RIDVAN KAYA

Huzurlu bir Türkiye için önemli bir adım: Terörsüz Türkiye

Türkiye bir yılı aşkın bir süredir PKK’nın tasfiyesini ve buna bağlı olarak PKK mensuplarının entegrasyonunu konuşuyor. Uzun bir tartışma, değerlendirme ve hazırlık sürecinin neticesinde bu hafta Meclis’te geniş bir mutabakatla kabul edilen bir kanunla bu konuda atılması beklenen adımlar netleşti. Konunun gelişimini zaten medyada takip ettik, bu yüzden ayrıntılara değinmeye gerek görmüyorum ama meseleye yaklaşım tarzına dair bazı hususların altını çizmekte fayda görüyorum.

Sorunun Kökeni Doğru Tanımlanmalı!

Öncelikle devleti temsil eden çevrelerce ‘terör’ başlığı altında ele alınan bu konunun biri şiddet, diğeri kimlik meselesi şeklinde iki boyutu olduğunu unutmamak lazım. Terör adı da verilen ve çok büyük acılara, devasa kayıplara, zararlara yol açan meselenin kaynağında yatan şeyin en temelde devletin izlediği siyaset olduğu bilinmeli. Bu coğrafyada yüzlerce yıldır Ümmet kimliği altında ve kardeş olarak yaşayan insanları ayrıştırmak ve onlara farklı bir kimlik dayatmanın neticesinde ortaya çıkan bir ateşten söz ediyoruz.

Elbette bu ateşe zaman içinde pek çok el müdahil oldu, farklı hesapları olan değişik güçler fırsat kollayıp ateşi harladı, büyüttü, tüm coğrafyayı kuşatacak bir yangına dönüşmesine katkı sağladı. Meselenin zaman içinde çetrefilleştiği, çok aktörlü bir oyuna dönüştüğü inkâr edilemez ama tüm bu müdahaleler meselenin temelinde inkâr zihniyetinin ve ulusçuluk dayatmasının yattığı gerçeğini değiştirmiyor. Bu yok sayma ve dayatma siyaseti PKK adı altında örgütlenen bir isyan ve şiddet hareketini besledi, yaygınlaştırdı.

Karanlık Tünelden Çıkış Umudu

Sonuç itibariyle PKK’nın merkezine oturduğu şiddet olgusu gerek bu ülke, gerekse de bölge çapında çok büyük acılara yol açtı. Haddi hesabı olmayan kayıplar yaşandı. En önemlisi de bu çatışma sürecinde insanımız insani, ahlaki, fıtri değerlerine yabancılaştı. Her iki yönlü olmak üzere milliyetçi cahiliyeye daha fazla savruldu, kirlendi. Allah Teala’dan uzaklaştı, hududullaha sırt çevirdi. Şehirler, köyler, mezralar yangın yerine döndü, binlerce eve ateş düştü. On binlerce genç dağlarda can verirken ya da zindanlarda çürürken, çok daha fazlası batıl bir davanın peşinde ifsada sürüklendi, zihnen, kalben çürümeye yüz tuttu.

Şimdi bu meselede önemli bir gelişme yaşanıyor, şiddet sorununu çözme yolunda büyük bir adım atılıyor. Neredeyse yarım asırdır süregelen çatışmanın bitirilmesine yönelik bir program devreye sokuluyor. Bunun önemli, hayırlı bir adım olduğuna kuşku yok. On yıllardır bu acıyı doğrudan yaşayan Kürt halkı ve Kürt coğrafyasında yaşayanlar başta olmak üzere tüm Türkiye ve hatta tüm bölge halkları için sevindirici bir gelişme. Daha fazla kanın dökülmemesi, daha fazla can kaybı yaşanmaması için bu sürecin desteklenmesi elzem. İslami, ahlaki, insani kaygılar da zaten bunu gerektiriyor. Nitekim bazı fanatik ırkçı ve Kemalist unsurlar haricinde herkesin gelişmeyi olumlu değerlendirdiği görülüyor.

Sürecin Eksikleri ve Eksileri

Genel manada desteklemekle, olumlu görmekle birlikte kuşkusuz bizim de sürece dair bazı eleştirilerimiz, sorularımız mevcut. En temelde geçmişte şiddet sorununa kaynaklık eden inkâr ve dayatma siyasetinin tümüyle sona erdirilmesi noktasında yeterli bir gelişme yaşanmadığını hatırlatmak isteriz.

Evet, sorun çerçevesinde birtakım gelişmeler yaşanıyor, bu görmezden gelinemez ama bu ülkede Türklüğün hala ve ısrarla bir üst kimlik olarak öne çıkartılmasının yanlışlığını, kabul edilemezliğini vurgulamaktan geri duramayız. Bu manada geçmişte olduğu gibi tümüyle yok sayma, asimilasyon ve inkâr siyasetinden vazgeçilmiş olmakla birlikte kimlik sorununu kökünden çözecek olan ciddi, nitelikli adımların hala atılamadığını, ulusçuluk cahiliyesinden kurtulamadığımızı görmek ve bu yanlışı eleştirmek, bu zulme tavır almak durumundayız.

Hangi temelde, hangi zeminde bir araya gelindiği çok temel bir sorundur. Ulusçuluk bu ülkeyi yaralamış, kanatmıştır. Ulus devlet şemsiyesi bin küsur yıldır bu coğrafyada kardeş olarak yaşamış insanların birlikteliğini, kardeşliğini güçlendirmeye yetmez. Daha üst, kuşatıcı, onarıcı bir çerçeveye ihtiyacımız var bizim. Selahattin Demirtaş gibi Kürt milliyetçilerinin pragmatik hesaplarla dillendirdikleri, bu sürecin sonunda Türk ve Kürt gençlerin Anıtkabir’de buluşturma hayali bizim için ancak bir kabus olabilir.

Kürt sorunundan, şiddet meselesinden ayrı olarak Türklük adı altında cahili bir ideolojinin şemsiyesi altında toplanmayı asla meşru görmediğimizi her fırsatta haykırmalıyız. Bizim İslam’dan başka kimliğimiz ve davamız yoktur. Müslüman kimliğimizi gölgeleyecek her türlü aidiyeti de reddediyoruz.

Yine bu bağlamda bir adaletsizliğe de değinmek gerekir. Kanunla PKK’nın tasfiyesine bağlı olarak silahlı eylemlere bulaşmamış örgüt mensuplarının aşamalı bir şekilde affı gündem geliyor. Gayet güzel bir düzenleme. Bir kere yanlış yaptı diye kimse ömür boyunca yanlışa mahkûm edilmemeli, özeleştiri yapana geri dönme hakkı tanınmalı, yanlış yola sapanlara bir çıkış gösterilmeli. Buraya kadar her şey güzel ama neden bu hak sadece PKK mensupları için geçerli? Neden bu şekilde bir sınırlama yapılıyor ve farklı örgütlerle ilişkili olduğu için suçlanan insanlara aynı hak tanınmıyor?

Allah aşkına, sormak gerekmez mi: Eline silah alıp dağa çıkmış militanların affedildiği bir ortamda kermese dolma pişirdiği, yurtta ablalık, dershanede ağabeylik yaptığı için ya da devletin izniyle açılan bankaya para yatırdığı, sendikaya üye olduğu için binlerce, on binlerce insanın örgüt üyeliğinden cezalandırılması, akla vicdana, adalet sığıyor mu? Bu FETÖ heyulasını da artık tartışmaya açmak gerekmiyor mu? Tamam, ülkeyi darbeye sürükleyen mücrimler, halkın üzerine bomba yağdıran, mermi sıkan alçaklar cezalarını çeksinler ama bir yandan “tabanı ibadet” diye tanımlanan bu yapının tabanındaki herkesi bu şekilde ezmenin, mağdur etmenin açık bir çelişki teşkil ettiği daha ne kadar görmezden gelinecek?

Bu soruların sorulması, bu haksızlığın gündemleşmesi gerektiğine inanıyoruz. Mamafih sonuç itibariyle batıl bir ideoloji doğrultusunda yaşanan şiddet olgusu ve beraberinde dalga dalga gelen sorunlar yumağının sona erdirilmesine yönelik adımları olumlu gördüğümüzü de bir kere daha vurguluyor, bu musibetin bir an önce bitmesini, bu kara bulutun bu ülkenin üzerinden gitmesini Rabbimizden niyaz ediyoruz.

Asıl Meseleyle Yüzleşmek

Dikkat çekici bir şekilde bu sorunun, bu sıkıntının sona ermesiyle her şeyin dört dörtlük olacağına dair bir imaj verilmek istendiği görülüyor. Bunun doğru bir yaklaşım olmadığını vurgulamakta fayda var. Evet, çok büyük, çok önemli, hayati bir sorunun çözüm aşamasında olduğu doğrudur ama bu sorunun çözümü tüm sorunların çözüldüğü anlamına gelmez, hatta bu ülkenin asıl sorununun çözüldüğü anlamına da gelmez.

Peki, asıl sorun nedir? Asıl sorun, bu ülkenin, bu toplumun İslam’dan uzaklaştırılmış olmasıdır. Yeni bir devlet ve toplum kurgulamak adına ilhad ve isyan temelinde Ümmet kimliğinin yerine başka bir kimliğin ikame edilmiş olmasıdır.

Bu zehirli çabanın acı meyvelerini tam bir asırdır bu ülke ve bu halk yaşamaktadır. Siyasal şiddet, devasa acılara yol açan büyük bir sorun, buna kuşku yok ama sorunlardan sadece biri. Bu ülke ne yazık ki sokakları saran çeteler, uyuşturucu, kumar, içki bağımlılığı ve daha pek çok sorunla yüz yüze.

İlahi olan yüz çevirmenin ve dünyevileşme anaforuna teslim olmanın bir neticesi olarak toplum çözülüyor. İslam’ın emir ve nehiylerinden uzak bir hayat tarzının yaygınlaştığı kesimlerde akrabalık, kardeşlik, dostluk bağları zayıflarken, aileler parçalanıyor. İnsanlar birbirinden uzaklaşırken kedi, köpek bağımlılığı artıyor. Sosyal hayatta edep, nezaket, saygı ve muhabbet zemini kayboluyor.

Evet, bu gelişmeyle artık gençlerin terör bataklığında telef olmayacağına seviniyoruz ama düşünün ki sayısız genç hedonist bir hayat tarzının bataklığında mütemadiyen can çekişmekte, boğulmakta. Ve ne acıdır ki bu büyük bataklık pek dikkat çekmiyor, hatta bu konuda çok hassas olması gereken çevreler nezdinde dahi kanıksanıyor, sıradanlaşıyor.

Şüphesiz maddi, manevi acılara, kayıplara yol açan, toplumsal huzursuzluğu besleyen her bir sorunun ortadan kalkması vicdan sahibi herkes tarafından desteklenmesi gereken bir gelişmedir. Bununla birlikte ilahi bildirimlere, insani değerlere, ahlaki kurallara sırt dönmüş bir hayat tarzının toplumsal huzursuzluğun kaynağını teşkil ettiği gerçeğini de asla görmezden gelemeyiz, gelmemeliyiz. Ve tam da bu yüzden marufun yaygınlaştırılması ve münkerin engellenmesi çabasının açık, kesintisiz ve istikrarlı bir şekilde sürdürülmesi gereken vazifemiz olduğunu unutmamalıyız.

YAZIYA YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Yazılar
RIDVAN KAYA Arşivi

Sumud Filosu direnişi

01/05/2026 10:07

Öncelikli gündemimiz

10/05/2025 13:48

İzzet yurdu Gazze

26/01/2025 18:13