“Şüphesiz ki Allah, iman edip salih ameller işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar”

“Şüphesiz ki Allah, iman edip salih ameller işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar”

“Şüphesiz ki Allah, iman edip salih ameller işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Doğrusu Allah istediğini yapar.” (Hac: 14)

hacc-14

Allah Teala bundan önceki âyetlerde müşrik ve münafıkların hallerini beyan ettikten sonra bu âyette de kendisine hakkıyla iman edip salih amel işle­yenlerin cennetle mükâfatlandıracaklarını beyan ediyor ve böyle insanları iman etmeye teşvik ediyor.

Evet şüphesiz ki Allah iman eden ve inancını yaşayan, inanan ve hayatını bu imanla düzenleyen, inanan, ama bu imanını söz planında, iddia planında bırakmayarak hayatında görüntüleyen, sâlih ameller işleyen kullarını zeminlerinden ırmaklar akan cennetlerine koyacaktır.

İşte tâğutlara kulluğun neticesi ve işte Allah’a kulluğun neticesi. Tâğutlara kulluğun sonucu hep zarar, hep zarar, ama Allah’a kulluğun neticesi hep kâr, hep kâr. Buyurun işte iki tür kulluk ve sonunda karşılaşılacak iki tür âkıbet. Hangisinden razı iseniz onu tercih edin. Ve şunu da asla unutmayın ki:

Allah dilediğini yapar. Kimse dilediklerini gerçekleştirme konusunda O’na engel olamaz, O’nun önüne geçemez. Yâni işte böyle bir dünya içinde, sadece fayda ve zarar sağlamaya Allah’ın güç yetireceği, O’nun dışında hiç kimsenin ne kendisine ne başkalarına fayda ve zarara yetkili olmadığı bir dünyada kim ki Allah’ın dünya ve âhirette kendisine yardım etmeyeceğini, edemeyeceğini düşünürse, büyük bir yanılgı içindedir.

BASAİRUL KUR’AN

Zemahşerî’nin ünlü tefsiri el-Keşşâf’ta Hac Suresi 14. ayet şu temel nüanslar ile açıklanır:

1. Karşıtlık ve Mukayese Nüansı (Tebâyün)

Zemahşerî, 14. ayetin kendinden önceki 11-13. ayetlerle olan bağına dikkat çeker. Önceki ayetlerde Allah’a "kıyıdan/şüpheyle" kulluk eden, dünyalık bir fayda görünce sevinen ama bir sınamayla karşılaşınca hemen dinden dönen münafıkların ve sahte ilahlara tapanların hüsranı işlenmiştir. 14. ayet ise buna tam bir zıtlık oluşturur:

Dünyalık menfaate göre yön değiştirenlerin aksine, samimiyetle iman edip salih amel işleyen sabit kadem müminlerin varacağı lütuf ve ödül vurgulanır.

2- Zemahşerî, ayetin sonundaki "Şüphesiz Allah dilediğini yapar" (İnnallâhe yef'alu mâ yurîd) ifadesini kelamî açıdan yorumlar:

Lütuf ve Adalet: Allah'ın "dilediğini yapması", keyfî bir ceza veya sebepsiz bir lütuf olarak görülmez. Buradaki "dileme", Allah'ın taat gösteren iman sahiplerini kendi vaad ettiği ve dilediği Lütuf (fazl) ile ödüllendirmesini; asileri ise Adalet'i gereği cezalandırmasını ifade eder.

Allah hikmet sahibidir; dilediği şey, hikmetine ve vaadine uygun olandır. Müminlere vaad ettiği cennet müjdesi O'nun iradesinin ve hikmetinin gerçekleşmesidir.

3- kalpteki tasdik (iman) ile dışa yansıyan davranışın (salih amel) ayrılmazlığına vurgu yapılır. Müminlerin cennete girişi, Allah’ın vaadinin bir tecellisidir.

Altından ırmaklar akan cennet tasviri, önceki ayetlerde geçen cehennem azabı ve dalalet kelimelerinin kasvetine karşılık ruha ferahlık veren bir tezat ve belağat sanatıyla sunulur.

EL KEŞŞAF TEFSİRİ

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir