
İlk cahiliye döneminde olduğu gibi bir heykele, bir puta dua eder, ona yalvarır. Ya da insanların sadece Allah’a yönelmekten, O’nun belirlediği yol ve sisteme uymaktan saptıkları her zaman ve mekanda geçerli olan diğer cahiliye sistemlerinde olduğu gibi bir şahsa ya da yöne veya çıkara ibadet eder. Peki bütün bunlar nedir? Bu, duaların karşılık gördüğü biricik merciden sapmadır:
“İşte koyu sapıklık budur.”
Budur doğru yoldan ve hidayetten uzak olanın en somut ifadesi:
Bir puta ya da şeytana veya insanoğlundan herhangi bir dayanağa dayanır, ona ibadet eder. Oysa bunların hiçbiri insana zarar veya fayda verme gücüne sahip değildir.
Bırakın insanlara fayda veya zarar sağlamayı, kendilerine bile bir fayda sağlama gücüne sahip olmayan kimselere dua edip dâvetiye çıkarıyorlar. Durumlarını, problemlerini onlara havale ediyorlar, onlardan çözüm bekliyorlar.
Kendi karınlarını bile doyurmaktan âciz olanların kapısında rızık dileniyorlar. Başkalarının yetiştirdiği buğdaya, başkalarının ürettiği ekmeğe muhtaç olan bu insanları Allah yerine koyuyorlar, onlara dua ediyorlar, onlara sığınıyorlar, onlardan yardım bekliyorlar.
Hayatlarını kime borçlu olduklarını unutuyorlar. Nefes alırken kime muhtaç olduklarını unutuyorlar. Yiyecekleri içecekleri konusunda, havaları, suları konusunda kime muhtaç olduklarını unutuyorlar da kendileri gibi âcizlere dua dua yalvarıyorlar. Hiç akılları yok mu bu insanların? Hiç düşünmezler mi? Kendilerine bile bir fayda ve zarar vermekten âciz olan bu şeytanlara, bu tağutlara nasıl kulluk ediyorlar? İşte bu gerçekten çok derin, çok büyük bir sapıklıktır.
BASAİRUL KUR’AN
Fahruddin er-Râzî’nin Tefsîr-i Kebîr (Mefâtîhu’l-Gayb) Açıklaması
1. Müşriklerin ve Münafıkların Psiko-Sosyolojik Durumu
Râzî’ye göre 11. ayette zikredilen kimseden (dini bir menfaat için yaşayan, başı sıkışınca sapan kişi) bahsedildikten sonra, onun düştüğü acınası durum açıklanmaktadır. İnsan başı bir sıkıntıya girdiğinde veya bir arzusuna ulaşmak istediğinde bir sığınak arar. Ancak imanı kalbine tam oturmamış bu kimse, yaratıcısını bırakıp kendisine hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara, insanlara veya sahte güçlere yönelir.
2. "Fayda ve Zarar Verememe" Nitelendirmesi
Ayet, batıl mabutların/güçlerin özelliğini vurgularken önce zarar, sonra fayda kavramını zikretmiştir ("ne zarar ne de fayda verebilecek...").
Râzî bunun hikmetini şöyle açıklar: İnsanlar genellikle korku ve zarar endişesiyle bir şeylere sığınırlar. Ancak taptıkları şeylerin kendilerine en küçük bir zarar dahi verme gücü yoktur. Kendi lehine veya aleyhine gücü olmayan bir varlığa ibadet etmek aklen batıldır.
3. "İşte En Uzak Sapıklık Budur" (Zâlike hüve’d-dalâlü’l-beîd)
Ayetin sonundaki bu ifade, Râzî tarafından akli izahlarla değerlendirilir:
Mesafe Unsuru: "Beîd" (uzak) kelimesi, bir kimsenin haktan ve hakikatten son derece uzaklaştığını simgeler.
Çifte İflas: Râzî, bu kimsenin hem dünyasını hem ahiretini kaybettiğini belirtir. Dünyada umduğu menfaate ulaşamamış, ahirette ise azaba müstahak olmuştur. Fayda elde etmek maksadıyla çıkılan yolda, hiçbir fayda sağlamayacak cansız veya aciz varlıklara kulluk etmek, akıl ve mantık sınırlarından olabilecek en uzak sapıklıktır (dalâl-i beîd).
Özetle Râzî'nin Değerlendirmesi
Fahruddin er-Râzî'ye göre bu ayet, Tevhid inancından sapan ve menfaatini Allah dışındaki varlıklarda arayan insanın düştüğü akıl dışı mantıksızlığı teşhir eder. Bir varlığın mabut (kulluk edilmeye layık) olabilmesi için mutlak mutasarrıf (fayda ve zarar vermeye muktedir) olması gerekir. Akıl ve fıtrat gereği, kendisini dahi korumaktan aciz şeylere yönelmek sapıklığın en derin noktasıdır.
TEFSİRİ KEBİR


