1. YAZARLAR

  2. Bülent Şahin Erdeğer

  3. Amaçlar ve İmkanlar Açısından Kutlu Doğum Haftası

Bülent Şahin Erdeğer

Yazarın Tüm Yazıları >

Amaçlar ve İmkanlar Açısından Kutlu Doğum Haftası

Mayıs 2006A+A-

TDV Genel Müdürü Mehmet Kervancı "1989 yılından beri kutlanmakta olan Kutlu Doğum Haftası fikri nasıl doğdu?" sorusuna şu cevabı veriyor: Mevlid kandilini hayırlı bir vesile telakki eden Türkiye Diyanet Vakfı, yüzyıllar önce bir ilim ve kültür bayramı şeklinde kutlanan mevlid geleneğini canlandırmayı amaçlamıştır. Bu düşünce ile Peygamberimizin doğum gününü içine alan haftayı, "Kutlu Doğum Haftası" olarak ilan etmiştir. Mevlidi, Türk kültürünün sağlam bir mesnedi, milletimizi birlik ve bütünlük içinde aydınlık geleceğe taşıyacak sağlam bir gelenek olarak görüyoruz. Hafta dolayısıyla hazırladığımız programları belirlerken gözettiğimiz gaye hep bu olmuştur. Takip ettiğimiz geleneğin gücü ve bunun hâlâ milletimizin gönlünde dipdiri yaşaması, gelecek için bizleri umutlandırmaktadır. Yüzyıllardır görülmüştür ki Türk mMilleti inançlıdır, hoş görülüdür, dînî inançlarını bir kavga konusu olarak değil, barış ve huzur kaynağı olarak görmektedir.1

Kervancı'nın bu ifadeleri göz önüne alındığında Hz. Peygamber'in doğum gününü "Kutlu Doğum Haftası" olarak kutlama fikrinin mevlid geleneği ve Türk ulusunun birlik ve bütünlüğü temaları üzerine üretilmiş bir uygulama olduğu anlaşılmaktadır.

Atalar kültürünün modern ulus kimliğin devamı için bir zemin ve basamak olarak düşünülmesi Diyanet teşkilatı açısından garipsenmeyecek bir memuriyet görevidir. Ulus kimliğin bekâsı için varlığı zorunlu kurumlardan biri olan resmî ve yarı-resmî din kurumları kendi algısını kitlelere anlatabilecek araçlar, mekanlar ve zamanlar üretir. Bu üretim esnasında geçmişten de yukarıda ifade edildiği üzere yararlanılır. Resmî dinin muhalif odaklara karşı uysallaştırıcı etkisi için geleneksel birikim zengin bir alandır.

Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde anti emperyalist ve siyasal talepleri olan İslami söylemlerin etkisini kırmak amacıyla dindar, muhafazakâr ancak küresel ekonomi şartlarına uyumlu, emperyalizmle sorunu olmayan çizgiler desteklenmekte ve yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Kutlu doğumun fikri de böylesi bir işleve binaen daha da önem kazanmaktadır. Zira Ali Bulaç'ın belirttiğine göre "İlk defa 1989 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı böyle bir kutlamaya karar verdi ki, bunun 10 sene önce gerçekleşen İslam Devrimi'yle bir ilgisi vardı. Zira Devrim'den sonra İran, Peygamberimiz (s)'i tebcil eden etkinlikler ve Kudüs Haftası kutlamaları yapmaya başlayınca Türkiye de kutlu doğum haftası düzenlemeye başladı."2

Kutlu Doğum etkinliklerinin başörtüsü yasakçısı, ibadet hayatının bile engellenebileceğini öne sürebilen yönetim erkince desteklenmesi ve tertip edilmesi Peygamberimizi anlamaya ve örnek almaya çalışan samimi insanlarca üzerinde düşünülmesi gereken bir noktadır. Ayrıca karikatür krizi sonrası artan tepkileri yönlendirmek ve kontrol altına alarak ılımlı bir çizgide tutmak amacıyla Hz. Peygamberin savunuculuğu ve tanıtımı her ne hikmetse Hz. Peygamber'in uygulamasını yaptığı Kur'ani ilke ve hükümlere karşı tuğyan içinde olan ve zaman zaman bu hükümlere karşı alternatif hükümler peşinde olanlarca yapılmaktadır. Geçtiğimiz ay Güneydoğu Anadolu'da yaşanan PKK-TC ifsadının yol açtığı gerginliğe son vermek adına gerginliğin müsebbibleri tarafından Kutlu Doğum etkinlikleri düzenlenmiştir. Hatta Kutlu Doğum programı, 9 Nisan Pazar akşamı Diyarbakır'da düzenlendi. Mevlit Kandili'yle başladı. Mevlit merasimi TRT'den canlı olarak yayınlandı. Genellikle il müftülükleri tarafından hazırlanan Kutlu Doğum Haftası törenlerinde il valisi, belediye başkanı, cumhuriyet başsavcısı, il emniyet ve daire amirleri katılmakta, programlarına İstiklal Marşı ve saygı duruşu ile başlanmakta. Daha sonra başta Peygamberimiz Hz. Muhammed'in, Mustafa Kemal Atatürk'ün ve tüm şehitlerin ruhuna atfedilmek üzere Kur'an-ı Kerim okunmaktadır. Sempozyumlar, tasavvuf müziği konserleri, gül dağıtımı ve kitap hediye etmek gibi etkinlikler de hafta içinde yapılmaktadır.

Kutlu Doğum'un mevlid geleneğinin modernize edilmiş ve ulusallaştırılmış versiyonu olduğunu göz önüne aldığımızda aramızdan biri Resulullah Muhammed (s), cihad eden, zulme ve şirke karşı mücadele eden kişiliğinin örtülerek sadece etrafına tebessümler dağıtan bir derviş, özlenen bir sevgili imgesi zihinlere yerleştirilmeye çalışılmaktadır.

Mevlid kültürünün İslami açıdan asılsızlığı bir yana bu kültürde tasvir olunan peygamber tasavvuru da Kur'an'ın anlattığı Resulullah tasavvurundan bambaşka bir görüntü arzetmektedir. Allah'ın bir görüntüsü/parçası olarak Allah'tan kopan, Nûr-u Muhammedî olarak algılanan Hz. Peygamber'in insanüstü bir varlık olduğu kutlu doğum tertipçilerinin farklı tonlarla da olsa ittifak ettikleri bir husustur. Böylesi sorunlu bir tasavvurun idealize edilmesi ise hayattan soyutlanmış bir süper kahramanın ardından anma programı düzenlemeyi beraberinde getirmektedir. Nitekim Süleyman Çelebi'nin yazdığı "Mevlid-i Şerîf" şiirinin içeriğine bakıldığında da Hz. Peygamber'in doğumu ve tüm yaşamı olağanüstülüğü, nitelik olarak ilahî bir tabiata sahip olduğu vb. hususlar işlenmektedir. Kutsalı anlattığındandır ki şiirin kendisi de kutsallaştırılmıştır. İnsanüstü peygamber tasavvuru Osmanlı ve Safevî kültürü vasıtasıyla günümüze kadar taşınmıştır.

Kutlu doğum etkinliklerinin yarı-resmî tertipçisi gruplardan biri olan Fethullah Gülen'in önderliğini yaptığı "Hizmet" cemaatinin bu tasavvuru yaygınlaştırmadaki misyonu gözden kaçmamalıdır. Örneğin Sayın Gülen Hz. Muhammed (s)'in Hz. Meryem'i nikahladığına inanmasını şöyle dile getirmektedir: "Hz. Meryem çok afife ve nezihe bir kadındı, bu itibarla da gözlerinin içine bir başka hayalin girmemesi gerekirdi. Ayrıca Efendimiz (s) de, bir makamda onun (Hz. Meryem'in) kendisiyle nikahlandığına işaret etmektedir. Bu açıdan da "Ruh" Efendimizin ruhu da olabilir."3 Yine bu algının tezahürü olarak o kâinatın ille-i gayesidir (varoluş sebebidir)4 demektedir. Böylesi bir melek-insan karışımı bir peygamber tasavvurunun mahsulü olan kutlu doğum etkinlikleri de benzeri tablolara yansıtılmaktadır. Rabbimize iftira olarak "Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım." şeklinde dile getirilen anlayışın afişlere yazılarak Sünnet adına yaygınlaştırılması kaygı vericidir. Kainatın varoluş sebebi olarak peygamberi göstermek kainattaki zulümlerin de varolmasına sebep olarak peygamberi göstermek demektir ki bu kaş yapayım derken göz çıkartmaktan başka bir şey değildir. Yine sadece Allah'a ait olan alemlerin rabbi (efendisi) sıfatını Hz. Peygamber'e atfen kullanılması da başka bir sorundur.

İslam Peygamberinin, ashabının, tabiin ve tebeut-tabiin dönemlerinde Hz. Peygamberin doğum gününün kutlandığını görmek mümkün değildir. Hıristiyanlardaki noel (Mesih'in mucizevi doğumu) kutlamalarının benzeri rahatlama seanslarına dönüşmüş bu gibi kutsal gecelerin icat edilmesi, Kur'an'daki peygamber örnekliğinin üstünün örtülmesi anlamına gelmektedir. Milyonlarca gül dağıtarak binlerce dolarlık organizasyonlar ya da yığıntı telefon mesajlarıyla kapitalizmi besleyenler Peygamberin mirasına sahip çıkamazlar.

Peygamberin yolunda olmayan mihrakların, hatta bu organizasyonlarda yapılan israflarla bizzat o güzel insanın yoluna ihanet edilmektedir. Afrika'da her on saniyede bir çocuğun açlıktan öldüğü bu dönemde peygamber ümmetiyiz diyenlerin böylesi israflardan sevap ummaları sorgulanmalıdır. "Komşusu açken tok yatan bizden değildir.'' diyen bu dinin Peygamberi değil midir? Bu gibi kutsal addedilen gecelerin sonradan ihdas edilmiş bidatler olduğu aşikardır. Bu tür geceler, Peygamberin mirasını ihya değil tam tersine bir imhaya dönüştürmektedir. Sadece bu gecelerde değil hayatın her anında o kutlu Peygamberin yolunun takipçileri olmalı ve dini, hayatın her alanında, her gününde yaşayarak ihya etmeliyiz.

Müslümanların çaresizlik içinde kıvrandığı bu dönemde, bizatihi statüko tarafından bu tür gecelerin reklamlarının yapılması da üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Özgürlükleri için çırpınmayan toplulukların gözyaşlarıyla rahatlamalarına sebep olan forumların, sağlıklı değerlendirmelerden kopuk, içi boşaltılmış sadece romantik anma törenleriyle geçmesi, asıl mesaj olan "Tevhid Peygamberi" olmaktan uzak, örnek alınması imkânsız bir peygamber anlayışına sebep olmaktadır. Örf ve âdet olmaktan, masumluktan çoktan uzaklaşmış bu ritüellerin asıl peygamberi tanıtmadığını ve anılan peygamberin "Kur'an'daki Peygamber" olmadığını görmeliyiz.

Kapitalizmin belirli zamanları da pazar olarak görmesi tüketim kültürünün dini dünyevileştirmesine sebep olmuştur. Dünyevileşen din dünyevileştiği ölçüde kamusal alandan çekilmekte ama paradoksal biçimde bu alanları muhafazakarlaştırmaktadır. Bu anlamda radikal bir laikçiliğin yerine sekülerizme hoşgörülü yaklaşan bir dindarlık kapitalizmin üretim-tüketim çarkı için daha uygun bir toplumsal zemindir. Bulaç "Son zamanlarda kutsal gecelerin ihdası ve bu gecelere özel bir önem atfedilmesinin küresel ölçekte yaşamakta olduğumuz krizle de yakın bağlantısı var. Özellikle modern kent hayatında, nüfusları on milyonu aşan devasa metropollerde "birey" durumuna indirgenmiş insan, varlıktaki merkezle bağlarını koparmış, referans noktalarını kaybetmiş bulunmaktadır. Sekülerlikle varlık, dünya ve hayatın çeşitli biçimleri kutsaldan arındırılmış, insanın anlam dünyası yol gösterici bir haritadan yoksun bırakılmıştır. Her şeyin maddileşip dünyevileştiği, kültürün; eğlence, tüketim ve bedeni hazlara indirgendiği bir dünyada insan kutsalı arıyor, kendine varlıkta ruhunu irtibatlandıracağı bir referans noktası, hakiki, sahici bir anlam çerçevesi istiyor. Bu ihtiyacı sahici yollar ve araçlarla karşılamak gerekir. İyi niyetle vuku bulacak bir sapma dinin içeriden tahrif edilmesine sebep olabilir. Bu konuda dikkatli olmakta yarar var." derken bu soruna dikkat çekmektedir. Çünkü son kutlu doğum faaliyetlerinde havai fişekli, yeşile boyanmış noel görüntüleri yansıdı haber bültenlerine. Bu sürecin mimarlarından biri olan Fethullah Gülen ve cemaatinin düzenlediği kutlu doğum etkinliklerine göz attığımızda pop şarkıcılarının konserleriyle festivale dönüştürülen bir kutlu doğum kutlama tarzının üretildiğine şahit oluyoruz. Bu tarzın ilk işaretlerini şu ifadelerle dile getirmektedir:

"Ne olursa olsun Hz. Mesîh'e ait gün ve geceler o kadar insanlığa mâl olmuştur ki, bilerek-bilmeyerek herkes kendini o acayip törenler içinde bulur; ibadet, eğlence veya maskaralık, Hıristiyanlarla aynı duyguları paylaşır, aynı hislerle yatar-kalkar. Hatta çam, çınar devirir, hindi parçalar, şampanya patlatır ve kör-kütük sarhoş olup sokaklara dökülür... Mübeccel velâdetin böyle eğlenceli, cümbüşlü kutlanmasını ve mübârek İslâm Dini'nin de bir karnavala çevrilmesini ne biz ne de başkası arzu etmez. Zaten bunu yapmaya da kimsenin gücü yetmez. Ancak, yalancı ve riyakâr bir dünyanın, koskocaman insanlık âlemini nasıl bir iğfal ağına aldığını gördükçe, "Neden acaba İslâm dünyası, aynı zamanda kendi velâdeti de sayılan rebî'ul-evveli, rebî'ul-evvelle gelen "nevrûz-ı sultanîyi" ve o günle gelen insanlığın kurtuluşunu aynı heyecan, aynı cûşiş içinde tes'îd etmez?" diye hayıflanıyor ve kendi kendimizi sorguluyoruz. Yukarıda serd edilen mülâhazalardan, seyyidina Hz. Mesîh ve arkasındakileri tezyîf manâsı da çıkarılmamalıdır. Biz Müslümanların Hz. İsa'ya karşı saygımız sonsuz olduğu gibi, O'nun getirdiği mesajın, bugünkü batı medeniyetinin önemli bir rüknü olduğunda da şüphemiz yoktur. Evet, tarihçilerin ve medeniyet felsefecilerinin de ifade ettikleri gibi, eğer Hz. İsa ve O'nun getirdiği ruh ve manâ olmasaydı, batı medeniyeti hiçbir zaman vücud bulamazdı; zira onun bir esası Grek düşüncesi (matematik düşünce) diğer bir esası Roma hukuku olduğu gibi, önemli bir rüknü de gerçek manâsıyla Hıristiyan dinidir."5

Sarhoşluk ve maskaralık dışında noel kutlamalarının bir benzerini 1991'de teklif eden Hocaefendi, Avrupa uygarlığını meydana getiren teslisçi Hıristiyanlığın İsa (a)'nın tevhid mesajıyla aynı sayması da kutlu doğum düzenleyicilerinin zihin yapılarını göstermesi açısından dikkate değerdir.

Kutlu Doğum İmkan mıdır?

Yukarıda değinmeye çalıştığımız tüm olumsuzluklarına rağmen Kutlu Doğum Haftası vb. cahiliye kutlamaları aynı zamanda muvahhidler için birer tebliğ imkanı konumundadır. Musa (a) tebliğini halkın en yoğun olduğu şenlik günlerinde yapmıştır (bkz.: 26/38). Kutlu doğumun temel gündeminin Resulullah olması önemli bir imkandır. Bu haftayı icat edenler ve işlevini tayin edenlerin amaçlarına karşı kullanılabilir. Kutlu doğumu üretenlerin amaçları ve faaliyetlerinin gayriislami yönleri bu hafta içerisinde düzenlenebilecek toplantılarda muhataplara anlatılırken Kur'an'a göre Hz. Muhammed'in hayatı anlatılabilir, Peygamberimizin vahiy ölçütünde hayatımızdaki örnekliği insanlara anlatılabilir. Aynı zamanda bu örnekliğin aktüelleştirilmesi içinde önemli bir zemin işlevi görebilir. Bu anlamda bu haftanın fikir babalarının hesap etmedikleri biçimde İslam'ın aziz mesajının kitlelere ulaştırılması da kısmen gerçekleşebilmektedir. Hz. Peygamberin Kur'an'ı yaşamlaştırması gündemleşebilmekte, Kur'an'ın temel ilkeleriyle günümüz sorunları arasında bağlar kurulabilmekte, Resulullah'ın örnekliğinin bugüne taşınmasının ne anlama geldiği sorgulanabilmektedir.

Sünnet-i Nebî'nin sosyal, siyasal boyutlarından haberi olmayan birçok kişinin kafasındaki melek peygamber tasavvuru bu tarz oturumlarla sorgulamaya açılmakta, sahih bir çizgiye yönlendirilmektedir. Resul'ün örnekliğini Kur'an'ın furkanlığında anlamaya ve anlatmaya çalışan eserler6 bu vesileyle okuyucuya daha kolaylıkla ulaştırılabilmektedir. Ulaşılamaz ve hayattan soyutlanmış Allah tasavvuru ve beraberinde olağanüstü peygamber anlayışının kutsama faaliyetlerine alternatif olarak hayatımızın ve ahiretin tümüne yegane egemen olan Allah tasavvurunu ve böylesi bir Rabbin mesajının taşıyıcısı ve şahidi olan Hz. Muhammed'in anlatılması için önemli bir zemindir. Bu zemin vesilesiyle doğru olan insanlara aktarılırken yanlış olanın yanlışlığı da muhatabın seviyesine göre ayarlanabilecek güzel bir üslupla anlatılmalıdır. Kutlu doğum, mevlid ya da başka bir üretilmiş aracın neden üretildiği ve meşruiyet zemini de muhataplara sorgulatılmalıdır. Böylesi bir dönüşüm sürecini başlatabildiğimizde gerçeğin şahitliğini yapmış olacağız.

Dipnotlar:

1- Kutlu Doğum Haftası Kutlamaları ile ilgili olarak TDV Genel Müdürü Mehmet Kervancı ile yapılan röportaj, Diyanet Dergisi, Nisan 1999, sayı 100.

2- Ali Bulaç, "Kutlu Doğumun Anlamı" www.bilgihikmet.com

3- M.Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla 1, Nil Yayınları, 3. Baskı, Eylül 1995, s. 197.

4- http://tr.fgulen.com/a.page/multimedya/sonsuz.nur/a11169.html

5- Fethullah Gülen, "Kutlu Doğum" Sızıntı, Ekim 1991, Cilt 13, sayı 153.

Bu yazı toplam 4728 defa okunmuştur.
BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR