Mohammad Hesham Huraini’nin +972 Dergisi’nde yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
Onları görmeden önce burada olduklarını biliyordum. 18 Temmuz’da gece yarısını biraz geçmişti ve şiddetiyle kötü şöhretli, yasadışı Havat Ma’on yerleşiminden gelen yaklaşık 40 maskeli İsrailli yerleşimci, Güney Hebron Tepeleri’ndeki köyüm At-Tuwani’ye saldırıyordu — ellerinde sopalar, taşlar ve benzinle.
Bağırışlar duydum, ardından camları parçalayan taşların o eşsiz sesi geldi. Sonra da yakmış oldukları ateşin ısısını hissettim.
Yerleşimciler ilk olarak Al-Taqwa Camii’ne saldırdılar. Camlarını paramparça ettiler, yere benzin döktüler ve girişini ateşe verdiler. Duvarlara sprey boyayla Davut Yıldızları çizdiler ve “İntikam” da dâhil olmak üzere İbranice sloganlar yazdılar.
Tam olarak neyin intikamı? O günün erken saatlerinde bizi Havat Gilad yerleşimini saran orman yangınını başlatmakla suçladılar. İsrail yetkilileri daha sonra yangının muhtemelen söndürülmemiş bir sigara izmariti nedeniyle kazara çıktığını açıkladılar.
Ancak bu sahte bahane, yerleşimcilerin Filistinlilere öfkelerini boşaltmaları için sadece bir mazeret niteliğindeydi. Suçlarından dolayı hiçbir ceza almayacaklarını biliyorlardı — ve eğer kendimizi savunmaya kalkışırsak, İsrail ordusunun yerleşimcilerin yardımına koşacağını, bizi tereddüt etmeden tutuklayacağını, hatta vuracağını da biliyorlardı.

19 Temmuz 2026 tarihinde, işgal altındaki Batı Şeria’nın güneyindeki Masafer Yatta’ya bağlı At-Tuwani köyünde, bir Filistinli adam önceki gece İsrailli yerleşimcilerin saldırısı sonucu bir camide meydana gelen yangın hasarını inceliyor. (Mosab Shawer/Activestills)
Camiye saldırdıktan sonra birkaç gruba ayrıldılar ve ev ev dolaştılar. Daha fazla taş attılar, daha fazla pencereyi kırdılar ve evlerin içine benzin döktükten sonra ateşe verdiler.
Saldırı başladığında ben amcamın evindeydim; ailemin geri kalanı — annem, babam, üç kız kardeşim ve küçük erkek kardeşim — ise yakındaki evimizde uyuyordu. Kız kardeşlerimin, dumanın kokusu ve yanan duvarların sesiyle uyanıp neler olduğunu fark ettiklerinde çığlık attıklarını duydum. Midemde bir düğüm hissederek eve doğru koştum.
Hayatımda ilk kez kendimi tamamen çaresiz hissettim. Ben tek başımaydım, onlar ise işgal güçlerinin desteğiyle 40’tan fazlaydı. Koşarken bana taş attılar; aralarında silah taşıyan olup olmadığını bilmiyordum. Kendi evimin yıkımına seyirci kalmadığımı hissetmek için bile olsa, onlara bağırmaya yetecek kadar nefesim zar zor yetiyordu.
O sırada aklımda sadece Duma kasabasındaki Dawabsheh ailesi vardı; 2015 yılında evleri İsrailli yerleşimciler tarafından ateşe verilmiş ve 18 aylık Ali de dâhil olmak üzere üç kişi hayatını kaybetmişti. Kendi ailemi de aynı şekilde kaybetmek üzere olabileceğim düşüncesi beni dehşete düşürdü.
Evime vardığımda, ilk gördüğüm şey alevler içindeki arabamdı. Ama o anda umurumda değildi: Benim için tek önemli olan, ailemin güvende olup olmadığıydı.

19 Temmuz 2026 tarihinde, işgal altındaki Batı Şeria’nın güneyindeki Masafer Yatta’ya bağlı At-Tuwani köyünde, önceki gece İsrailli yerleşimcilerin düzenlediği saldırının ardından yazarın yanmış arabasının kalıntıları. (Mosab Shawer/Activestills)
Annemi ve kız kardeşlerimi ağlarken ve titrerken buldum. Allah’ın lütfuyla herkes sağ salimdi, ancak paramparça olmuş pencerelerimizin camları yerlere dağılmıştı. O gece hepimizin hissettiği dehşet, panik ve korku sonsuza dek bizimle kalacak — yarın da aynı şeyin tekrar yaşanabileceği gerçeği bu duyguları daha da şiddetlendiriyor.
Yakınlarda, komşularımdan biri olan 16 yaşındaki bir çocuk, pencerenin altında uyurken yerleşimciler içeriye benzin döktü; benzinin bir kısmı çocuğun giysilerine sıçradı. Alevler ona ulaşmış olsaydı, bugün hayatta olmazdı. Bunun yerine, dumanın kokusu, korkunun tadı ve varoluşsal dehşet hissi, onda sonsuza dek silinmez izler bırakacak.
Bu genç “şanslı” olsa da, o gece ailesinde başka bir trajedi daha yaşandı. Hamile olan annesi, yerleşimcilerin pencereden içeri fırlattıkları bir taşla vuruldu. Filistin Kızılayı, saldırı sona erdikten yaklaşık 20 dakika sonra olay yerine ulaştı ve 35 yaşındaki Roqaya Rabie’yi acilen hastaneye kaldırdı; ancak doğmamış bebeği kurtarılamadı; bu şiddetten etkilenmemiş bir hayatı tanıma şansı bile elinden alındı.
Yerleşimciler ayrıca süt fabrikamıza da saldırarak ateşe verdiler. Köyümüzdeki çoğu kadın için bu, tek gelir kaynağıdır. Zaten geçimimizi sağlayabileceğimiz pek çok imkânımız elimizden alınmıştı: Bir zamanlar burada faaliyet gösteren yerel benzin istasyonu, inşaat şirketleri ve dikiş fabrikalarının hepsi son yıllarda kapandı. Elimizde kalan tek şey süt fabrikasıydı ve yerleşimciler onu da yok etmeye çalıştılar.
Tüm bu saldırı sadece yaklaşık 10 dakika sürdü. Ancak ailenizi kaybetmek üzere olduğunuzu düşünerek geçirdiğiniz 10 dakika, sonsuzluk gibi gelir. Yerleşimciler ayrılırken, sanki yeterince yıkıma sebep olmamışlar gibi son bir eve daha ateş açtılar.

19 Temmuz 2026 tarihinde, işgal altındaki Batı Şeria’nın güneyindeki Masafer Yatta bölgesine bağlı At-Tuwani köyünde, önceki gece İsrailli yerleşimciler tarafından düzenlenen saldırının ardından, bir Filistinli adam “İntikam” yazan İbranice grafiti yanında duruyor. (Mosab Shawer/Activestills)
O sırada yangınları söndürmeye başlamıştık. Camiyi, evlerimizi ve süt fabrikasını kurtarmaya çalıştık. Arabam kurtarılamaz durumdaydı; yangın onu neredeyse anında kül etmişti.
Her zamanki gibi, İsrail ordusu ve polisi ancak yerleşimciler gittikten sonra geldi. Saldırganların peşine düşmek ya da onları tutuklamak için yerleşim birimlerine baskın düzenlemek yerine, bize saldırdılar. Bizi geri püskürttüler ve bize bağırdılar; bu sırada yerleşimci teröristlerin ise hiçbir ceza almadan olay yerinden uzaklaşmasına izin verdiler. Bir kez daha Filistinliler, devletin koruması altında yerleşimciler tarafından yürütülen koordineli şiddet karşısında savunmasız bırakıldılar.
Evinizde otururken, tahminimce şiddet içeren bir istila konusunda asla endişelenmenize gerek yoktur. Aracınızın aniden alevler içinde kalmasını beklemiyorsunuz. Muhtemelen pencerelerinizi güçlendirmeyi ya da bir saldırı sonrasında grafitileri daha kolay temizleyebilmek için duvarlarınızı özel bir boyayla kaplamayı hiç düşünmüyorsunuz.
Ancak burada, Masafer Yatta’da bunlar günlük endişelerimizdir. Kendi halkımızdan birinin “No Other Land” filmiyle Oscar kazanmış olması ya da bu film sayesinde dünyanın artık küçük köyümüzün adını bilmesi bir şey değiştirmiyor.
Korunmak yerine, hayatlarımızı tehlikeye atan bir başka saldırının enkazını toplamak zorunda kaldık. Duvarlar temizlenip is temizlendikten sonra, neyin kurtarılabileceğini ve İsrail’in yerleşimci rejiminin şiddeti yüzünden neyin kalıcı olarak kaybedildiğini değerlendirmeye başladık.
* Mohammad Hesham Huraini, Masafer Yatta’nın At-Tuwani köyünden bağımsız bir gazeteci ve insan hakları aktivistidir.

