1. YAZARLAR

  2. Nehir Aydın Gökduman

  3. Çocuk Edebiyatında Postmodern Hurafeler

Nehir Aydın Gökduman

Yazarın Tüm Yazıları >

Çocuk Edebiyatında Postmodern Hurafeler

Ekim 2008A+A-

Çocuk edebiyatı; çocuklara dilin ve çizginin anlatım imkanlarıyla, insan doğasını anlatan, sezdiren, yaşamı tanımalarına ve anlamlandırmalarına yardımcı olan estetik bir araçtır. Bu aracın çocukların gelişim süreçlerine katkısı olması beklenir. Bunun için de çocuk yazım ürünlerinin çocuğun doğasına ters, onu olumsuz etkileyici bir tarzda konu ve anlatımlardan uzak olması gerekir. Çocuk edebiyatında, çocuğa kendi doğasına uygun olanı duyumsatma, sezinletme ilkesi öncelikli olmalıdır.

Özellikle okul öncesi dönemde kitaplar, çocukların eğlenme, oynama, öğrenme, yaşamı ve insanı tanıma gereksinimlerini karşılar. Dolayısıyla bu dönemde çocuğun kitapla tanışımı ve bağının giderek güçlenmesi önemlidir. Çünkü çocuk bu yaşlarda anadilini geliştirmeyi, etrafını, duygu ve düşüncelerini tanımayı, yaşamı algılamayı kitaplar vasıtasıyla öğrenebilir. Ve bu öğrenme çocuk edebiyatına gönül vermiş sanatçıların dil ve çizgiyi başarılı kullanmalarıyla hızlı bir seyir gösterir.

Nitelikli bir çocuk kitabında; dilsel ve görsel verilerin çocuğun dünyasını uygun bir şekilde ifade etmesi önemlidir. Çocuk kitaplarında sanatçının diliyle çizgisiyle kurguladığı, duyarlılığıyla yeniden biçimlendirdiği yaşam durumlarının sunulması, çocuğun değişik kişiliklerle tanışmasını sağlar. Çocuk böylece kendini, yaşamı tanımayı, kıyaslamayı öğrenir. Çocukların okul öncesinden yetişkin bir insan oluncaya kadarki devrede okudukları kitapların dengeli ve sağlıklı bir kişilik edinmesinde, insan haklarına saygılı, özgüveni gelişmiş kişiler olmasında önemli katkısı vardır.

Çocukta kişilik gelişimi erken başlar. Çocuk iki yaşından sonra etrafını inceler. Kendine aile bireylerini örnek alır. Olaylar arasında neden sonuç ilişkileri kurar. Hayatı gözlemler… Üst yaşlara doğru ilerledikçe, çocuğun kitapla tanışımı başlar ve bu kez kitaplardaki karakterleri kendine örnek edinir… Bu karakterlerin dili, çizgisi, eylemleri ilgisini çeker. İşte bu noktada çocuk kitaplarının içeriği oldukça önemlidir. Çocuk, yaşam algısını kitapla bütünleştirdiğinde ortaya çıkan tabloda tezatlıklar varsa sorgulama sürecine girer. Ve çoğu zaman yaşadığıyla bütünleşmeyeni anlamlandırmada güçlük çeker.

Fakat ülkemizdeki okulöncesi ve sonrası yayıncılığa baktığımızda yayımlanan kitapların istenen ölçütlerle paralel gittiğini söylememiz güçtür. Çocukların duygu ve düşünce sağlığı; kimi zaman ideolojik söylem ve anlatılarla, kimi zaman hiçbir sanatsal yönü olmayan eserlerin ticari amaçlarla basılmasıyla, kimi zaman da merkezine fantastik öğeleri alarak yazılmış sözde çocuk kitaplarıyla olumsuz etkilenmektedir. Ve böylece sağlıklı gelişsinler diye kitaplarla tanıştırdığımız çocuklarımız için kitaplar sakıncalı birer uyaran haline dönüşebilmektedir.

Fakat ne yazık ki pek çok eğitimci ve ebeveyn çocukların okuduğu kitapları fazla araştırmaya irdelemeye tabi tutmaz. Kitapların çocuğun duygu ve düşünce sağlığına etkileri üzerinde fazla durmaz. Genellikle çocukların okuma alışkanlığı edinmeleri öncelenir. Oysa çocuk kitabı adı altında evimize, çocuğumuzun okul çantasına ya da okulunun kütüphanesine giren kitaplara şöyle bir göz attığımızda çocuğun bilişsel, duyuşsal ve devinişsel gelişimine hiç de olumlu katkılar sağlamayacak birçok söylem, çizgi ya da anlatıyla karşılaşabiliriz… Bu kültürel kargaşa içinde çocukların özdeşim kurabileceği, kişilik özelliklerini seçmede büyük sorunlar yaşayacağı açıktır.

Çocuk, doğasına uygun olana meyleder. Çocuğun kendini, çevresini, yaşamı doğru anlamlandırmasında okuduğu kitaplardaki karakter, konu ve çizgilerin de doğasına uygun olması elzemdir. Fakat çocuk kitaplarında bunu öncelemeyen olumsuzluklar bir hayli fazladır ki bunlardan belki de en önemlilerinden biri çocuk yazınına eklemlenen fantastik öğelerdir. Türkiye’de bu kırılma daha çok seksenli yıllardan sonraya başlar. Tüm dünyada başlayan ve hızla Türkiye’yi de eksenine alan küreselleşme hareketi çocuk yazınında değişiklik ve yenilikleri beraberinde getirdi. Bu değişikliklerden biri de o dönemden hızlanarak birçok çocuk kitabının merkezine odaklanan doğaüstü karakterler, sihir, cin, peri bahsidir. Bizim kültürümüzde eskiden de var olan ama kitabın merkezine yerleşmeyip yardımcı öğe olarak kalan doğaüstü olaylar, seksen sonrası çocuk yazınında önemli bir yer edindi.

Çocuklara soyut kavramların verilmesinin doğru olmadığını ısrarla savunan çağdaş yazarlar bile konu Batı’dan aktarılan bir tür olunca bunu kitaplarına almakta bir beis görmediler. Hatta kitapların isimleri, çıkardıkları dergiler sihirle başlayan isimlerden seçildi.  

Çocuk yazınında sihir unsurunun ivme göstermesinin belki de masumane sayılan başlıca savı, çocuğun hayal dünyasını genişletmesi, eğlendirici vakit geçirtmesiydi. Merkezine sihri alan bu tür kitaplarda kahramanlar güçlerini reel yaşamdan değil, fantastik öğelerden alırlar. Mesela sihirli bir değneği olan kötü kalpli bir cadı ya da üvey anne, kötü emeline ulaşmada bu değneği kullanır. Ya da doğaüstü güçlere sahip baş kahraman kitabın başından sonuna kadar kötülüklere karşı üstün güçleriyle zafere ulaşır. Ve böyle temalarda sanki sihrin olumsuz duruşu yumuşatılmaya çalışılır.

Aslında Batı’da çok kullanılan yalnızca cadı kavramı üzerinde bile dursak, bize yalnızca karakter adlarının aktarılmasıyla kalınmadığını bununla birlikte bir kültürün de akıtıldığını görebiliriz. Şöyle ki:

Fantastik hurafelerin çocuk yazınına en büyük olumsuzluklarından biri de Batı kaynaklı kelimelerin çeviriler vasıtasıyla dilimize aktarılmasıdır. Şato, cüce, cadı, vb. kelimeler daha çok sihir merkezli Batı çocuk edebiyatı vasıtasıyla dilimize geçmiştir. Yalnızca dilimize geçmekle kalmadığı gibi Batı mitolojisini de yazına taşımıştır. Esrarengiz şatolarda karabüyüler yaparak yaşayan tuhaf karakterler çocukların zihninde yalnızca merak ve heyecan dalgası uyandırmakla kalmazlar. Aynı zamanda mitolojik birçok olgu bu kitaplar vasıtasıyla zihinlere işlenir.  

Örneğin cadı tabiri bilindiği üzere kötü kalpli büyücü kadınlar için kullanılır. Bunlar genelde kukuleta şapkalı, seyrek dökük dişli, cırtlak sesli, çirkin ve önündeki koca kazanların başında dumanlar savurarak büyüler yapan garip tiplemelerdir. Ve ne yazık ki cadı karakteri hep kadındır. Aslında biraz irdelemeci bir yaklaşımla burada Batı’nın kadına yüklediği misyonun bir yüzü resmedilmektedir, desek haksızlık yapmış da olmayız. Cadı tiplemesiyle kadın kimliği rencide edilmektedir. Çirkin ve yaşlı kadınlar için Batı’nın toplumsal ağzında da bu tabir sıkça kullanılır. Ve gittikçe bizde de onları aratmayacak sıklığa erişmektedir.

Karakterler yoluyla kültürümüze giren daha pek çok olgu vardır. Fantastik olgu çocuk kitaplarına sirayet ederken hayal gücünü genişletme ve çocuğu eğlendirme amacıyla yola çıkmış olsa bile; çocukta örselenmelere sebebiyet verebilir. Özellikle yaş grubu da dikkate alınmadan okunmuş doğaüstü karakterlerle örülü bir kitap çocukta yanlış algılara, neyi nereye koyacağını tam olarak bilememe kaygısına ve dolayısıyla zihinsel bulanıklığa neden olabilir. Bunun güncel hayata yansımaları da bazen ilginç şekillerde karşımıza çıkar. Okuduğu kitaplardaki fantastik güçlere sahip kahramanlara özenerek riskli davranışlara girişen çocuklar bazen yakın çevremizde, bazen de televizyon ya da gazete sütunlarından karşımıza çıkarlar. Hi-men gibi güçlü ya da Batmen gibi uçabilmek için balkondan atlayan veya tehlikeli oyunlara girişen çocuklar duymuşuzdur. 

Çocuk yazınının hayata yansıyan bir diğer yüzü de televizyondaki çizgi filmler ve dizilerdir. Çizginin sınırsız bir tasavvurla işlendiği çizgi filmler fantastik kurgu için adeta biçilmiş kaftandır. Yine çocukların ilgisini çeken kendine doğaüstü güçler nispet eden karakterlerin oynadığı diziler de benzer durumdadır. Bu çizgi filmler ve dizilerde sihir, kitaplara yansıyan yüzünden çok daha görkemli haliyle karşımıza çıkar… Ve çocukların gündeminde önemli yer tutar.

Bu filmlerde de yine doğaüstü güçlere sahip olan kahramanlar, her işi üstün güçleri ya da sihir yoluyla kolayca hallederler. Bir hareketleriyle olmasını istedikleri şey oluverir.

Çocuk yazınındaki büyü ve sihrin çocuk üzerinde oluşturabileceği olumsuzlukları özetleyecek olursak:

Çocuk, her kitaptaki kahramanlarla olduğu gibi doğaüstü güçlere sahip karakterlerle de kendini özdeşleştirir.

Bu kahramanların başarıya azim ve mücadele ile ulaşması değil de doğaüstü güçleriyle ulaşması ve kitapta sihir gibi fantastik güçlerin olumlanması çocukta duygusal ve zihinsel örselenmelere neden olabilir.

Sihrin egemen olduğu bir anlatının büyüsüne kapılan çocuğa günlük yaşamın rutinleri sıkıcı ve banal gelebilir.

Bu kahramanların doğaüstü güçlere sahip olduğunu gören çocuk, eğer yaş grubuna uygun bir kitap da okumamışsa, tehlikeli deneylere girişebilir.

Çocuk, okuduğu kitapta yaşamın zorluk ve engellerini kolayca aşan bu doğa üstü kahramanlara sandığımızdan daha fazla sempati duyabilir. Ve başarıya ulaşmak için çalışmak yerine sıradan olmayanı tercih etmek isteyebilir.

Gerçek hayatta emek, çalışma, sabır sonucu elde edilen başarıların böylece çok daha kısa yoldan kazanılacağını düşünebilir. Mesela yaptığı büyü sonucu kendine kötülük yapan birini, (onunla savaşım yerine) bir anda kurbağa, köpek ya da ördeğe çevirebilen bir kahraman, çocuğun gözünde kendinden daha şanslıdır. Çünkü hayatın zorluklarıyla savaşım zordur. Okuduğu masal ya da hikayelerdeki gibi yaşama isteği artar. Zorluklarla mücadeleyi gereksiz bulabilir. Bu da kişiliğinde içe dönüklüğü ve pasifliği beraberinde getirebilir.

Yetişkinlerin en büyük yanılgılarından biri de “Benim çocuğumun algısı iyi, bir erişkinden farksız, soyutu, somutu rahatça fark edebilir!” retoriğidir. Fakat aynı ebeveynler, çocuklarının zaman zaman sordukları sorularla şaşırır ve bocalarlar. Bir arkadaşım, on yaşındaki oğlunun kendine “Süperman diye biri gerçekten var değil mi?” diye sorduğunda zihninin karmakarışık olduğunu ve çocuğuna endişeyle bakarken ne diyeceğini bilemediğini anlatmıştı. On yaş soyut ve somut olanın, hayalle gerçeğin birbirinden ayrıştırılmasında etken bir yaştır oysa.

Aslında buradaki sorun devasa görünmez belki, birkaç kısa anlatıyla sorunu o an çözümleyebilirsiniz; fakat gerek görsel medyada, gerek çocuk yazınında çocuğunuza sunulan ve onun kişiliğine doğrudan etki eden uyaranları denetlemez ve çocuğunuzu bu anlamda bilgilendirmezseniz, bu ve buna benzer soru ve sorunlarla daha ileri yaşlarda da karşılaşabilirsiniz.

Aslında sanatın her çağında olduğu gibi zaman zaman kitleleri peşinden koşturan giriftlikleri olmuştur. Bir dönem ideolojik kaygılar, başka bir dönem bilim kurgu, başka bir dönem sihir cin, peri, vs. edebiyatın da trendi haline gelebiliyor. Kitaplarında daha duygusal, düşünsel, toplumsal öğelere yer veren yazarların küreselleşmeyle birlikte yeni değerlere açık olmaları şaşırtıcı değil. Fakat asıl şaşırtıcı olan, fantastik kurgunun kitabın merkezine yerleşmesi ve bütün diğer değerleri gölgede bırakması.

Özellikle son yıllarda tüm dünyada ve Türkiye’de de epey ses getiren Harry Potter’la bu anlayış zirveye taşındı. Harry Potter üst üste yayımlanan kitapları ve art arda çevrilen filmleriyle vizyona girdiği günden beri, çocukların ilgi odağı haline geldi.

Kitabın başında annesi babası öldüğü için teyzesi ve eniştesiyle birlikte kalan ve mutsuz bir yaşantısı olan Harry, üstün yeteneğini yani anne ve babasından kendine miras kalan büyücülük vasfını keşfettikten sonra sıradan yaşamı birden değişiyor. Ve kitabın hemen her evresinde bütün güçlüklerin üstesinden yaptığı sihirlerle geliyor. Elbette ki bu kitaplarda da çocukları iyi olana, paylaşmaya, dayanışmaya yönlendiren olumlu unsurlar yok değil. Fakat tüm bunlar fantastik değerlerin gölgesinde kalmış unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Ve çocuk zihni cesareti, dostluğu algılamaktan ziyade doğaüstü sahnelere kilitleniyor…

Harry Potter kitaplarının çocuklar üzerindeki etkisine bizzat şahit olmuş bir anne olarak bunun rahatsızlığını hissetmediğimi söylemem güç. Yazdığım bir öyküde dedesini çok seven bir çocuğun duygu yoğunluğuyla onu huzurevinden nasıl eve döndürdüğünü anlattığım bir kitap çalışmamı on üç yaşındaki oğluma okutmuş, görüş almak istemiştim. Oğlumun cevabı, hayli ilginçti: “Bu güzel bir öykü, ama yeterince heyecanlı değil.” Heyecandan neyi kastettiğini sorduğumda ise, mesela Harry Potter’daki fantastik sahnelerin heyecan verici olduğunu, merakı ve gerilimi artırdığını söylemişti.

Bu tabii ki, zihinsel ve ruhsal gelişimini hedeflediğimiz çocuklarımızdan duymak istediğimiz parlak bir cevap değil. Okuma eylemini salt heyecan ve merak uyandırmaya indirgemek hem edebiyata, hem muhatap aldığımız kitleye haksızlıktır.

Gerek medya, gerek popüler kültür, bütün alanlarda olduğu gibi çocuk yazınında da popüler olanı doğrusuyla yanlışıyla sunmakta bir beis görmemektedir. Burada dikkat edilmesi gereken ise bilinçli bir tercihle anne baba ve eğitimciler tarafından çocuğun doğasıyla özdeş faydalı kitapların seçilmesidir.

Bazı çevreler fantastik kurgulu kitapları eleştirirken bu kitapların içine İslami öğelerin işlendiği çocuk kitaplarını da dahil ederek toptan bir yok saymayı yeğlemekteler. Dini temaları ve söylemleri fantastik kurguyla eş sayma, kasıtlı yapılmış ideolojik bir yaklaşımdan başka bir şey değildir. Çocuğun dini öğe ve imgeleri tanıma hakkı ve gereksinimi böyle ideolojik yaklaşımlarla engellenemez. Duyarlı her anne baba, fantastik anlatı ve çizgilerle yoğrulmuş bir kitapla; dini temaları ifade eden bir kitap arasındaki ayrımı çok rahat fark edebilir. Ve çocuğuna bu ayrımı izah edebilir.

Ya da yine aynı çevrenin farklı otoriteleri, tam olarak fantastik kurguyu benimseyememiş olmakla birlikte, İslami nitelikli çocuk kitaplarını (metafizik anlamda) eleştirirken, fantastik kurgulu olanlara tek kelime eleştiri getirmemişlerdir. Ahlaki olan ise ideolcü bir yaklaşımı değil, objektif olanı dillendirmektir.

Çocuk dünyasına nüfus eden bir başka postmodern hurafe olarak çocuk yazınının dışından bir örnek daha verecek olursak buna bilgisayar oyunlarını dahil edebiliriz. Günün şartlarına göre pek çok eve giren bilgisayar, çoğu zaman çocukların oyun oynama işlevine alan teşkil etmekte. Fakat çocuklar için hazırlanan oyunların genel perspektifi yine doğaüstü güçlere bürünmüş kahramanların etrafında cereyan etmekte. Çocukların saatlerini günlerini çalan bu oyunlar bilinçli bir algıyla seçilip takip edilmezse tıpkı yazında karşılaşılan olumsuzluklar burada da gün yüzüne çıkabilir… Bu konuda da anne, baba ve eğitimcilere önemli görevler düşmektedir.

Sonuç olarak biz kendini hayatın içinden çoğaltmayan hangi metne bakarsak bakalım, bu ister televizyondan kareler olsun, ister çocuk kitaplarından, ister bilgisayar oyunlarından vs. insan doğasına hitap etmediğini görürüz. Seçilen karakterlere (hayal gücünü çoğaltma yanılgısıyla) tanrısal güçler bahşederek, çocuğun yaşam algısını olumlu geliştirmek bir yana daha da karmaşık bir hale getiren bu sözde çocuk kitaplarına karşı tepki ve tavır geliştirmek her ebeveyn ve eğitimcinin öncelikli sorumluluğudur.

Aslında fantastik kurgu topyekûn ortadan kalkması gereken bir durum da değildir. Yerinde ve dozunda ayarlanmış bir hayal gücü elbette birçok kitabı zenginleştirir ve güzelleştirir. Aslolan fantastik imgeleri dozunda ve olması gerektiği gibi verebilmektir. Çünkü çocuk yazını, çocuğa doğruyu ve güzeli ders verir gibi ifadelerle sunmak değildir. Yalnızca hata kusur işlemeyen ideal çocuk profili çizmek de değildir. Çocuk yazını her zaman iyilerin kötüleri yendiği tekdüze anlatılardan da müteşekkil olmamalı. Hayatın gerçekleri adına sürekli acıları yansıtmakla da bir sonuca varılmaz. Kimse çocuk yazınını tekeline alarak ya da çocukları hafife alarak olumlu bir çizgiye varamaz. Çocuğun kişilik gelişimini hedeflediğini söyleyen hiçbir araç uluorta kullanılamaz.

Sağlıklı bir zihin ve ruh gelişiminden sorumlu olduğumuz çocuklarımızın doğasıyla özdeş çalışmalar önceliğimiz olmalıdır. Çocukları okurken eğlendirmek, eğlenirken düşündürmek, düşüncesini yaşamla özdeşleştirmesini sağlamak önemlidir. Çocuk okuduğu bir öykü sonrası araştırmayı, sorgulamayı bilmelidir. Okuduğu bir kitap sonrası çocuğun zihninde sorular oluşabilmelidir. Araştırıcı ve sorgulayıcı zihne sahip olmak herhangi bir bilgiye sahip olmaktan çok daha önemlidir.  

BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR