
"Rabbim, gönlüme genişlik ver. İşimi kolaylaştır"
Musa şöyle niyaz etti: "Rabbim, gönlüme genişlik ver. İşimi kolaylaştır."

“Musa şöyle niyaz etti: "Rabbim, gönlüme genişlik ver. İşimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz,” Ki insanlar sözümü anlasınlar. “ (Taha Suresi 25-28)
Gördüğümüz gibi, Hz. Musa, öncelikle Rabbi’nden gönlünün genişletilmesini istedi. Çünkü gönül genişliği, sırtlardaki yükümlülüğün sıkıntısını mutluluğa, acısını hazza dönüştürür. Gönüller geniş olunca omuzlardaki yükümlülükler hayatın itici dinamosu olurlar, adımları ağırlaştıran birer ağır yük olmazlar.
Hz. Musâ’nın Rabbi’nden bir başka dileği, görevini kolaylaştırmasıdır. Çünkü yüce Allah’ın, kullarının işlerini kolaylaştırması, başarının vazgeçilmez güvencesidir. Yoksa kul ne yapabilir? Bu ilahi destek olmadan insan nasıl omuzladığı görevlerin üstesinden gelebilir? Çünkü onun güçleri sınırlı, bilgisi yetersiz; buna karşılık aşmak zorunda olduğu yol, uzun, dikenli ve sürprizlerle doludur.
Yine Hz. Musâ’nın, Rabbi’nden dilinin düğümünü çözmesini ve insanların sözlerini kolayca anlamalarını sağlamasını dilediğini görüyoruz. Elimizdeki bilgilere göre Hz. Musâ’nın dilinde tutukluk, bir tür pelteklik vardı. Firavun un karşısına çıkacağı şu sırada, anlaşılan en büyük sıkıntısı buydu. Nitekim başka bir surede bize aktarılan şu sözü, bu problemine çözüm yolu aradığın m açık kanıtıdır:
“Kardeşim Harun’un dili benimkinden daha düzgündür. (Kasas Suresi, 34)
FİZİLALİL KUR’AN
İnşirâh-ı sadrı böyle anlamaya çalışıyoruz. Hz. Mûsâ Rabbimizin kendisine yüklediği bu risâlet vazifesini, Firavun ve toplumuna gidip o azgın insanları uyarma işini, Allah’ın istediği gibi icra edebilmek, Allah düşmanlarından gelebilecek tehlikelere karşı sabırla göğüs gerebilmek için Rabb’inden kalbine bir dayanıklılık, bir cesaret, bir genişlilik istiyordu. Elbette O Allah’ın yeryüzünde seçtiği bir elçi olarak, Allah’ın yeryüzünde istediği kulluğun pratik göstericisi olarak, bir üsve olarak hem bu vahye dayanıcı, hem de onu bizzat icra edici olmalıydı. Elbette karşısındaki amansız düşmanlarına karşı, reddedişlere, alaylara, yalanlamalara karşı göğüs gerebilme gücüne sahip olmalıydı. İşte İnşirâh-ı sadır Allah tarafında elçilerine verilen bir güç, bir destek, bir cesaretti ki Mûsâ (a.s) Rabbimizden onu istiyordu.
BASAİRUL KUR’AN
Zemahşerî’nin bu ayetlere dair yaklaşımını şu başlıklarla özetleyebiliriz:
Allah’ın Hz. Musa’yı doğrudan Firavun a göndermesi, tebliğin en zor noktadan başladığını gösterir.
"Göğsümü Genişlet" (25. Ayet)
Hz. Musa’nın "Rabbim! Göğsümü genişlet" duasını Zemahşerî şöyle açıklar:
Sabır ve Metanet: Peygamberlik görevi ağır bir yüktür. Kalbin daralmaması, zorluklar karşısında nefesin tükenmemesi için manevi bir ferahlık istenir.
Korkunun Giderilmesi: Firavun gibi bir zalimin karşısına çıkacak olan Hz. Musa, beşerî bir endişe taşımaktadır. Göğsün genişlemesi, bu korkunun yerini güvenin almasıdır.
"İşimi Kolaylaştır" (26. Ayet)
Zemahşerî’ye göre bu talep, bir "başarı" duasıdır. Allah bir kuluna bir görev verdiğinde, eğer o görevin önündeki engelleri kaldırmazsa kulun aciz kalacağını ifade eder. Hz. Musa, ilahi yardım olmadan bu büyük yükün altından kalkamayacağını itiraf etmektedir.
"Dilimdeki Düğümü Çöz" (27-28. Ayetler)
Bu ayetler, Zemahşerî’nin dilbilimci kimliğinin en çok öne çıktığı kısımdır:
Düğüm (Ukde):
Anlaşılma Arzusu: Hz. Musa "Dilimi tamamen kusursuz yap" demez, "Sözümü anlasınlar" der. Zemahşerî burada Hz. Musa'nın derdinin kişisel bir hitabet şovu değil, sadece tebliğin net bir şekilde muhataba ulaşması olduğunu belirtir.
Belâgatın Önemi: Zemahşerî, hakikati anlatmak için dilin akıcı ve anlaşılır olmasının ne kadar hayati olduğunu vurgular.
Zemahşerî'nin Notu: Hz. Musa bu duaları, kendi nefsi için değil, Allah'ın dinini en iyi şekilde temsil edebilmek için etmiştir. Bu, bir davetçinin sahip olması gereken en yüksek edeptir.
EL KEŞŞAF TEFSİRİ





HABERE YORUM KAT