1. YAZARLAR

  2. Ahmet Mercan

  3. Terörist Mantıkla Terörizm Mücadelesi / Ben Yaparım Olur/

Terörist Mantıkla Terörizm Mücadelesi / Ben Yaparım Olur/

Mart 2003A+A-

Bildiğiniz gibi devlet terörü gündemdeyken "terör" ve "İslamcı terör" 21. yüzyılın güvenlik paranoyası haline getirildi. Bir çok müslüman ülkede bu amaçla İslami hareketlere karşı geniş çaplı tasfiye operasyonları uygulandı. Eğitim müfredatlarından, finansal yapılarına kadar yapısal değişiklikler dayatıldı.

Bu yeni süreçte "terör", "devlet terörü", "İslamcı terör" söylemini ve bir uluslararası müdahale enstrümanı olarak "terör"ü nasıl tanımlıyor, yaşanan süreci nasıl algılıyorsunuz?

Komünizmin muhalif güç olmaktan çıkmasıyla birlikte, dünyada soğuk savaş dönemi sona erdi. Doksanlı yılların başında, yeni bir süreç, tarihin sonunun geldiğini vurgulayarak yeni Küresel hegemonik gücün gelişini haber vermekteydi. İkinci bir okuyuş olarak ortaya atılan Medeniyetler Çatışması tezi, potansiyel gücü hesaba dahil edilen, İslam'ın uyanış ihtimalini işaret etmekteydi.

Yeni Dünya Düzeni, siyasi, ekonomik, kültürel açıdan formatlanmış bir hayat tarzı öngörmekte. Teknoloji ve ekonomik gücün diliyle stabilizeye başladığı dünyadaki tek muhalif güç olarak, İslam dünyasındaki, henüz gençlik dönemine girmekte olan İslami uyanış dalgası muhatap alınıyor. Endüstriyel gelişmenin hızı ve kolaylığıyla ve nükleer silahların "ikna" edici özelliği sayesinde, ABD uluslararası siyasette büyük bir rahatlık elde etti.

Dünyanın değişik bölgelerinde, gün oldu diktatörleri destekledi, gün geldi diktatörleri tehdit aracı kullanarak müdahale fırsatı elde etti. Kültürel paydada birleştiği Avrupa ile, çıkar çatışması içine giren Amerika, 11 Eylül sonrası Ortadoğu ve Asya'ya, yakın, orta ve uzun vadeli hayallerini gerçekleştirmek için vakit kaybetmeden harekete geçti.

Dünya enerji kaynaklarını ele geçirme ve kültürel akışkanlığın koordinatlarında belirleyici unsur olarak yer alma arzusu, düşüşe geçen ABD gücünün, hukuku ve insan haklarını hiçe sayması, bu telaşın tezahürü olarak kendini göstermektedir. Güvenlik endişesi etrafında oluşturulan hayali senaryolarla, YDD'nin potansiyel tehlikesi olarak algılanan İslami uyanışı, terörizmle eşlemesi inandırıcı bulunmadı.

11 Eylül hukuki açıdan, hala bir faili meçhuldür. Siyasi öncelikle bakıldığında, sonuçlarının kullanımı dikkate alındığında, saldırıda ABD'nin uzağına düşmeyen değişik neticelere varmak imkan dahilindedir.

Oysa 11Eylül sonrası ABD'nin takındığı tutum, tam da terörist kalıbına oturmaktaydı. Hukuksuz güç kullanımı konusunda sakınca görmeyen ABD, Afganistan'a saldırmakla yetinmedi. Irak'a girmek, petrol vanasına el atmak istemesinin hiçbir gerekçesini bulamadı. Saddam'ın diktatörlüğünü bahane eden, Cezayir'de cuntayı örtülü destekleyen Amerika'nın, maniple ettiği BM kararına dahi ihtiyaç duymayacağını belirtmesi, terörizm mantığını ne kadar içselleştirdiğini göstermektedir.

Guantanamo'ya götürülen insanların durumu, uluslararası hukukta nereye oturmaktadır?

ABD, İngiltere ve İsrail ekseni, Avrupa ile YDD patronluğunda su yüzüne çıkan derin bir çatışmanın içindedirler.

YDD, tahammülü kadar İslam istemektedir. Kamu alanına çıkmayan, kendisine en ufak muhalif kıpırtısı olmayacak, "uhrevi bir dindarlık" kalıbını dayatmaktadır. ABD İslam dünyasını bu bakış açısıyla, uyumlu iktidarları vasıtasıyla ve yeri geldiğinde, onlara da rağmen, kontrol etmekten öteye geçerek, düzenlemeye girişmektedir.

Güçlünün, hukuka ihtiyaç duymadığı bir ortamda, nükleer silahlar insanlığı toptan yok etmeye başlamışsa, baskı altındaki beldelerin canlarını silaha dönüştürmeleri kaçınılmaz hale gelmektedir.

İslam Dünyası, isimden öteye, duygusal bağların ötesine geçemediği ve öğretmen olarak Batıyı seçtiği sürece, dünyada adalet ve merhamet sıkıntısı son bulmayacaktır.

BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR