Daniyah Hannini / Yaqeen Institute
Çeviri: Barış Hoyraz – Haksöz Haber
Özgürleşmek: Müslüman zihni seküler düşünceden kurtarmak ve İslami kişiliği yeniden oturtmak -1
Özgürleşmek: Müslüman zihni seküler düşünceden kurtarmak ve İslami kişiliği yeniden oturtmak -2
3. BÖLÜM
Müslümanları ırkçılaştırma: Müslüman “kimliğinin” ortaya çıkarılması
“Laik Müslüman”, bireysel özgürleşme ve seçimin yönlendirdiği tamamen organik bir olgu değil; aksine, belirli bir hukuki rejim ve bu rejimin kurucu niteliğindeki epistemolojik ve ahlaki taahhütleri tarafından üretilen bir olgudur. Bu çerçeve, İslam’a göre (ilke ve uygulamada) yaşayan bir bireyi, İslam’ı hiç uygulamadan sadece İslam’a “ait” olduğunu iddia eden bir bireyden farklı görmemektedir. Bu durum, inancı eylemle birleştirme yönündeki İslam’ın çağrısını açıkça ihlal etmektedir.31 Din, fiilen bir tür kimlik siyasetine indirgenmiştir; bu bağlamda kişi, bir dine yüzeysel olarak “ait” olabilirken, o dini tanımlayan dini uygulamaları ve teolojik taahhütleri reddedebilir. Böylece, Müslümanlara sırf kendilerini Müslüman olarak tanımlamaları nedeniyle “Müslümanlık”larında bir güvenlik duygusu sağlanmaktadır. Bu, dinlerini uygulamakta zorlanan Müslümanların İslam’a bağlılıklarının samimi olmadığını ima etmek değildir; başka bir müminin nihai kaderini yargılamak imkânsızdır. Aksine, bu, İslam’ı sadece bir kimlik olarak benimsemenin, İslam’ın asıl anlamı olan “teslimiyet” ile çeliştiğini vurgulamaktır.
Devlet, Müslümanları “ırksallaştırma” girişimi yoluyla İslam’ın bir kimlik göstergesine indirgenmesini kolaylaştırmaktadır. Buradaki “ırksallaştırma”, Teröre Karşı Savaş’ı arka plan olarak alan devlet politikası ve mevzuatı tarafından bir Müslüman fenotipinin nasıl icat edildiğini ifade etmektedir. 11 Eylül olaylarının ardından Bush yönetimi, güvenlik tehdidi olarak değerlendirilen vatandaşların hükümet tarafından izlenmesine izin veren Vatanseverlik Yasası’nı (Patriot Act) kabul etti. 2017 yılında, dönemin Başkanı Donald Trump, Suriyeli mültecilerin ve belirli Müslüman çoğunluklu ülkelerden gelen yolcuların ABD’ye girişini yasaklayan “Müslüman Yasağı”nı yürürlüğe koydu. Her iki adım da ırksal profillemeyi daha da şiddetlendirdi ve Müslümanların yüzeysel belirleyicilerle tanımlanabileceği ve hedef alınabileceği fikrini pekiştirdi. Bir kişinin “Müslümanlığı”, fiilen cildindeki melanin miktarı, isminin “kulağa tuhaf gelen” derecesi, giydiği “egzotik” kıyafetler ve konuştuğu yabancı dil ile ölçülüyordu. Müslümanların ırksallaştırılmasına dair söylemler genellikle İslamofobinin yaygınlaşmasına ve Amerikan Müslümanlarının ulusal aidiyetine odaklanır. Sıklıkla gözden kaçan ise, ırksallaştırmanın Müslümanların ruh hali üzerindeki etkisidir.
İslam bir ırk değildir. Bu yöndeki seküler çabalara rağmen, evrensel bir Müslüman arketipi oluşturmak imkânsızdır. Müslümanların ırksallaştırılması, inananlar için İslam’larını kategorilere ayırmalarına ve kendilerini gerçekte Müslüman kılan unsuru gözden kaçırmalarına yol açan tehlikeli bir ortam ortaya çıkarır. Irksallaştırma çerçevesini içselleştirmek, Müslümanı “azınlık” zihniyetine hapseder ve bu da sıklıkla bir aşağılık kompleksinin benimsenmesine yol açar. Saba Mahmood’un da belirttiği gibi, “bir azınlığın içinde bulunduğu zor duruma dikkat çekebilmesi için, ulusal kimlikten farklılığını mutlaka vurgulaması gerekir; bu da, grubun dışlanmasına neden olan bölünmeyi daha da derinleştirir.”32
Müslümanlar kendilerini mercek altına alınmış bir dini azınlık olarak gördüklerinde, bu durum kaçınılmaz olarak yaşam deneyimlerini nasıl yönlendirdiklerine etki eder.
Amerikalı Müslümanların siyasi katılımını ele alalım. Siyasetlerini İslam’ın ümmete yönelik emirlerine göre şekillendirmek yerine, çoğu Amerikalı Müslüman, seküler sınırlar dışında bir değişim yaratma kapasitelerini önceden ve yaratıcılıktan yoksun bir şekilde reddediyor. Siyasi vizyonumuz ve önceliklerimiz genellikle gerici nitelikte; değişim umutlarımız ise, içine girmeye o kadar çaresizce çabaladığımız adaletsizlik sistemleri tarafından belirleniyor. Liderlerimizi terk etmeye karar vermeden önce bir soykırımın gerçekleşmesini bekliyoruz. Bilişsel uyumsuzluğumuzun farkında olmadan, İslami ahlaktan yoksun bir aktivizm hayal etmeye çalışıyoruz. Sol ile Sağ arasında “ortadaki maymun” rolünü kabul ediyoruz; oysa adalete yönelik İslami taahhütlerimizin hiçbir tarafça asla hayata geçirilemeyeceği gerçeğini göz ardı ediyoruz. Algılanan kısa vadeli kazanımları güvence altına almak için temsili siyasetle uğraşmak bir araç olabilir, ancak bu asla toplumsal ilerlemenin yolu olarak içselleştirilmemelidir.33
Bu düşündürücü gerçek, devlet tarafından finanse edilen Amerikan düşünce kuruluşu RAND ve “ılımlı Müslüman” yaratmaya yönelik meşhur önerisiyle de teyit edilmektedir. Devletin isteklerine uygun Müslümanlar yaratma çabaları kapsamında RAND, “liberal ve seküler Müslüman akademisyenler ve entelektüeller; genç, ılımlı din alimleri; toplum aktivistleri, cinsiyet eşitliği kampanyalarında yer alan kadın grupları; ve ılımlı gazeteciler ile yazarlar”dan oluşan Müslüman ağlarının kurulmasını önermiştir.34 Bu taban katılımı ağı, Müslüman dünyasında ve ötesinde “fikir savaşını etkileme” umuduyla kurulacaktı.35 Ulus devlet, işte bu şekilde kendisini “fiili bir ilahiyatçı” olarak konumlandırır; “ABD hükümetinin ılımlı, hoşgörülü ve demokratik değerlere yatkın gördüğü mevcut örgütleri ortaya çıkararak, tanımlayarak ve destekleyerek” İslam’ı “içeriden dönüştürmeye” hazırdır.36 Bu misyon, Clinton yönetimi döneminde yürürlüğe konulan Uluslararası Din Özgürlüğü Yasası (IRFA) aracılığıyla yurtdışında da gerçekleştirildi. IRFA, “ABD federal hükümetine, din özgürlüklerini uygulamak ve korumak adına dini yaşam üzerindeki düzenlemelerini uluslararası ölçekte genişletmesi için eşi görülmemiş yetkiler” verdi.37 Bu durum, yalnızca ABD’nin küresel gücünü göstermekle kalmadı, aynı zamanda “jeopolitik manzarasının tamamı üzerinde” sahip olduğu maddi ve metafizik egemenliğini de yansıttı.38
RAND belgesi artık neredeyse yirmi yıllık olsa da ve IRFA daha da eski olsa da, her ikisi de ABD hükümeti (ve daha geniş anlamda Batı) tarafından dünya çapındaki Müslüman nüfuslara karşı hâlâ benimsenen yaklaşımı yansıtmaktadır. İç Güvenlik Bakanlığı’nın Şiddet İçeren Aşırılıkla Mücadele (CVE) girişimi, sömürgeci iktidarın “İyi Müslüman” ile “Kötü Müslüman” arasında bir anlatı inşa etme arzusunun bir devamıdır. Milyar dolarlık İslamofobi endüstrisi39, anlatıları şekillendirmenin gücünün farkındadır ve Müslümanları bir korku figürü haline getirmek için bu çabayla uyumlu bir şekilde çalışır.40
Teori ve pratikte “Kötü Müslüman!”, İslam’ı sekülerleştirmek istemeyen Müslümanı tanımlar; yani, İslam’ın hem kamusal hem de özel alanı kapsayan meşruiyetini ve otoritesini kabul eden Müslümanı. Sömürgeci çabanın bu aşaması, şüphesiz entelektüel bir iktidar mücadelesiyle damgalanmıştır; bu mücadelenin işleyiş biçimi, Batı etiği ve ilkeleriyle çelişen değerlerin, duyguların ve davranışların dikkatli bir şekilde süzülmesini gerektirir.
İslam ahlakının bizden istediği şey, dayatılan baskı ve adaletsizlik sistemlerinin sınırlarının ötesinde düşünmektir. Bu tür alternatiflerin ayrıntıları bu makalenin kapsamı dışında olsa da, bireysel ve toplumsal güçlenme arzularımızı, bizi boyun eğdirmek için tasarlanmış sistemlere naif bir şekilde bağlamaktan kaçınmamız zorunludur. İslami aktivizm, yaratıcı ve düşünceli bir şekilde asıl hedefe odaklanmamızı gerektirir: proaktif bir şekilde kendi kendimizi örgütlemek, harekete geçirmek ve kendini gerçekleştirmenin ufkunu görmemizi sağlayacak stratejileri benimsemek. Güç, kendimizi ve içsel gücümüzü azınlık katılımı alanına kayıtsızca yerleştirmek yerine, alternatif bir siyaset yönünde kolektif olarak hareketimizi yeniden tasarlama ve senkronize etme yeteneğinde yatmaktadır.41 İslam’ı ırksallaştırmak, Müslümanların İslami benliğe doğru özgün bir şekilde hareket etmesini engeller.
Devam edecek...
Dipnotlar:
31. Kur’an 42:22, 45:30, 5:9, 2:82 ve 4:122.
32. Saba Mahmood, Seküler Çağda Dini Farklılık: Bir Azınlık Raporu (Birleşik Krallık: Princeton University Press, 2016), 67.
33. Bu, Müslümanların mevcut siyasi sistemle ilişki kurmaması gerektiği anlamına gelmez. Aksine, ümmetin çektiği acıları giderme arzusunda bu sistemin etkinliğinin sorgulanmasıdır. Daha temel bir bakış açısıyla ise, öncelikle ümmetle ilgili taahhütlerin siyasi vizyonumuzu şekillendirip şekillendirmediğinin yeniden değerlendirilmesidir.
34. Angel Rabasa ve diğerleri, “RAND, Ilımlı Müslüman Ağları Oluşturmak İçin Bir Plan Öneriyor,” RAND, 8 Mart 2007, https://www.rand.org/pubs/research_briefs/RB9251.html.
35. “RAND, Bir Plan Öneriyor.”
36. Saba Mahmood, “Laiklik, Yorum Bilimi ve İmparatorluk: İslam Reformunun Siyaseti,” Public Culture 18, no. 2 (Mayıs 2006): 323–47.
37. ABD Uluslararası Din Özgürlüğü Komisyonu, 1998 Uluslararası Din Özgürlüğü Yasası (22 USC 6401 notu),
https://www.congress.gov/bill/105th-congress/house-bill/2431#:~:text=International%20Religious%20Freedom%20Act%20of%201998%20%2D%20Declares%20it%20to%20be,and%20development%20assistance%20to%20governments.
38. Mahmood, “Laiklik, Yorum Bilimi ve İmparatorluk.”
39. Nasim Ahmed, “İslamofobi, ABD’de Milyar Dolarlık Bir Endüstri; Artık Onu Kökünden Sökmenin Zamanı Geldi,” Middle East Monitor, 12 Ocak 2022, https://www.middleeastmonitor.com/20220112-islamophobia-is-a-billion-dollar-industry-in-the-us-its-time-to-uproot-it/.
40. Müslüman arketipini oluşturmaya yönelik devlet destekli çabalar hakkında daha fazla bilgi için bkz. Arun Kundnani, Müslümanlar Geliyor! İslamofobi, Aşırılıkçılık ve Yurtiçi Terörle Savaş (Londra: Verso, 2014).
41. İslami aktivizm ve alternatif siyaset için önerilen bir metodoloji hakkında daha fazla bilgi için bkz. Asim Qureshi’nin A Virtue of Disobedience adlı eseri.

