Dünya Kupası Filistin’de yapılsaydı

Dünya Kupası Filistin’de yapılsaydı

​​​​​​​Enkazın arasından yükselen yeni bir stadyum ve geleneksel işlemeli kıyafetler giymiş, zeytin dalları taşıyan çocukların sahaya çıktığını hayal edin!


Nadera Raied Mushtha’nın We Are Not Numbers’da yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.


Ya Dünya Kupası Filistin’de düzenlenseydi? Ya gece yarısı duyduğum tezahüratlar, maçı baştan sona izleyebilmek için internetin kesilmemesini uman yerli halktan değil de, parlak yeni bir stadyumdan, şarkı söyleyen, davul çalan ve tezahürat yapan uluslararası taraftarlarla dolu tribünlerden gelseydi?

Enkaz yığınlarından uzakta, işgalciler tarafından çalınan, buldozerlerle yıkılmış mahallelerden uzakta, Filistin’deki Dünya Kupası deniz kenarında, kumların üzerinde, Akdeniz’den esen hafif bir esintinin dünyanın dört bir yanından gelen taraftarların gülümseyen yüzlerini serinletip yumuşattığı bir ortamda gerçekleşirdi.

Abluka ve seyahat kısıtlamaları olmasaydı, Gazze’nin kucağında toplanır ve onun şefkatini hissederlerdi; denizin kokusu onları ülkemize aşık ederdi.

Hatıra eşyası olarak deniz kabukları ve zeytin yaprakları satardık. Maftoul ve musakhan ikram eder, fasulye, falafel, nohut ve zeytinyağından oluşan gün doğumu kahvaltıları sunardık. Misafirlerimizi toprağımızın meyveleriyle ağırlardık.

Yıkık duvarlarımıza savaş öncesi Gazze’nin resimlerini asardık ki misafirlerimiz bu topraklardan çalınan güzelliği görebilsinler. Sahil boyunca her ülkenin bayraklarını dalgalandırırdık. Ve işlemeli Filistin elbiselerimizle, kına ve Muhammedî gülleri dolu tabaklar taşıyarak, kutlama pirinci yağdırarak hayranlarını karşılar, onları coşkuyla ağırlardık.

Filistin temalı açılış töreni, neşe dolu uluslararası bir turnuvanın başlangıcı olurdu. Bir düşünün. Stadyum tam bir karanlığa bürünür, ta ki tek bir ışık huzmesi sahanın ortasındaki asırlık zeytin ağacını ortaya çıkarana kadar. Kökleri, çarpıcı görsel projeksiyonlarla saha boyunca yayılırken, Filistin kefiyesinin renklerine ve desenlerine dönüşür; bu da direnişi, mirası ve halk ile toprağı arasındaki derin bağı simgeler.

Filistin’in dört bir yanından gelen, ülkenin çeşitli bölgelerini temsil eden geleneksel işlemeli giysiler giymiş çocuklar, zeytin dalları taşıyarak sahaya çıkıyor. Stadyum zemini, Kudüs’ün Eski Şehri, Gazze’nin Akdeniz kıyı şeridi, dalgalı zeytinlikler ve canlı köy manzaralarının projeksiyonlarıyla canlanıyor. Kilise çanlarının sesleri, ezan, kıyıya vuran dalgalar ve hareketli pazarların sesleri tek bir müzik bestesi halinde harmanlanarak Filistin yaşamının zenginliğini yansıtıyor.

Maçlar güneş batarken başlar; güneşin ışınları dalgaların üzerinde dans eder ve parıldar. Davullar, kılıç dansları ve dabke eşliğinde, Meghana ve Ataba melodileriyle ortalığı coştururuz. Anlatılan hikâyeler, okunan şiirler ve dizeler, yeni ve özenle bağlanmış kefiyelerini giyip dans etmeye bayılan taraftarların coşkulu alkışlarıyla karşılanır.

Şehitlerimizi onurlandırır, isimlerini sergiler ve anılarına çiçekler atarız. Ve şehitlerin isimlerini kalplerimizde yaşatmak için stadyumu fesleğenin güzelliği ve kokusuyla dolduruyoruz. Filistin takımı, topraklarının köklerinden güç alarak güçlü ve gururlu bir oyun sergiliyor.

Peki işgal, Batı Şeria’daki Filistinlilerin ve 1948 topraklarındaki Filistinlilerin Gazze’ye girmesine izin verir mi? Aynı toprağın halkı, aynı tribünlerde bir araya gelip vatanları için şarkı söyleyebilir mi?

Ve Gazze’ye gelirlerse, tanıdıkları bir toprak görecekler mi? Batı Şeria’dan girerlerse, sınır boyunca uzanan doğu Gazze’deki zeytin ağaçlarının, evler gibi tamamen yıkıldığını, varlığından silindiğini fark ederler. Ortadan kaybolmuş. İşgal güçleri, yerli halk şehit olmuş sevdiklerinin fotoğraflarını, anılarını, hatta kemiklerini bile kurtaramadan önce onları buldozerlerle yıkıp molozlarını çaldı.

Ya Dünya Kupası Batı Şeria’da yapılsaydı? Biz Gazzeliler Filistin’e girmemize izin verilir miydi? Sokaklarını, ara sokaklarını, zeytin ağaçlarını görebilir miydik? Kudüs keklerinin kokusunu alabilir miydik? Aileler on yıllar sonra bir araya gelebilir miydi? Futbol bizi toprağımızla yeniden birleştirebilir miydi? Tek bir halk yeniden bir araya gelebilir miydi? Ve eğer bir araya gelseydik, İsrail tüm dünyanın gözü önünde bizi bombalamaya cesaret edebilir miydi?

Arjantin, komşumuz Mısır’ı Dünya Kupası’ndan eleyene kadar ona tezahürat ettik. Her maçı Gazze’nin sahilinde kutladık ve her sokakta, her evde tezahürat sesleri yankılanıyordu.

İspanya ve oyuncularıyla gurur duyuyoruz. Maç devam ederken, Gazze’deki internetin yavaşlığından şikâyet ederek bekledim, bekledim. Goller atıldığında, golü ekranda görmeden çok önce tezahüratların gürültüsünü duyduk.

Turnuvanın bir gün özgürleşmiş bir toprak olan Gazze’ye geleceği umuduyla yaşıyoruz. Stadyumlarımızın bir zamanlar üzerinde durduğu siyah, boş zeminden yeniden sahaların ve tribünlerin yükseleceği; yeniden sıcaklık ve tutkuyla oynayabileceğimiz; milli takımımızın hiçbir üyesinin uzuvlarını ya da canlarını kaybetmeden mükemmel sağlıkta olacağı umuduyla yaşıyoruz. Çocukların, umut için inşa edilmiş bir futbol stadyumunda ülkelerini temsil etmeyi yeniden hayal edebilecekleri umuduyla.

* Nadera Raied Mushtha, Gazze Şehri’nin Şujaiya mahallesinde doğup büyüyen bir şair ve yazardır. Ailesi aslen Gazze’lidir. 2023 sonbaharında, İslam Üniversitesi’nde İngilizce Öğretmenliği Bölümü’nde üçüncü yılına başlamış ve burada Dr. Refaat Alareer’in öğrencisi olmuştur. Gazze’deki okulların çoğu mevcut savaş sırasında tahrip edildiği için, mahallesindeki çocuklar için İngilizce dersleri düzenlemektedir.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir