1. YAZARLAR

  2. Haksöz

  3. Şeyhül İslamlık'tan Diyanet'e

Şeyhül İslamlık'tan Diyanet'e

Haziran 1995A+A-

20 Mayıs Cumartesi günü İDKAM 'da düzenlenen programda Şeyhülislamlık ve Diyanet Kurumları konu edildi. Programın konuşmacısı İhsan Süreyya Sırma; Şeyhülislamlık kurumunun meydana gelişi, gelişimi, yozlaşması, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kuruluşu ve amacı hakkında bilgiler aktardı ve kendi görüşlerini ifade etti.

Konuşmasının başında fetva ve müfti kavramları üzerinde duran ihsan Süreyya Sırma, kelime anlamı olarak müslümanların ilk müftisinin Hz. Muhammed ve ondan sonra da Medine'ye gönderilen Muaz bin Cebel olduğunu söyledi. Bu açıklamalardan sonra "şeyhülislam" kavramına gelen konuşmacı, bu tabirin genel olarak üç anlama geldiğini söyledi. Bu anlamlardan birincisinin alim, diğerinin Tasavvufta tarikat şeyhi ve sonuncusunun da Osmanlı Devletinde resmi bir kurum olan Şeyhülislamlık kurumunu temsil eden resmi kişi olduğunu belirtti. Bu son anlamıyla ilk kurumun "Kadıu'l-Kudat" adı altında Abbasi Devleti ince oluşturulduğunu söyleyen Sırma, daha sonra benzer bir kurumun şeyhülislamlık adıyla Osmanlılar'da da görüldüğünü söyledi. Osmanlı'daki ilk şeyhülislamların Şeyh Edibali, Dursun Fakih, Şemsuddin Fenari olduğunu ve bu müessesenin Fatih tarafından "Fatih Kanunnamesi ile resmileştirildiğini ve statüsünün sadrazamlığa yakın hale getirildiğini belirtti. İlk resmi şeyhülislam olarak Celalzade Hızır Çelebi'den bahseden Sırma, bu kişinin bir başka özelliğinin de ilk defa Osmanlı Devleti'nde Kadılık ve Müftilik kurumlarını birleştirmesi olduğunu belirtti. Bu iki kurumun daha sonra tekrar ayrıldığını fakat yine şeyhülislamın şahsında temsil edildiğini ilave etti.

Şeyhülislam olabilmek için gerekli şartların medrese mezunu olmak, medreselerde müderrislik yapmak, Rumeli veya Anadolu Kazaskerliklerinden birisinde kazasker olarak vazife almak olduğunu söyleyen Sırma, Fatih sonrası dönemde en meşhur şeyhülislamlardan Ali Cemali Efendi (Zenbilli Ali Efendi ), İbn Suud Efendi ve İbn Kemal Efendi 'den örnekler vererek bahsetti.

İslam tarihinde fetva verenin sahip olması gereken şartlar hakkında çok şeyin söylendiğini, kendisinin ise bu konuda Ahmed İbn Hanbel'in görüşlerini tercih ettiğini belirten Sırma İbn Hanbel'in öngördüğü şartları sıraladı:

1- İyi niyetli olmak, 2- İyi karakterli olmak, 3- İlm-i Kelamı bilmek, 4- Yeter derece de mal sahibi olmak, 5- Dünyanın ahvalini bilmek.

Osmanlı'da, verilen fetvaların bir araya getirilerek fetva mecmuaları oluşturulduğunu bu mecmuaların günümüzdeki ilmihallere benzetileceğini söyleyen Sırma, bu mecmualarda her konuyla ilgili fetvanın yer almasına rağmen dönemin siyasi meselelerine tealluk eden hiçbir fetvaya rastlanmamasına dikkat çekti. Bunun nedeninin şeyhülislamın her şeyi ile padişaha bağımlı olması olduğunu söyledi ve şeyhülislamın tayin ve azlinin de padişaha ait olduğunu belirtti. Tarihte çok sık olarak hükümdarların kendi icraatlarını meşrulaştırmak için din adamlarından faydalandıklarını, bu amaçla din adamlarını beslediklerini ve yeri geldiği zaman da kullandıklarını vurgulayarak Osmanlı Devlet yapısındaki Şeyhülislamlık kurumunun da bu bağlamda değerlendirilebileceğini söyledi. Padişahın iradesi dışında fetva veren veya siyasetle ilgilenen şeyhülislamların azledildiğini hatta bazı durumlarda idam edildiklerini (siyaseten kati) söyleyen Sırma, IV. Murat'ın Ahizade Hüseyin Efendi'yi, IV. Mehmet'in Hocazade Mesut Efendi'yi öldürtmelerini bu son duruma örnek olarak verdi.

XIX. yy'da Şeyhülislamlık kurumunun iyiden iyiye yozlaştığını ve şeyhülislamların padişahın elinde birer oyuncak durumuna geldiğini söyleyen konuşmacı şeyhülislamların görevlerinin;

1- Sultanın istediği fetvaları vermek, 2- Müderrislik yapmak, 3- Bir tür yüksek mahkeme olan Huzur Murafası'na başkanlık yapmak olduğunu söyledi.

Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte daha ilk yıllardan itibaren Diyanet Teşkilatı'nın kurulduğunu ve bunun da T,C. Devleti'nde şeyhülislamlığa benzer bir işlevi gördüğünü belirtti. Bu konuyla ilgili daha sonra sorulan bir soru üzerine Osmanlı'daki Şeyhülislamlık Kurumu'nun T.C.'deki Diyanet Teşkilatı'na nazaran çok daha etkin ve önemli bir statüye sahip olduğunu ifade etti. Şeyhülislam'ın padişahın emrinden çıkamamasına rağmen statü olarak Sadrazam'a denk olduğunu oysa Diyanet İşleri Başkanı'nın protokolde çok gerilerde olduğunu belirtti.

T.C. Devleti'ndeki Diyanet Teşkilatının ölü yıkamak ve şekilsel bazı ibadetlerin yapılmasını sağlamaktan başka bir şeye yaramadığını belirterek konuyu 1962'de çıkartılan 633 Sayılı Diyanet Kanunu'na getirdi. Bu kanunla Diyanet Teşkilatı dışındaki hiç kimsenin dini konularda fikir beyan edemeyeceği hükmünün getirildiğini belirtti ve kendisinin İlahiyat profesörü olmasına ve müftileri yetiştirmesine rağmen dini konularda konuşmasının yasak olduğunu söyleyerek bu çelişkiye dikkat çekti.

İhsan Süreyya Sırma konuşmasının sonunda, kendisinin Osmanlı'nın bir İslam Devleti olduğuna inandığını fakat İslam'ın iyi uygulanamadığını da kabul etliğini vurgulayarak İslam'ın iyi uygulanmayışının İslam Devleti olma durumuna bir halel getirmeyeceğini söyledi.

BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR