
Petrol uğruna yazılan kanlı küresel tarih
Ersin Çelik, Venezuela’da Devlet Başkanı Maduro’ya yönelik operasyonu, ABD’nin 2002’den bu yana tamamlayamadığı enerji merkezli darbe sürecinin son halkası olarak ele alıyor
Ersin Çelik/Yeni Şafak
Lanetli petrol: 22 yıl geciken darbe
Geçtiğimiz hafta Venezuela’da yaşananları sadece “beklenmedik bir operasyon” olarak okumak, yakın tarihi ıskalamak olur. Devlet Başkanı Maduro’nun Karakas’taki evinden kaçırılarak New York’a götürülmesini, Trump’ın açıklamasından sadece birkaç saat sonra canlı yayınlarda izledik.
Amerika’nın dünya kamuoyuna “narko-terörle mücadele” kılıfıyla sunduğu bu el koyma girişimi; aslında 22 yıl gecikmiş bir darbenin, yarım kalmış bir enerji gaspının son perdesiydi.
Şahit olduğumuz bu hibrit işgali anlamak için, emperyal sistemin 2002 ve 2003 yıllarında Venezuela’da nasıl bir duvara çarptığını hatırlamak gerekiyor. Çünkü “Venezuela dosyası”, Amerika için hiçbir zaman kapanmadı. Sadece uygun zaman beklendi. Ve nihayetinde Donald Trump, ülkenin liderini devre dışı bırakmak için yöntem değiştirerek politik sınırları aştı ve tüm dünyayı şoke etti.
Venezuela, petrol içinde yüzen ve sırf bu geliri sayesinde ayakta duran bir ülke değil; daha doğrusu, sahip olduğu “petrol laneti” yüzünden sürekli ayağına çelme takılan bir ülke. Aslında İran’dan Şili’ye, Ekvador’dan Irak’a, Panama’dan Libya’ya uzanan hayli uzun bir hatta, aynı senaryonun farklı sahnelerini izliyoruz. Yaşanan tüm kaosların sebebi, nihayetinde gelip şu soruda düğümleniyor: “Petrol ve türevi yer altı kaynakları kimin kontrolünde olacak?”
***
BİR İTİRAFÇININ TANIKLIĞI
Dünyanın tam ortasında duran ve yanıtı paha biçilemeyen bu sorunun cevabını, yaşanmışlıklarıyla veren bir isim var: John Perkins.
Kendisi ABD’nin ekonomik tetikçilerinden. İş tanımını şöyle yapıyor: “Ekonomik tetikçiler (ET) tüm dünyada çeşitli ülkeleri trilyon dolar dolandıran ve bu işten hayli iyi para kazanan profesyonellerdir. Dünya Bankası’nın, Birleşik Devletler Uluslararası Kalkınma Ajansının (USAID) ve başka uluslararası ‘yardım’ kuruluşlarının hesaplarından gezegenin doğal kaynaklarını kontrol eden dev şirketlerin kasalarına ve birkaç zengin ailenin ceplerine para akıtırlar. Bunu yaparken düzmece finans raporları, hileli seçimler, rüşvet, haraç, seks ve cinayet gibi araçlardan faydalanırlar. Oynadıkları oyun imparatorluklar kadar eskidir ama günümüzün küreselleşme sürecinde çok daha yeni ve ürkütücü boyutlara ulaşmıştır.”
Perkins’in yolculuğu, 1968 yılında kredi ve tasarruf kooperatifleri kurmak üzere Ekvador’un Amazon ormanlarına gönderilmesiyle başlıyor. Akabinde, Dünya Bankası, BM, IMF, ABD Maliye Bakanlığı ve Fortune 500 şirketleri adına kritik görevler üstleniyor. Afrika, Asya, Latin Amerika ve Ortadoğu’da yürüttüğü danışmanlık faaliyetleri, aslında ülkesi adına planladığı ekonomik darbelerden ibarettir. 2000’lerin başında tecrübelerini kaleme alarak yazarlık sıfatı kazanan Perkins, bugün “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” isimli kitap serisiyle tanınıyor ve analizleri dikkatle takip ediliyor. Perkins’in Türkiye’de yayımlanan beş kitabını -ki biri ilk kitabın güncellenmiş edisyonudur-, Amerika’nın Venezuela’yı siyaseten gasp ettiği günden beri yeniden okuyorum. 40’tan fazla ülkede satış rekorları kıran ve listeleri altüst eden bu kitaplarda, küresel krizlerin nasıl çıkarıldığı, Amerika’nın yıkıcı “ölüm ekonomisinin” kodları, ülkelerin ve şirketlerin rolleri tek tek ifşa ediliyor. John Perkins, satır aralarında bugün Venezuela’nın başına gelenlerin neden sürpriz olmadığını da gözler önüne seriyor.
***
ŞİRKETOKRASİ VE KANLI TARİH
Petrol varlıklarına sahip ülkeleri borç batağına saplayan “Ekonomik Tetikçiler” (ET) başarısız olduğunda, sahneye siyasi suikastçılar veya darbe tertipçileri çıkıyor. Perkins bu mekanizmayı “şirketokrasi” kavramı ile tanımlıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra “paranın sahibi” olduğunu ilan edenlerin darbeler tarihinden kanlı örnekler taşıyor:
* İran (1953): İlk petrol operasyonu buraya yapılır. Başbakan Muhammed Musaddık petrolü millileştirdiğinde, CIA destekli darbe ile devrilir, yerine Şah Rıza Pehlevi oturtulur. Petrol, Humeyni’nin 1979’daki devrimine kadar İran halkının elinden alınır.
* Şili (1973): Salvador Allende, madenleri ve doğal kaynakları kamunun hizmetine sokmak isteyince Başkanlık Sarayı bombalanır. Allende öldürülür, yerine General Augusto Pinochet getirilir. Demokrasi gider, kaynaklar Amerika’ya akar.
* Panama ve Ekvador (1981): Bazı ülkelerde darbeye gerek duyulmaz. Panama’da Omar Torrijos, Panama Kanalı’nı ABD’nin elinden aldıktan kısa süre sonra uçağı düşürülerek öldürülür. Ekvador’da ise Jaime Roldos, petrol şirketlerine karşı millî bir çizgi izlerken üç ay sonra aynı kaderi paylaşır. İki lider benzer “kaza” süsü verilmiş suikastlarla ortadan kaldırılır.
* Irak (2003): Irak’ın petrolüne tüm dünyanın gözü önünde el konulur. Saddam Hüseyin ambargolarla boğulur, ardından “kitle imha silahları” yalanıyla ülke işgal edilir. Silah bulunamaz ama petrol yerli yerindedir. Devlet çöker ama petrolün Amerikan ekonomisine akışı hiç kesilmez.
* Libya (2011): Muammer Kaddafi yalnızca petrolü değil, dolar düzenini de sorgulamaya kalkınca NATO bombardımanı başlar. Kaddafi linç edilir, Libya savruk bir ülkeye dönüşür ama petrolün sahipleri bellidir.
Bu kanlı tablonun ortasında, dünyanın en büyük beşinci petrol üreticisi Suudi Arabistan’a ise “kimse” dokunmaz. Rejim hep güvendedir; çünkü petrol “dolarize” edilerek “doğru adrese” akmaktadır.
***
VENEZUELA: ZİNCİRİN DİRENEN HALKASI
Venezuela ise bu zincirin “direnen halkası” oldu. 1998’de Hugo Chavez iktidara geldiğinde ülke IMF reçeteleriyle yoksullaştırılmıştı. Chavez, devrimci bir çıkış yapmıştı ancak daha çok, ülkesinin gasp edilen hakkını geri almaya çalışıyordu. Washington için sorun tam olarak buydu. Perkins’in anlattığı mekanizma Venezuela’da birebir işledi: Önce ekonomik baskı, ardından medya ve algı operasyonları, sonra siyasi hamleler.
Perkins’in Venezuela kronolojisinden yola çıkarak 22 yıla sığan darbe girişimlerini şöyle özetleyebilirim:
11 Nisan 2002: Sabah saatlerinde Caracas’ta muhalefet, hedefi Miraflores Sarayı olan bir yürüyüş başlattı. Öğle saatlerinde silah sesleri duyuldu, özel televizyonlar görüntüleri karartmaya başladı. Akşam saatlerinde ise Chavez’in “istifa ettiği” yalanı dolaşıma sokuldu ve Chavez gece yarısı darbeciler tarafından alıkonuldu.
12 Nisan 2002: İş insanı Pedro Carmona kendini “geçici başkan” ilan etti. Meclis feshedildi, anayasa askıya alındı. Amerika, darbenin izlerini silip “demokrasiye dönüş” havası estirmeye başladı.
13 Nisan 2002: Manzara aniden değişti. Venezuela halkı sokağa indi, darbeye katılmayan askerler harekete geçti. Kendini başkan ilan eden Carmona kaçtı. Chavez 72 saat dolmadan görevine döndü ve tek kelime etti: “Buradayım.”
***
SON PERDE: 22 YIL SONRA ALINAN İNTİKAM
2003 yılına gelindiğinde Washington’un önünde üç dosya vardı: Afganistan, Irak, Venezuela. 11 Eylül krizinin üzerine aynı anda üç cephede savaşacak güçleri yoktu. Venezuela’daki “sonuçlanamayan darbe” donduruldu.
Ta ki 2019’a kadar. Amerika bu sefer Juan Guaido hamlesini yaptı. Kendini “geçici devlet başkanı” ilan eden Guaido’yu ilk tanıyan da dönemin ABD Başkanı Donald Trump’tı. Ancak halkını arkasına alan Maduro direndi. Trump’ın 2020’de seçimi kaybetmesi, Guaido’nun da sonu oldu.
Fakat dosya kapanmamıştı. Trump 2024’te geri geldi ve Bush yönetiminin 22 yıl önce başaramadığı, kendi ilk döneminde ise piyonla denediği darbeyi, bu kez doğrudan “başkan kaçırma” eylemiyle tamamladı. Perkins’in dediği gibi: “Yöntemler değişse de petrolün laneti ve şirketokrasinin hedefi asla değişmiyordu.”
Amerika ve emperyal zihniyeti ise asla değişmiyor! Petrolün laneti, harita üzerinde devletleri, liderleri ve masum halkları bulmaya, yakmaya, yıkmaya devam ediyor.
Sıranın yanı başımızdaki İran’a geldiği ise aşikar!





HABERE YORUM KAT