Özgürleşmek: Müslüman zihni seküler düşünceden kurtarmak ve İslami kişiliği yeniden oturtmak -4

Özgürleşmek: Müslüman zihni seküler düşünceden kurtarmak ve İslami kişiliği yeniden oturtmak -4

Seküler benliğin yükselişini, bunun Müslüman toplum içindeki inanç üzerindeki etkisini incelememiz ve İslami benliğe nasıl geri dönüleceğini öğrenmemiz gerekiyor.

Daniyah Hannini / Yaqeen Institute
Çeviri: Barış Hoyraz – Haksöz Haber

4. BÖLÜM

İslami benlik

“Lâ ilâhe illâ Allâh” — bu, İslamî dünya görüşünün omurgası, Müslüman düşüncesinin ve bağlılığının temel yapı taşıdır. Bu beyan, Yaratıcı, Efendi ve Gerçek Hakim olan Allah’ın ﷻ ilahiliğinin ifade edilmesinden çok daha fazlasını ifade eder. Bu beyan, benzersiz bir şekilde diğer egemenlik kavramlarının reddi ve rakip dünya görüşleri ile alternatif inanç sistemlerinin açıkça reddedilmesi (lâ ilâhe) ile başlar. Kur’an-ı Kerim, Allah ﷻ’ın şu sözleriyle İslam’ın Hakikat üzerindeki tekelini ortaya koyar:

إِنَّ ٱلدِّينَ عِندَ ٱللَّهِ ٱلْإِسْلَـٰم ۗ

Allah katında gerçek din, İslam’dır.42 (Kur’an 3/19)

Allah ﷻ ayrıca şöyle buyurur:

وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ ٱلْإِسْلَـٰمِ دِينًۭا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِى ٱلْأَخِرَةِ مِنَ ٱلْخَـٰسِرِين

İslam'dan başka bir yol arayan kimse, ondan asla kabul edilmeyecek ve ahirette kaybedenler arasında olacaktır.43 (Kur’an 3/85)

İslami benlik, yaşamda İslam’ın gerçeğine ve otoritesine duyulan sarsılmaz bir inanca dayanır. Müslümanların çevremizdeki vâki’yi (gerçekliği) nasıl algılayacağını belirleyen ve yaygın düşüncelerin meşruiyetini değerlendirebilme yeteneğini bize sağlayan İslam’dır. Benliğin fikirlerini, duyarlılıklarını ve eylemlerini şekillendiren de İslam’dır. İslami benlik, Allah’a ﷻ itaat etmeye (ṭāʿah) adanmıştır; körü körüne kendi yolunu çizmek yerine, İlahi Güç tarafından yönlendirilmekten memnuniyet duyar ve bunu arzu eder. Ne de olsa Müslüman, rehberliği belirlemek için direksiyona geçmenin, gözleri kapalı araba sürmeye benzediğini bilir. Bu duygular, Allah’ın ﷻ şu sözleriyle teyit edilir:

أَفَرَءَيْتَ مَنِ ٱتَّخَذَ إِلَـٰهَهُۥ هَوَىٰهُ وَأَضَلَّهُ ٱللَّهُ عَلَىٰ عِلْمٍۢ وَخَتَمَ عَلَىٰ سَمْعِهِۦ وَقَلْبِهِۦ وَجَعَلَ عَلَىٰ بَصَرِهِۦ غِشَ ـٰوَةًۭ فَمَن يَهْدِيهِ مِنۢ بَعْدِ ٱللَّهِ ۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

Kendi arzularını ilah edinenleri gördünüz mü? [Bunun üzerine] Allah, onları bilerek saptırdı, kulaklarını ve kalplerini mühürledi, gözlerine de bir örtü örttü. Allah’tan sonra kim onları doğru yola iletebilir? Hâlâ akıl etmeyecek misiniz?44 (Kur’an 45/23)

Allah ﷻ bize şunu da hatırlatır:

أَفَمَن يَمْشِى مُكِبًّا عَلَىٰ وَجْهِهِۦٓ أَهْدَىٰٓ أَمَّن يَمْشِى سَوِيًّا عَلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ

Kim daha doğru yoldadır: yüzüstü sürünerek yürüyen mi, yoksa Düz Yolda dik bir şekilde yürüyen mi?45 (Kur’an 67/22)

Dini kendi potasında eritmeye çalışan seküler düzen, İslami benliğin vizyonu ve amacı üzerindeki hâkimiyetini gevşetemez. İslami dünya görüşü, Yaratan’a ibadet etmeye ve O’na boyun eğmeye yönelik derin köklü bir eğilime sahip bir benlik ortaya çıkarır. Müslüman için, kendi duygularını ve eylemlerini Allah’ın iradesiyle uyumlu hale getirme arzusu, bireysel eğilimlerin önüne geçer. Bu, İslam’ın bireyi bağımsız duygulardan arındırdığı anlamına gelmez. Aksine, duygular, İslam aracılığıyla, bu duyguları yaratan Yaratıcı’nın bizden beklediklerine yönlendirilir ve onlarla uyumlu hale getirilir. Dini, duyguların bireysel bir arayışı olarak gören seküler benliğin aksine, İslami benlik, O’nun Kudret ve Azametine ﷻ olan arayışıyla tanımlanır; burada tatmin, memnuniyet ve şükran, itaat yoluyla bahşedilir. Seküler benlik, bireycilik ve tüketim çılgınlığıyla hissizleşmiş bir dünyada bir şeyler hissetme arayışındayken, İslami benlik ise İlahi olana hizmet etme hedefinde samimi ve kararlıdır. Seküler benlik, kendi içsel samimiyetini ve “içsel gerçeklerinin” meşruiyetini varsayarken, İslami benlik her zaman niyetlerini ve Cenâb-ı Hakka olan nihai sadakatini sorgular. Bu durum, İslami benliğin dini yasak ve emirlere bakış açısını tamamen değiştirir.

Kişinin eylemleri ve duyguları üzerinde tam bir özerkliğe sahip olduğu yanılsamasına kapılmak yerine, İslamî benlik kendi doğasında var olan yetersizliğini kabul eder ve Allah’a ve O’nun Şeriat’ına boyun eğmeyi yüceltir.

İslam’ı yaşamak, dini yüzeysel bir şekilde bireysel alana hapsetmek değildir. Aksine, İslam’ın insan deneyiminin tüm yönlerine –bireysel ve toplumsal– nüfuz ettiğini kabul etmektir. Bu, İslam’a gerçekten bağlı olabilmek için benliğin, İslam’ı hem kendi içinde hem de çevresindeki dünyada mevcut ve işlevsel olarak görmesi gerektiği anlayışını ifade eder. Bu anlayış, ancak benlik, kişisel ve sosyal, siyasi ve ekonomik unsurları da içeren yaşanmış deneyimlere pratik bir şekilde çözüm getirme konusunda İslam’ın içsel yeteneğini fark edip takdir ederse kök salabilir. Dolayısıyla, dini tanımlama ve uygulama konusunda seçici davranmak, uyanmış Müslüman bilincine yabancı bir tutumdur. Gerçek anlamda “Lâ ilâhe illâllâh” ilkesine uygun bir hayat sürmek, geçici duygulardan bağımsız olarak koşulsuz itaati benimsemektir.

İleriye dönük bir yol: İslami benliği korumak

İzolasyon, yalıtım ya da asimilasyon — Dr. Ihsan Bagby’ye göre, bu kategoriler çoğu Amerikalı Müslümanın daha geniş toplumla nasıl etkileşime geçmeyi tercih ettiğini tanımlamaktadır. Bagby, Amerikalı Müslümanların çoğu zaman “yalıtım” yolunu seçtiğini belirtir; yani, İslami ilke ve değerlerini korurken “topluma dâhil olma ve Amerikan yaşam mozaiğinin saygın bir parçası olarak tanınma arzusu konusunda hemfikir” olduklarını ifade eder.46

Bagby’nin iddiası, “Öteki”nin uyum sağlamayı basitçe reddettiği mi yoksa benimsediği mi konusundaki sık sık kutuplaşan görüşe bir nüans katıyor olsa da, Müslümanların ne ölçüde başarılı bir şekilde “izole” olabildiklerini ele alma konusunda yetersiz kalmaktadır. Gerçek anlamda “izole olmak” —yani bireyin İslam’ı referans çerçevesi olarak belirlemesi ve dünyayı buna göre yönlendirmesi— farkındalık ve eylem gerektirir. Bu, bireyin sadece akıntıya karşı yüzmesini değil, temel düzeyde öncelikle bir akıntının içinde olduğunun farkında olmasını da gerektirir.

Bu durumda ne yapmalıyız? İslami benliği korumak ve muhafaza etmek için nasıl bir eylem planı izlemeliyiz? Seküler etkiden kurtulmak, yumuşak güçle etkileşime girmek ve anlatıyı yeniden ele geçirmek gerektirir. İslami benliğin sömürgecilikten arındırılmasının ön koşulu, seküler gücün nasıl işlediğine dair bir farkındalık ve bununla eşzamanlı olarak onun dayattığı normları sorgulamaktır. Müslümanlar, dünya görüşlerini yeniden yönlendirmeli ve vizyonlarını, özlemlerini, duygularını ve gerçekliğin kendisiyle ilgili anlayışlarını İslam aracılığıyla aktif olarak yeniden şekillendirmelidir. Allah ﷻ, şu ayette, dinimizle ilgili farkındalığa sıkı sıkıya bağlı kalmanın önemini şöyle açıklamaktadır:

قُلْ هَلْ يَسْتَوِى ٱلَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ

De ki: “Hiç bilenler ile bilmeyenler bir mi?”47 (Kur’an 39/9)

İslam’ı anlamaya pasif bir yaklaşım sergileyen Müslüman, İslami benliğin ne olması gerektiğinin özünü yitirme riskiyle karşı karşıyadır. Müslümanların bireysel ve toplumsal olarak gelişmesine elverişli bir ekosistem oluşturmanın gerekliliği açıktır. Bireysel ve toplumsal yükümlülükleri yerine getirmeye yönelik yenilenmiş bir bağlılık geliştirmek, İslami benliği korumak için hayati önem taşır. Peygamberimiz ﷺ, Müslümanların içinde yer aldığı sorumluluk ağını şu sözleriyle vurgulamıştır: “Her biriniz bir çobansınız ve sürünüzden sorumlusunuz. Halkın lideri bir vasidir ve halkından sorumludur. Erkek, ailesinin vasisidir ve onlardan sorumludur. Kadın, kocasının evinin ve çocuklarının koruyucusudur ve onlardan sorumludur. Bir erkeğin hizmetçisi, efendisinin malının koruyucusudur ve ondan sorumludur. Şüphesiz, her biriniz bir çobansınız ve sürünüzden sorumlusunuz.”48

Bu durum, Peygamberimiz ﷺ’in “Yanındaki komşusu açlık çekerken karnı tok olan kimse mümin değildir.” sözüyle daha da açık bir şekilde ortaya konmaktadır.49

Bu rivayetler, bir Müslümanın çevresindekilere karşı sorumluluğunu ortaya koymaktadır. İslamî benliğin, topluma göz yumarak gelişmesi imkânsızdır. Bu durum, Peygamberimizin ﷺ şu meşhur hadisinde açıkça görülmektedir: “Müminlerin birbirlerine olan sevgi, merhamet ve şefkatleri, bir beden gibidir. Herhangi bir uzuv ağrıdığında, bütün beden uykusuzluk ve ateşle tepki verir.”50

Bu, temelde Müslümandan sadece ümmetin genel meselelerine karşı farkındalık sahibi olmasını değil, aynı zamanda her türlü sıkıntıyı eyleme geçerek gidermesini de gerektirir.

Bireysel bağlılığın, Müslüman topluluklarımızı korumak ve geliştirmek için gösterilen çabalarla uyumlu bir şekilde ilerlemesi hayati önem taşır. Bunun bir parçası, Müslümanların entelektüel bağlılıklarını koruyup muhafaza edebilecekleri bir kurumlar ağı oluşturmaktır. Müslüman düşünce kuruluşlarının, bağımsız medya şirketlerinin ve eğitim kurumlarının kurulmaya devam edilmesi gerekmektedir. Tüm çabalar, hegemonik düşünceye karşı koymak ve İslamî dünya görüşünün doğruluğunun ve üstünlüğünün sadece teoriyle değil, uygulamayla da kanıtlandığı bir kültürleşme sistemi sağlamak amacıyla birleştirilmelidir. Müslümanlar ayrıca düşünce ufkumuzu genişletmeli ve seküler düzenin sınırlarını aşan ulusötesi bir ümmete ait olmanın ne anlama geldiğini yeniden tesis edip canlandırmalıyız.

İslam’la yeniden bağ kurarken, aynı zamanda seküler etkilerin farkına varıp kendimizi bunlardan korumak, eyleme geçmeyi ve bilinçli bir çaba göstermeyi gerektirir. Böylesi bir girişimin büyüklüğünün farkına varmak, seküler varsayımları sorgulamamızı gerektirir; bu da İslamî dünya görüşümüzü yeniden kazanmamızı sağlayacaktır. Ancak o zaman, İslam’ı kendimiz ve çevremizdeki dünya için hedeflerimizi yeniden yönlendirmek amacıyla kullanarak, net bir vizyonla yol alabiliriz.

İslam inancını dünya görüşünün temeli olarak kararlılıkla benimseyen Müslüman, kimliğini ve içinde yaşadığı gerçekliği şekillendirmede İslam’ın rolünü fark ettiği için sömürgeci projeye karşı çok somut bir meydan okuma oluşturur. Başka bir deyişle, İslam’ı yaşamak, Müslümanın hayatı bir hakikat arayışı içinde geçirmesini ve ister kendi ruhsal âleminde ister dünyevi alanda olsun, hakikati yalandan ayırmaya kararlı bir şekilde bağlı kalmasını gerektirir. Allah ﷻ şöyle buyurur:

وَأَنَّ هَـٰذَا صِرَٰطِى مُسْتَقِيمًۭا فَٱتَّبِعُوهُ ۖ وَلَا تَتَّبِعُوا۟ ٱلسُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ

Şüphesiz bu, benim yolumdur; tam anlamıyla düzdür. Öyleyse onu izleyin ve başka yollara sapmayın; zira onlar sizi O’nun yolundan uzaklaştıracaktır.51 (Kur’an 6/153)

BİTTİ

Dipnotlar

42. Kur’an 3:19.

43. Kur’an 3:85.

44. Kur’an 45:23.

45. Kur’an 67:22.

46. Ihsan Bagby, Amerika’daki Cami: Ulusal Bir Portre; Cami Araştırma Projesi Raporu

(Washington, DC: Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi, 2001), 23.

47. Kur’an 39:9.

48. Sahih el-Buhari, no. 7138.

49. El-Adab el-Mufrad, no. 112. El-Albani tarafından sahih olarak sınıflandırılmıştır.

50. Sahih el-Buhari, no. 6011.

51. Kur’an 6:153.

* Daniyah Hannini, Rutgers Üniversitesi’nde Din ve Orta Doğu Çalışmaları alanında lisansını, Din Bilimleri alanında ise yüksek lisansını tamamladı. Al-Arqam Enstitüsü ekibinin bir üyesi olan Daniyah, yerel topluluğunda gençlere yönelik çalışmalarda yer almaktadır. Daniyah şu anda Dünya İslami İlimler ve Eğitim Üniversitesi’nde Şafiî Fıkıhı alanında lisans eğitimine devam etmektedir.

HABERE YORUM KAT
1 Yorum
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir