
PKK’nın Halep hezimeti
Devrim tarihi boyunca sicilini ihanetlerle dolduran PKK, Fırat’ın doğusunda geniş sayılabilecek bir alanı kontrol ediyor görünse de gerçek tablo bundan farklıdır.
MUHAMMED ATA’nın analizi:
Suriye Devrimi ve PKK’nın İhanet Sicili
Arap milliyetçiliği ideolojisini benimseyen Baas rejimi, 1970 yılında Suriye’de iktidara gelişinden itibaren Arap olmayan unsurlara, özellikle de ülkenin en büyük etnik azınlıklarından biri olan Kürtlere karşı sistematik olarak ayrımcı bir politika izlemiştir. Kürtlere ne devlet kademelerinde ne de önemli mevkilerde yer verilmiş, hatta birçok Suriyeli Kürt vatandaşlık hakkından mahrum bırakılarak yalnızca geçici tanıtım belgeleriyle yaşamaya zorlanmıştır. Devrim öncesi Suriye’de yaşadığım dönemde, Kürtlerin çoğunlukla inşaat işçiliği ve tarım gibi alanlarda çalışabildiklerine bizzat tanık olmuştum.
2011 yılının sonlarında devrim başladığında, Kürt bölgelerinde kısmi hareketlenmeler yaşansa da PKK bu süreci kontrol altına alarak Kürtlerin ayaklanmalara katılmasını engellemiştir. Bu bağlamda Kürt ileri gelenlerine yönelik baskılar uygulanmış, hatta suikastlar gerçekleştirilmiştir. MişelTemo suikastının arkasında PKK’nın olduğu yönünde güçlü iddialar bulunmaktadır.
Genel olarak Suriye devrimi tarihinde, özelde ise PKK’nın Suriye’deki konumunda Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri önemli bir yere sahiptir. Afrin bölgesi de benzer bir rol üstlenmiş olsa da bu ayrı bir konu olduğu için burada değinmeyeceğiz. Ancak 2016 yılında Halep şehrinin uzun ve son derece yıkıcı bir kuşatmanın ardından düşmesinde, Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde konuşlanan PKK milisleri belirleyici bir rol oynamıştır. Öyle ki, PKK’nın rejime verdiği bu destek olmasaydı Halep’in kuşatılması ya mümkün olmayacak ya da çok daha uzun sürecekti.
Halep’in ana girişi olarak kabul edilen Kastello yolunun bir tarafı PKK’nın kontrolündeki Şeyh Maksud bölgesine bakmaktaydı. Esed rejimi ve Rusya, bu bölgeyi tarafsızlaştırıp güvence altına alarak PKK ile herhangi bir çatışmaya girmeden yolun karşı tarafına yoğunlaşmıştır. Bununla da yetinmeyen PKK milisleri, kuşatma daraldıkça zaman zaman rejime destek vererek yolu ateş altına almıştır. Yolun tamamen kapatılması ve kuşatmanın tamamlanmasının ardından da bu tutumlarını sürdürmüş, açlıkla mücadele eden sivillere hiçbir şekilde yardım etmemiştir. Kısacası PKK, Halep’in kuşatılmasında Esed rejimiyle açık bir iş birliği yapmış; bunun karşılığında ise kendi bölgesinin güvenliği için rejimden teminat almıştır. Bu süreçte ne devrim, ne insanlık, ne de Baas rejiminin Kürtlere yıllarca uyguladığı zulüm ve haksızlıklar PKK’nın gündeminde yer almıştır.
2024 yılının Aralık ayında, 55 yıllık Baas rejimi nihayet devrilmiştir. Bu süreçte PKK, yine alışıldık tutumunu sergileyerek en azından tarafsız kalmak yerine rejime destek vermeyi tercih etmiştir. Rejimin çekildiği bölgeleri doldurmaya çalışmış, bu yolla mücahidlerin ilerleyişini engellemeye çabalamıştır. Nitekim önceki yıllarda da rejim, Afrin’den Haseke’ye kadar birçok bölgede geri çekildiği alanları doğrudan PKK’ya teslim etmiştir. Bu durum, birçok Suriyelinin de dile getirdiği üzere, bu iki yapının aslında aynı madalyonun iki yüzü olduğunu göstermektedir.
Devrim tarihi boyunca sicilini ihanetlerle dolduran PKK, Fırat’ın doğusunda geniş sayılabilecek bir alanı kontrol ediyor görünse de gerçek tablo bundan farklıdır. PKK, girdiği hiçbir savaşta kayda değer bir başarı elde edememiştir. DAEŞ karşısındaki ağır yenilgileri ilk başarısızlıkları değildir. Afrin, Barış Pınarı ve son olarak Halep’te yaşadığı hezimetler; bu örgütün ne kadar kalabalık, donanımlı ve eğitimli olursa olsun, Amerikan desteği olmaksızın ne denli kırılgan ve çökmeye müsait olduğunu açıkça ortaya koymuştur.
Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri
Son birkaç gündür Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde yaşanan olaylar değerlendirildiğinde, öncelikle şu hususun altını çizmek gerekir: Bu bölgeler neredeyse devrimin ilk günlerinden itibaren PKK milislerinin kontrolü altında bulunmakta ve yaklaşık on beş yıldır yoğun askerî yığınaklar, tünel ağları ve tahkimatlarla adeta bir kaleye dönüştürülmüş durumdaydı. Diğer yandan, DAEŞ sonrası dönemde ciddi bir savaşa girmemeleri ve büyük kayıplar vermeden hem sayılarını hem de eğitim seviyelerini artırmaları, PKK açısından önemli bir avantaj sağlamıştı. Bu durum, milislerde ciddi bir özgüven oluşturmuş ve söz konusu bölgelerin asla ele geçirilemeyeceği yönünde bir kanaatin yerleşmesine yol açmıştı.
Suriye güçleri ise PKK ile doğrudan bir savaşa girmeden önce uluslararası dengelerin gözetilmesi gerektiği düşüncesiyle hareket etti. ABD ve İsrail gibi PKK’ya açık ya da örtülü destek veren aktörlerin etkisinin sınırlandırılması amacıyla diplomatik adımlar atıldı. Bu çerçevede, DAEŞ’le mücadele koalisyonuna katılım ve İsrail’le yapılan bazı anlaşmaların ardından, PKK’nın Halep’teki varlığına yönelik askerî seçeneğin önü açıldı.
Askerî operasyona geçilmeden önce, basında PKK’nın işlediği suçlar ve artan gerilim sürecinde sergilediği saldırgan tutumlar gündeme taşındı. Bunlar kurgulanmış değil, belgeleriyle sabit olan gerçek olaylardı. Nitekim bölgeye yanlışlıkla giren çok sayıda sivil ve mücahid, PKK milisleri tarafından esir alınmış; ağır işkence ve kötü muameleye maruz bırakıldıktan sonra 10 Mart anlaşması bahanesiyle Rakka’ya gönderilmişti. PKK’nın ihanetleri ve Halep içinde sürekli huzursuzluk çıkaran faaliyetleri; toplumda, kamuoyunda ve askerî çevrelerde operasyon için uygun bir zeminin oluşmasına yol açtı.
Gerçek şu ki, PKK’nın bölgede kayda değer bir dostu kalmamıştı ve uğradığı kayıplara üzülen de neredeyse yoktu. Buna ABD de dâhildir; zira Şam’ın özgürleştirilmesinin ardından PKK, Washington nezdinde de ömrünü doldurmuş bir projeye dönüşmüştür. Öte yandan, PKK’nın tasfiye edilmesini yalnızca Türkiye değil, Arap halkları ve yönetimleri de istemektedir. Bu nedenle “en iyi PKK’lı ölü PKK’lıdır” söylemi, artık sadece Türk milliyetçileri arasında değil, Arap toplumlarında da yaygın biçimde dillendirilmektedir.
Operasyon kararı alındıktan sonra Suriye yönetimi, bir yandan sivillerin tahliyesi için çalışmalar başlatırken diğer yandan diplomatik kanallardan PKK milislerine bölgeden çekilmeleri yönünde baskı uyguladı. Tahliye süreci yaklaşık dört gün sürdü. Sivillerin büyük bölümü bölgeyi terk ederken, kendilerini muhkem bir kalede sanan PKK milisleri herhangi bir anlaşmaya yanaşmadı ve savaşmayı tercih etti.
Özellikle Batılı ülkeler ve uluslararası kamuoyu tarafından yakından takip edilen “azınlıklar meselesi”, sahil bölgesinde Alevilere, güneyde ise Dürzilere yönelik bazı şiddet olaylarının kontrolsüz biçimde medyaya servis edilmesi nedeniyle Suriye yönetimini zor durumda bırakmış, hasımlarının eline önemli kozlar vermişti. Bu tecrübelerden hareketle, sivillerin tahliyesi tamamlandıktan sonra görüntü alınması ve yayınlanması yasaklanmış, kontrolsüz medya faaliyetlerinin önüne geçilmiştir. Böylece PKK gibi kara propaganda konusunda mahir bir örgütün elindeki en güçlü araç da etkisiz hâle getirilmiştir.
Bunun üzerine gelişmeleri dikkatle izleyen ve bölgede sıkışmaktan korkan PKK milisleri, sivillerin çıkışını engellemeye çalışmış; bunda başarılı olamayınca çatışmaları hızlandırmak amacıyla rastgele sivil yerleşim alanlarını ağır silahlarla bombalamaya başlamıştır. Üstelik bu saldırıları kayıt altına alarak servis etmişlerdir. Bu saldırılar sonucunda sivil katliamlar yaşanmış, kadın ve çocuklar dâhil çok sayıda kişi hayatını kaybetmiş veya yaralanmıştır.
Operasyon gelişmeleri
8 Ocak Perşembe akşamı Suriye Ordusu, Eşrefiye Mahallesi’ne yönelik operasyonu başlattı. Eşrefiye sakinlerinin bir kısmının Arap olması ve hem bu kesimin hem de PKK’yı desteklemeyen Kürtlerin Suriye Ordusu ile iş birliği yapması, mahallenin kısa sürede düşmesini sağladı. Bu gelişme, PKK milisleri açısından olduğu kadar herkes için büyük bir sürprizdi. Bu çapta bir yıldırım harekâtı ve bu denli hızlı bir çöküş beklenmiyordu. Akşam saatlerinde Eşrefiye’nin düştüğü yönündeki son dakika haberleri, ülke gündeminin tamamını kapladı.
Bölgede güçlü tahkimatlar kurmuş olan PKK milisleri, savaşı daha çok keskin nişancılıkla yoldan geçenleri vurmak ya da yolunu şaşırıp bölgeye girenleri esir almak şeklinde algılamıştı. Ancak karşılarında gerçek bir ordu ve disiplinli savaşçılar görünce, arkalarına bile bakmadan geri çekildiler. Ertesi gün ise teslim olmayı, anlaşmaya oturmayı ve bölgeden çekilmeyi kabul ettiler.
Eşrefiye’nin düşüşü, PKK saflarında ciddi bir moral ve maneviyat çöküşüne yol açtı. Bir miktar direnebilselerdi hem içeride hem de dışarıda destek bulma ihtimalleri olabilirdi; ancak bu kadar hızlı bir dağılma, en çok da kendilerini şaşkına çevirdi. Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd bölgeleri Halep’in en yüksek ve en hâkim noktaları olmasına rağmen, bu stratejik avantajlardan hiçbir şekilde yararlanamadılar. Sloganlarla örgüte katılan kadın ve erkek militanlar, gerçek bir savaşla karşılaştıklarında ne yapacaklarını bilemeyerek hızla çözülmeye başladılar.
Ertesi gün başlayan Şeyh Maksud operasyonuna PKK milisleri, bozuk bir moral ve tamamen yıkılmış bir maneviyatla girdi. Yıllar boyunca kaldıkları, her noktasını bildikleri ve tünellerle birbirine bağladıkları sağlam mevziler birer birer düşünce, anlaşma talep etmek zorunda kaldılar. Sonuç olarak otobüslerle Rakka bölgesine çıkmayı kabul ederek bölgeyi terk ettiler.
Senaryolar
PKK’nın bu yenilgisi, bir kez daha söz konusu örgütün dış destekçileri olmaksızın “kartondan kaplan” olduğunu ortaya koymuş ve Fırat’ın doğusunda yaşanabilecek muhtemel savaşlara dair önemli bir veri sunmuştur. Zira bu denli hâkim konumda bulunan, şehir yapılarıyla korunan, tünel ağlarıyla desteklenen ve yıllardır elde tutulan bir bölgenin bu kadar kısa sürede düşmesi, diğer bölgelerin durumu açısından da ciddi bir referans niteliği taşımaktadır.
Eşrefiye, Beni Zeyd ve Şeyh Maksud mahallelerinin PKK milislerinin kontrolünden temizlenmesi; hem Halep sakinleri açısından hem de şehirde asayiş ve denetimin sağlanması bakımından son derece önemli bir gelişme olmuştur. Bunun yanı sıra, dış devletlerin bu örgüte duyduğu güven ciddi biçimde sarsılmış; Suriye yönetimi ise daha kararlı ve tavizsiz bir tutum sergileme imkânı elde etmiştir. Suriye’nin en önemli müttefiklerinden biri olarak görülen Türkiye’nin herhangi bir doğrudan müdahalesi olmaksızın elde edilen bu başarı, Fırat’ın doğusuna yönelik muhtemel operasyonlar için de önemli bir emsal teşkil etmektedir.
PKK’nın beklemediği bu ani yenilgi, yalnızca sahadaki dengeleri değil, bölgesel siyaseti de etkileyecek niteliktedir. Aynı zamanda Suriye yönetiminin ilerleyen süreçte yeni operasyonlara yönelik iştahını artıracaktır. PKK, elindeki en önemli kozlardan birini kaybetmiş durumdadır ve bu kaybın telafi edilmesi bir yana, etkilerinin diğer bölgelere sirayet etmesi kaçınılmaz görünmektedir. PKK ağır ve beklenmedik bir darbe almıştır. Önümüzdeki dönemde Arap aşiretlerinin hareketlenmesi, olası Türkiye müdahalesi ve giderek daha tecrübeli hâle gelen Suriye Ordusu’nun sahaya inmesi karşısında PKK’yı son derece zor günler beklemektedir. Bu sürecin, örgütün varlığının tamamen sona erdirilmesiyle dahi sonuçlanması ihtimal dâhilindedir.





HABERE YORUM KAT