1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Ramazan Kayan: MORO bağımsızlık mücadelesi ve yeni imar süreci!..
Ramazan Kayan: MORO bağımsızlık mücadelesi ve yeni imar süreci!..

Ramazan Kayan: MORO bağımsızlık mücadelesi ve yeni imar süreci!..

Yarım asırlık kesintisiz bir direnişin ardından doğal olarak halk yorgun ve yoksul… Ancak ağır bedeller ödeyerek elde ettikleri özgürlüğün onurunu ve mutluluğunu yaşıyorlar.

02 Ocak 2026 Cuma 01:33A+A-

Uzak bir coğrafya, uzun bir mücadele ve çoğu zaman gözlerden ırak bırakılmış bir direniş hikâyesi… Moro Müslümanları, beş asrı aşan özgürlük mücadelesini ağır bedeller ödeyerek bugünlere taşıdı. Bu bağlamda Zehra Türkmen, Konya Ribat İnsani Yardım Derneği’nin davetiyle Moro’ya giden Ramazan Kayan ile eski bilgilerimizi de tazeleyen bir röportaj gerçekleştirdi.

Söyleşide Kayan, Moro’da direnişin hafızasına ve devletleşme sürecinin kırılgan umutlarına dair tanıklıklarını aktarırken; tarihten bugüne uzanan bu yolculukta Moro’nun İslami talim, cihad, sabır, diplomasi ve ümmet bilinciyle örülü hikâyesini, Selamet Haşimi’den Hacı Murat İbrahim’e uzanan liderlik çizgisini ve yeni dönemin zorlu imtihanlarını değerlendirdi.

RÖPORTAJ: Zehra Türkmen

- Moro yolculuğunuz ve izlenimleriniz hakkında bizi bilgilendirmenizi rica edeceğim. Moroya hangi vesileyle gittiniz ve Müslümanların temsilcileriyle temasınızı nasıl sağladınız?

Yolculuk, insanoğlunun en anlamlı belki de en masum tutkularından biridir. Yaşadığımız coğrafyanın dışına çıkmak bakış açımızı büyütür, ufkumuzu açar. Yola düşünce dünyanın bizden ibaret olmadığını anlıyorsunuz. Şahsen benim seyahat, tarihi mekanlar, müzeler, doğal güzellikler değil öteki insanlar, başka yaşamlar, yeni dünyalar, güzel tecrübeler için sürekli içimde tükenmeyen bir istektir... Ne zaman önüme bir seyahat fırsatı çıksa "hayır" dememeye çalışırım. Bu sefer de Konya Ribat İnsani Yardım Derneği'nin Moro için gelen davetini içtenlikle kabul ettim. Bizim jenerasyonun gençliğimizin ilk yıllarında marş, ezgi, şiir ve sloganlarımızın konusu olan Moro, bugün beş asırlık özgürlük şarkısını tamamlamış, umutlarımıza ışık olmuştu.

Şiir gibi bir ülke olan Moro'ya yerel marşlarını dinlemeye ve kendilerini selamlamaya gittik... Bizimki gecikmiş biri ziyaretti... Neyse ki, İnsani Yardım Kuruluşlarımız gözlerden uzak olan o coğrafyayı unutmamışlar... Kalıcı ve kayda değer projelere imza atıyorlar… Bu gecikmişliğimizin kefareti niyeti ile az zamana birçok ziyaret ve temaslarda bulunmaya gayret ettik... Öncelikle Türkiye'den giden yardım kuruluşlarımızın yardım ve yatırım çalışmalarını yerinde gözlemledik...

MILF (Moro İslami Kurtuluş Cephesi'nin) yarım asırlık mücadelesinin mektebi olan Ebubekir ve Bedir kamplarını ziyaret ettik. Cephe komutanları ile görüştük.  Devletleşme sürecinde muhtemel olumsuzluklara karşı teyakkuzda bulunduklarına tanık olduk. Mücahit sayısını azaltmakla birlikte kampların aktif olduklarını gördük... Süreç devam etse de her ihtimale karşı cihad seçeneğini ve cihad altyapısını hazır tutmaya devam ediyorlar... Direnişin Selamet Haşimi'den sonraki Hacı Murat İbrahim'i makamında ziyaret etmek nasip oldu. Direniş ve devletleşme sürecindeki tecrübelerini dinleme fırsatımız oldu... Moro tecrübesi basiretle değerlendirilirse umarım benzeri direniş hareketleri için ilham kaynağı ve model olma özelliği taşıyor... Patani içinde kayda değer bir örneklik…

- Portekizlilerden Amerikalılara kadar birçok gücün Moroya müdahalesi bölgenin toplumsal yapısını nasıl etkilemiştir?

Filipinlilerin tarihinde en önemli dönüm noktalarından birisi 1521'de Ferdinand Macellan'ın adalara gelmesiyle başlamıştır. Macellan, Maç'tan ölmüştür. Bu savaşta Macellan'a karşı savaşan Lapu uzun süre adaların işgaline karşı direnmiş ve işgali engellemiştir. Lapu, günümüzde bu Adaları savunan ilk kişi ve Müslüman olmasının yanı sıra bölgenin tarihi kahramanı olarak Filipinler yönetimince tescillenmiş ve Morolıların bayrağındaki Lapu Lapu'nın kılıcı olarak hak ettiği yeri almıştır. Ancak devam edegelen saldırılar sonrasında emperyal amaçları doğrultusunda İspanyollar adaları işgal etmişlerdir. 16. Yüzyılın ortalarında (1565) adaları işgal eden İspanyollar, o dönemin İspanya kralı 2. Philip'e atfen adalara isim olarak Filipinler anlamında LasIslas Filipinas ismini vermişlerdir. İspanya sömürü dönemi yaklaşık 300 yıl sürmüş. İspanyol sömürgecileri Filipinler'deki sosyal dini ve kültürel yapıyı derinden etkilemiş kısa denilecek bir sürede Filipinler'deki insanları dini soykırıma tabi tutmuştur. İspanyolların etkisi Katolik inancının yayılmasıyla kendini göstermiştir. Günümüzde Moraların mücadelesini anlamak için İspanyol sömürü dönemi oldukça önemlidir.

Amerika'nın 1898'de Filipinler'i İspanya'dan alması adaların tarihinde bir başka dönüm noktasını oluşturmuştur. 2. Dünya savaşı sırasında 6 yıllık kanlı Japon işgali bu coğrafyada çok zor yıllara neden olmuştur. 1946 yılında Filipinler bağımsızlığını ilan edince Müslüman toplum için çok farklı bir süreç başlamıştır. Siyasal, toplumsal ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalınmıştır.

- Moro Müslümanlarının özgürlük mücadelelerinin seyir aşamaları hakkında bize kısaca neler anlatabilirsiniz? Ayrıca uzun süren mücadele süreci Moro sosyal dokusunda nasıl izler bırakmıştır?

İspanyollar 1565 tarihinde sömürgeci güç olarak Filipinlere geldiklerinde bölgeye Müslümanlar hâkimdi… Endülüs’te Müslümanları zulümle bitiren İspanyollar bu deneyimlerini Moro Müslümanlarına da acımasızca uygulamışlardır. Zira İspanyollar bölgeye geldiklerinde sadece toprakları işgal etmekle kalmadılar, aynı zamanda Müslümanların kimliklerini reddettiler ve kendilerini zorla Hıristiyanlaştırmaya çalıştılar. Buna direnen Müslümanlar ya öldürüldüler ya da bölgeyi terk etmek zorunda kaldılar. Manila bölgesinde yoğunlaşan Müslümanlar işgalci İspanyollara karşı gerilla savaşı vererek varlıklarını sürdürdüler. Yüz yıla yakın süren bir savaş döneminden sonra, 1645 tarihinde imzalanan bir antlaşmayla taraflar karşılıklı olarak birbirinin varlığını kabul ettiler. Böylece Müslümanlar asırlarca devletlerini korumayı başardılar. Amerikalılar bölgeye geldiklerinde buralar hâlâ büyük oranda Müslümanların kontrolündeydi.

19. yüzyıla gelince dünyadaki güç dengelerindeki değişim bu bölgeyi de etkiledi. Osmanlı güç kaybederken İngiltere, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri nüfuz alanlarını genişletiyorlardı. 1898 yılında İspanyollar, Amerikalılarla mücadele edemeyeceklerini anlayınca yaptıkları bir anlaşma ile Filipinleri Amerikalılara devrettiler. Bangsamoro Müslümanları için bu süreçte değişen bir şey olmadı, ABD zulmü başladı. Asırlarca ayakta durmayı başaran Sulu devleti 1915 yılında Amerika tarafından yok edildi. Emperyalist ABD’nin Müslümanların varlığına tahammülsüzlüğü yeniden kendini göstermişti. O yıllarda Osmanlı oldukça güçten düşmüş durumdaydı ve yapabileceği bir şey de zaten yoktu.

Amerikalılar baskıcı ve inkâr politikalarını sürdürerek, Hıristiyan halkı Bangsamoro topraklarına yerleştirerek buradaki Müslüman çoğunluğu azınlık konumuna düşürme planlarını hayata geçirdiler. Müslümanların bu süreçte uluslararası zemindeki hak arayışları da sonuç vermedi. İkinci Dünya Savaşı yıllarında bu defa bölge Japonların saldırısına uğradı. Japonların yenilip çekilmesinden sonra ABD daha da güçlenerek geri döndü.

ABD 1946 da Filipinlere bağımsızlık kararı verdi. Ancak Müslümanlara yönelik tutum ve baskılarda değişen bir şey yoktu. Müslümanlar işbirlikçi Filipinler yönetiminin insafına terkedildi. Müslümanları yok sayan ABD, bu tutumuyla bir iç savaşın fitilini ateşledi. Müslümanlar bu süreçte Filipinler devleti dâhilinde siyasi zeminde hak arayışlarına girdiler. Ancak Filipinler yönetimi bu iyi niyetli çabaları dikkate almadı, aksine inkâr ve asimilasyon politikalarını tercih etti. Etnik temizlik yoluna gitti. Zamanla sistematik katliamlara başvurdular. Müslümanların canlarına, mülklerine hatta namuslarına yönelik saldırılar kesilmeyince zorunlu olarak Müslümanlar da meşru savunma haklarını kullanmak için yapılandılar, silahlı mücadele kararı alarak bu vahşetin önüne geçmeye çalıştılar.

1972 yılında Ferdinand Marcos yönetimi sıkıyönetim ilan etti. On binlerce Müslüman yok edildi. Geri kalanlar Sabah bölgesine göçmek zorunda kaldılar. Bundan sonra teşkilatlanma ve aktif mücadele süreci başladı.

- Moro meselesi, 1970li yılların ortalarında Gölge, Düşünce, Yeni Ölçü ve Şura, Tevhid gibi dergilerde yer almasına rağmen daha sonraları Türkiyede ve İslam dünyasında yıllarca gözden uzak kalmasının sebepleri sizce nedir?

Maalesef küresel ölçekte Müslümanlar arasında iletişim, yardımlaşma ve dayanışma misyonunu sürdürecek ne sivil ne de siyasi bir otoritemiz ya da kuruluşumuz yok. İletişim çağında Ümmet iletişim sorunu yaşıyor. Yetmişli yıllarda şiirlerimize, ezgilerimize, sloganlarımıza, söylemlerimize konu olan Moro, zamanla unutuldu… Kaderine terk edildi..Moro İslami Kurtuluş Cephesi içe kapanınca kendilerini temsil ve tanıtım konusunda bir açılımları olmayınca gözden uzak kaldılar… Gündemlerimize yeterince giremediler… Bir diğer faktör de şu: Gündemde olan konu siyasi iradenin gündemine girmeyince sivil alana da geç intikal ediyor. Başka bir neden de, uluslararası organizasyon, seyahat ve hareket kabiliyetimizin düşük olması.

- Moro mücadelesinin dinamikleri ile Filistin veya Gazze gibi diğer direniş hareketleri arasında hangi temel farkları görüyorsunuz?

Moro İslami mücadelesi Uzakdoğu Asya'da olduğu için dünyanın ve ümmetin gündeminde hak ettiği yeri bulamadı... Filistin İslami direnişi bu anlamda mâşeri vicdanda ciddi etkiler bıraktı, küresel kamuoyunun desteğini celbedebildi... Ayrıca Filistin diasporası bu anlamda oldukça deneyimli ve aktif... Bu bağlamda Moro direnişinin medya ve kurumsal tanıtım ayağı oldukça zayıf...

İki direniş hareketinin ortak özelliği, öncelikle kendi halkları ile barışık kalmayı başarması, düşman güçlere karşı halkla ve diğer muhalif direniş grupları ile ortak hareket etme zeminini oluşturabilme başarısıdır.

Bir diğer ortak nokta, dışarıdan gönüllü mücahid kabul etmeme, kendi insan kaynakları ile yetinme... Ekonomik kaynak konusunda da dışarıdan gelecek yardımlara bel bağlamadan, kendi özgün kaynakları ile direnişi sürdürmek…Yine her iki hareketin manevi dinamiklerinin ve ahlaki temellerinin çok güçlü olması... Filistin direnişinin  entelektüel yönü, eğitim düzeyi dünyadaki diğer İslami hareketlerden daha ileri ve daha zengin... Her iki hareket antiemperyalist olma noktasında ortak bir eksende duruyor, ancak mücadele tekniği açısından Filistin direnişi kendini yenileme ve geliştirme dinamizmine sahip…

- Bahsettiğim dergilerimizde de yer alan 18 Mart 1968de yaşanmış bir “Jabidah Katliamı” olmuş bu nedir? Bir de daha sonraları kurulan bir Moro İslami Kurtuluş Cephesi diye bir olgu var?

Filipinler hükümeti Malezya'ya bağlı Sabah bölgesini ele geçirmek için "Özgürlük Operasyonu" planlamıştı. İlk olarak özel eğitimli askerler bölgeye sızarak psikolojik savaş yürütecek ve olası operasyon için askeri müdahale noktalarını belirleyecekti. Filipinler Silahlı Kuvvetlerinden Jabidah Birliği'nin yapacağı operasyon çok az kişi tarafından biliniyordu.  Askerler arasında yer alan Morolu Müslümanlar, Malay kardeşlerine zarar verecek bu operasyona katılmak istemediler.

Operasyonun açığa çıkmasını istemeyen Ferdinand Marcos yönetimi Müslüman askerlerin öldürülmesi emrini verdi.18 Mart 1968 günü 64 Morolu askerin mensubu oldukları Filipinler ordusu tarafından öldürülmesi tarihe "Jabidah Katliamı" olarak geçti. Yaşanan bu olay Morolu Müslümanların özgürlük mücadelesini tetikledi.1969'da Nur Misuari ile başlayan MNLF (Mora Ulusal Kurtuluş Cephesi) özgürlük mücadelesinde Selamet Haşimi de bulunuyordu. Süreç içerisinde MNLF  beklenen mesafeyi alamayınca Haşimi bu yapıdan arkadaşlarıyla beraber ayrıldılar, MILF (Moro İslami Kurtuluş Cephesini) 1979'da kurdular.

ramazankayan2.jpg

- Moro İslami Kurtuluş Cephesi’nin öncüleri  fikri ve metodik olarak nasıl bir yol izlediler?

Hareketin kurucusu Selamet Haşimi, 60'lı yıllarda Ezher'e gidiyor, Ezher'de okurken

İhvan-ı Müslimin ile, rahmetli Seyyid Kutub ile ve dünyanın değişik yerlerinden gelen hareket temsilcileriyle tanışıyor.

İhvan'ın ilkelerini, İhvan'ın yapılanmasını, İhvan'ın stratejilerini inceliyor. Direniş, ıslah ve inşa mücadelesinin kökleri ve yayılımı hakkında bilgi sahibi oluyor. Mısır'da Ezher'i bitirince Pakistan'a gidiyor, Mevdudi ve Cemaat-i İslami ile tanışıyor,

Cemaat-i İslami hareketini inceliyor. Cemaat-i İslami'nin yapılanmasından, ilkelerinden, çalışma esaslarından oldukça yararlanıyor. Pakistan'dan sonra Afganistan'a geçiyor.

Afgan direnişini, kıyamını inceliyor. Burhanettin Rabbani'yle görüşüyor. Gülbettin Hikmetyar'la görüşüyor. Onların o kıyam sürecini öğreniyor, mücadele süreçleriyle toplumsal dinamiklerin irtibatını inceliyor. Oradan kalkıyor, Türkiye'ye geliyor. Necmettin Erbakan hocayla görüşüyor. Milli Görüş Hareketi'ni inceliyor. O günün şartlarında dünyadaki İslami hareketlerin tecrübelerini önüne koyuyor ve Moro’ya dönüyor.

Moro İslami Kurtuluş Cephesi’ni oluşturan Selamet Haşimi, Moro’ya özgü ve uygun, yerelimize uygun nasıl bir hareket, nasıl bir mücadele tarzı şey yapabiliriz. Doğrudan bir yere eklemlenmiyor, küresel cihad tekliflerini metodik olarak İslami bulmuyor; ve ayrıca başka coğrafyaların modelini olduğu gibi ülkesine taşımıyor, kendi şartlarına göre fıhhedip özgün bir model oluşturma yoluna gidiyor.

- MILF Lideri Selamet Haşimi’nin şiddete başvurmama prensibinden bahsediliyor. Jabidah Katliamı sonrası oluşan bu yaklaşımı Moro mücadelesinin seyri açısından nasıl değerlendirmeliyiz?

Selamet Haşimi basiretli bir yol izledi... Şiddet eylemlerinden belli bir güce ulaşıncaya kadar kaçındı… Filibin’e hakim olan Marcos rejimiyle mücadeleden geri durmadı ama enerjisini MNLF'ye karşı hiç kullanmadı...

Selamet Haşimi, MNLF  için"Onlar bize saldırıda bulunsa bile biz karşılık vermeyeceğiz. Ben bu hareketi Müslüman kanına eli bulaşmıştır, diye tarihe yazdırtmayacağım." demiştir. Moro’daki solcu ve milliyetçilere karşı oldukça ılımlı davranmıştır. Moro nüfusunun %40'ı gayrı müslimlerden oluşmasına rağmen, zorba rejime ve işgalci zihniyete karşı direnişi sürdürürken halkları ile barışık olabilmiş, onların sempatisini kazanabilmişlerdir.

- Selamet Haşiminin vefatından sonra liderliğe getirilen Hacı Murat İbrahimin Moro hareketine getirdiği yaklaşımda bir değişiklik olmuş mudur?

Hareketin lideri Hacı Murat İbrahim’i evinde ziyaret ettik… İslam’ın asaletini, cihadın vakarını, imanın izzetini kendisinde gördük… İleri yaşına rağmen kararlı duruşuna tanık olduk…Hacı Murat İbrahim direniş yıllarında barış kapılarını hep açık tutmuş, cihaddan ödün vermezken, barıştan hiç kopmamış…Barış sonrasında yani özerklik günlerinde ise direniş seçeneğini sürekli saklı tutuyor… Olur ki süreç çıkmaza girerse, kamplarda teyakkuz halini hala sürdürüyor… Her ihtimale hazırlıklılar…Bir de Hacı Murat İbrahim’de ümmet bilinci, evrensel İslami hareket ufkunu oldukça dinamik gördüm… Oturduğu odanın bir duvarında Osmanlı arması, diğer duvarında üç bayrak asılı; ortada Bangsamoro bayrağı, sağında Filistin, solunda Türkiye bayrağı duruyordu… Bölgeye etkisine gelince bu birazda bölgedeki unsurların ilgisine bağlı… Moro’ya gerekli ilgi olacak mı?

- Bangsamoronun bugün ulaştığı siyasi yapı size göre nasıl bir başarı hikâyesi ortaya koyuyor? Bu yeni yapı bölgenin geleceği açısından sizde tutarlı bir ümit uyandırabildi mi?

Adanmış bir toplumun, basiretli kadroların kararlı mücadelesinin güzel sonuçlarına Moro’da tanıklık ediyoruz… Bu başarı bir tesadüf değil, uzun yıllara sarkan bin bir çile ile yoğrulmuş, ince ince dokunmuş bir mücadelenin öyküsüdür… Tüm zamanlarda nezih ve net bir cihadın zorbaların tuzak ve oyunlarını bozmanın en etkili bir yoludur. Moro sadece direniş sürecinde değil, diplomasi masasında da başarılı bir sınav verdi ve bu günlere geldi… İnanıyoruz ki, devletleşme ve siyasi duruşu ile de dünyadaki diğer kurtuluş hareketlerine bir model olacaktır... Patani, Keşmir, Arakan, Doğu Türkistan için bir ilham kaynağı olabileceğini ümit ediyorum…

Şu an için gelecek ile ilgili bazı kanaatleri serdetmek, cümleler kurmak erken olabilir… Ancak 5 asırlık bir mücadele geleneği olan bu halk, biiznillah daha fazlasını hak ediyor diye düşünüyorum… Çünkü “Nice az bir topluluk, Allah’ın izni ile nice kalabalık ordulara galip geldiler.”

- Moro toplumunda en dikkat çekici dayanışma veya direnç unsuru nedir ve bu kültürün yeniden yapılanmada nasıl bir rol oynadığını düşünüyorsunuz?

Moro toplumunu yakından tanıyınca dünyanın en savaşçı toplumlarından biri olduğuna şahit oldum… Sömürgeciliğin başladığı günden bu güne kesintisiz bir savaş tarihleri olmuş, 500 yıllık bir savaştan bahsediyoruz, dile kolay… Önce İspanyollar, sonrasında Amerikalılar, Japonlar ve en son 50 yıl işbirlikçi rejim güçlerine karşı yılmak bilmeyen bir direniş… Direniş Moro’da sadece İslam’ın cihad emrini yerine getirmek değil bir yaşam biçimi, dünya görüşü, varoluş tarzı… Hayatın tamamı cihadla örülmüş…

Fiili cihad sonrası yaşama nasıl intibak edebilecekler bende merak ediyorum… Dünyaya açıldıkça dünyevileşme riskine karşı duruşlarını nasıl koruyacaklar, gerçekten oldukça önemli bir aşama… Öncelikli kaygıları dava ve ukba olunca inanıyorum ki başaracaklar…

- Bölgeyi gezdiğinizde halkın günlük yaşamında sizi en çok etkileyen gözlemleriniz neler oldu?

Moro halkı yıllarca zor şartlarda hayata tutundukları için oldukça sade bir yaşamları var… Diyebilirim ki günlük nafakaları ile yetinebilecek bir tevekküle sahipler. Halkın çoğu hala baraka evlerde yaşıyorlar ama huzurlu ve mutlular. Geleneksel dindarlık damarları oldukça güçlü. Çocuklara yönelik medrese çalışmalarının yaygın olduğunu gördük. Yardım dağıtımı yaptığımız bölgelerde halkın oldukça sakin ve kanaatkâr olduğuna tanık olduk. İzdiham yoktu, sırasını sabırla bekliyor, herhangi bir telaş göremiyorsunuz. Cuma namazları apayrı bir coşku ve özenle eda ediliyor. Hafızlık eğitiminin yaygın olarak sürdürüldüğünü gördüm. Bir yetimhanede hafızlığını tamamlayan yetim kızların törenine katıldım. Bir öğrenciye mezuniyet belgesini kendi ellerimle vermiştim. O sıra fark ettim, kız çocuğunun ailesinden hayatta olan hiç kimsesi yoktu. Törende yalnızdı, yalnızlığını Kur'an'a sığınarak gideriyordu.

- Savaşın ve kuşaklar arası süren çatışmanın bugün halk üzerinde bıraktığı en belirgin izler sizce nelerdir?

Yarım asırlık kesintisiz bir direnişin ardından doğal olarak halk yorgun ve yoksul… Ancak ağır bedeller ödeyerek elde ettikleri özgürlüğün onurunu ve mutluluğunu yaşıyorlar. Direnişin kollarında büyüyen gençler yeni süreçte eğitim ve geçim sorununu nasıl çözebileceklerinin arayışı içindeler. Halkın gelecek ile ilgili umutları diri fakat devletleşme süreci ile ilgili ciddi deneyimleri olmayan yönetici kadroların işi gerçekten zor görünüyor.

Bugüne kadar modernizm, dijitalizm ve teknoloji dünyası ile fazla yüzleşmemiş, bu fıtratı temiz toplum yeni zamanlarda yeni sınavlardan yüz akı ile nasıl çıkabilir, kestirebilmek kolay değil. İnancına ve ilkelerine bağlılığı korudukça tüm sorunları aşabilmenin mutlaka bir yolu vardır.

- Uzun yıllar Müslümanca var kalma ve bağımsızlık mücadelesinden sonra ulaşılan yeni statüde yeni neslin eğitimi nasıl geliştirilecek? Moro'da yüksek eğitim boyutuyla hem İslami eğitim yeterliliğini elde edebilecek hem âfak ve enfüse yönelik çalışmalar yapacak iyi bir medrese veya üniversite imkânı gündemde mi?

Moro'da yeni süreçte lider kadro işlerinin oldukça zor olduğunun farkındalar. En çok da yönetim, eğitim ve ekonomik sorunları olduğunu ifade ediyorlar…Çok zor şartlarda bu günlere geldik ama bugün görüyoruz ki bugünkü sınavımız dünden daha zor, diyorlar…Devlet yönetimi direnişten daha zormuş… Bunu fırsat bilen Batılılar bu aşamada her türlü fitne ve fesat peşindeler.. Kumpas ve tuzak ile süreci sabote etmek istiyorlar. Almanlar eğitim işini bize bırakın ekonomik sorunlarınızı çözmede yardımcı olalım önerisiyle gelmişler…Tabii ki, reddedilmişler. Suudiler eğitimi biz üstlenelim teklifinde bulunmuşlar… Bunu mezhebi bir saik ile yaptıklarını Morolar biliyor, geri çeviriyorlar. Bu konuda Türkiye ile işbirliğine hazırlar fakat muhatap bulamıyorlar.

- Moroluların mücadele geçmişi genç nesil üzerinde nasıl bir bilinç oluşturmuş durumda? Gençlerin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şeyler neler olabilir?

Dünyanın her yerinde olduğu gibi Moro’da da gençliğin en ciddi kaygısı, gelecek endişesi… Ve eğitim sorunu…Moro’ya gidince öğrendik; savaş sonrası eğitim için Türkiye’ye gelen gençler ciddi bir hayal kırıklığı yaşamışlar… Toplumsal yozlaşma onları da etkilemiş… Ve şimdilerde Türkiye yerine, Malezya’yı tercih etme yoluna gitmişler…Hacı Murat İbrahim’in bizden bir talebi olmuştu: Üniversite eğitimi için Türkiye’ye gelen gençlerimizle ilgilenebilir misiniz? Doğrusu bu soruya cevap vermekte zorlandık… Neden? Kendi gençlerimizin gidişatını düşününce duraksadım…Gençlerin diğer bir sorunu geçim kaygısı ile Körfez ülkelerine ve Suudi Arabistan’a gidenlerin oralarda karşılaştıkları onur kırıcı muamele… Özellikle ev hizmetleri için giden kadınların maruz kaldığı ikinci sınıf insan muameleleri oldukça endişe verici.

- İslami hareketlerin, yardım kuruluşlarının veya ümmet bilincinin Morodaki Müslümanlar lehine gelişen değişim ve dönüşüm sürecine ait ilgi ve sorumlulukları hakkında neler demek istersiniz?

Yurt dışına çıktığımızda insani yardım kuruluşlarımızın işlev ve önemini çok daha iyi anlabiliyorsunuz… Konunun sadece insanı yardımla sınırlı kalmadığını görebiliyorsunuz. Bunun en son ve en çarpıcı örneğini Moro'da gördük. Türkiye'den Moro'ya giden yardım kuruluşlarmış, özerk yönetime nasıl yardımcı olabileceklerini soruyorlar… Onlar da;

-Yıllarca savaştan başımızı kaldırıp başka sorunlarla ilgilenemedik. Şimdi devlet olduk, eğitimli kadrolara ihtiyacımız var, bize bir üniversite kurabilir misiniz? Yedi yardım kuruluşu güç birliğine gidiyor BTEA üniversitesini koruyorlar. Kim bu kuruluşlar: Deniz Feneri, İnsan Vakfı; Hayrat, Can Suyu, Ribat, Sasa Vakfı; Uluslararası Hukukçular Birliği.

Şu an üç fakülte aktif: İslami İlimler, Turizm ve Balıkçılık Fakülteleri. Önümüzdeki yıl iki fakülte daha hedeflemiş durumdalar. Kampüs inşaatı hala devam ediyor. Konya'dan Ribat İnsanı Yardım Derneği ihtiyaca binaen Moro'da bir radyo kurmuşlar. Yurt açmışlar. Yetimler için medrese açmışlar. İHH yıllara sarkan projelere imza atmış durumda. Barış sürecinde önemli bir misyon yüklenmiş. Afrika'da da yardım kuruluşlarımızın yardımı ile birlikte yatırım, eğitim, davet ve irşad alanlarında çok güzel projeleri hayata geçirdiklerine şahidiz.

- Rabbimiz gönül coğrafyamızın dertleriyle dertlenmemize azim ve vesileler oluştursun, uzak diyarlara kadar uzanan ıslah ve imar davamızın taşıyıcılarına yardımcı olsun.

HABERE YORUM KAT

4 Yorum