
Füzeler dışarıya doğru yöneliyor. Para ise içeriye, yukarıya, her zaman yukarıya, bu makinenin mimarlarına doğru akıyor. Ve bu makine, para kazandırmaya devam ettiği sürece asla durmayacak.
* Muhammad Bilal Malik, Uluslararası ilişkiler alanında uzmanlaşmış bir yazardır.. Yazıları, Pakistan’ın önde gelen iki yayını olan Business Recorder ve Daily Times’da yayımlandı. Şu anda Lahor’daki Orta Pencap Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler bölümünde lisans eğitimime devam ediyor.



HABERE YORUM KAT