Jeanine Hourani’nin The New Arab’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
Son üç yıl boyunca İngiliz halkı, Filistin halkının yanında kararlı ve tavizsiz bir şekilde durduğunu son derece açık bir şekilde ortaya koymuştur. Oysa bu ezici halk desteği, halkını temsil ettiğini iddia eden kurumlarda pek bir yankı bulmamıştır. Aslında, Filistin hareketinin devlet tarafından sürekli olarak saldırıya uğradığı ve bastırıldığı, İsrail’in savaş suçlarının ise hasır altı edildiği yapısal bir asimetri söz konusudur.
Bu asimetri, tutarsız polis uygulamaları ya da hukuki çifte standart meselesi değildir; bu durum, yerleşimci sömürgeci şiddetin meşrulaştırılıp normalleştirildiği, buna karşı direnişin ise suç sayıldığı daha geniş bir siyasi düzeni yansıtmaktadır.
Kime hizmet ediyorsunuz ve kimi koruyorsunuz?
Yerleşimci sömürgeci şiddetin normalleştirilmesi, on yıllardır Filistin karşıtı ırkçılığı ve İslamofobiyi yeniden üreten ideolojik bir çerçeveye dayanmaktadır. Bu çerçeve içinde Filistinlilerin siyasi iradesi rutin olarak reddedilirken, onların yanında duranlar ise benzersiz bir şekilde şüpheli, irrasyonel veya tehditkâr olarak gösterilmektedir. Bu durum, dayanışmanın suç sayılmasını, olağanüstü önlemlerin meşrulaştırılmasını, temelsiz suçlamaların meşrulaştırılmasını ve baskı için kamuoyu rızasının yaratılmasını mümkün kılan bir kamu söylemi oluştururken, yurtdışındaki emperyalist savaşları da aklamaktadır.
Sonuç olarak, hareketimizi gözetlemek ve bastırmak için olağanüstü kamu kaynaklarının seferber edilmesini mümkün kılan, aynı zamanda Filistinlilere yönelik soykırıma aktif olarak katılanlara da imkân tanıyan bütün bir siyasi kültür gelişmiştir. Bu durum, İngiliz devlet kurumlarının nihayetinde kimin çıkarlarını korumaya çalıştığını, yani yerli bir kapitalist sınıfın ve yabancı bir soykırımcı varlığın çıkarlarını koruduğunu ortaya koymaktadır.
Gerçekten de, Siyonist lobi, Londra Emniyet Müdürlüğü’nün hareketimize yönelik baskı uygulamalarını cesaretlendiren, kusursuz işleyen bir baskı mekanizması geliştirmiştir. Hükümet altyapısı, medya kurumları, şirketler ve kolluk kuvvetlerinin statükoyu savunmak için işbirliği yaptığı anlarda, baskı, Siyonizmi savunmaya yönelik tutarlı bir siyasi proje olarak kendini göstermektedir.
“100.000'den fazla kişi öldü, siz ise bunun yerine bizi hedef tahtasına koyuyorsunuz”
Bu yılın başlarında, Declassified UK, Gazze'deki soykırım sırasında 2000'den fazla İngiliz vatandaşının İsrail Savunma Kuvvetleri'nde (IDF) görev yaptığını bildirmişti. Londra Emniyet Müdürlüğü bir soruşturma açmış, ardından bunu kapatmış ve kısa süre önce hukuk ve insan hakları örgütlerinin baskısı üzerine bu vatandaşlardan dördüne ilişkin soruşturmayı yeniden başlattığını duyurmuştu.
Bu karar memnuniyetle karşılanmakla birlikte, pek çok soruyu da beraberinde getiriyor. Birincisi, savaş suçlularına yönelik soruşturma neden siyasi bir ping-pong oyunu gibi ele alınıyor? İkincisi, 2.000 kişiden neden sadece dört savaş suçlusu soruşturuluyor?
Bu arada, “Palestine Action” örgütünün yasaklanmasından bu yana Temmuz 2025’ten beri, örgütü destekledikleri şüphesiyle 3000’den fazla kişi tutuklandı. Bu sayıya, ulusal yürüyüşlerde, öğrenci kamplarında veya diğer eylem ve gösterilerde yapılan tutuklamalar dâhil bile değil. Filistin dayanışmasına caydırıcı bir etki yaratmak amacıyla Birleşik Krallık hükümetinin “Prevent” programına sevk edilen aktivistler de bu rakamlara dâhil edilmemiştir.
Uluslararası hukuk kapsamında en ağır suçlardan bazılarına karıştıkları iddiasıyla suçlanan İngiliz vatandaşlarına yönelik suçlamalar, tereddütle karşılanmakta ve soruşturmalar parça parça yürütülmektedir. Öte yandan, bu suçların işlenmesini mümkün kılan mekanizmayı bozmaya çalışanlar, devletin zorlayıcı aygıtının tüm gücüyle karşı karşıya kalmakta ve bu güç, olağanüstü bir hız ve koordinasyonla devreye sokulmaktadır.
Benzer şekilde, Londra Emniyet Müdürlüğü, 100’den fazla taban örgütünün, önde gelen insan hakları örgütü Amnesty UK’nin, ICJP gibi hukuki savunma örgütlerinin yanı sıra 100’den fazla milletvekili ve Londra Belediye Başkanı’nın baskısına rağmen “Büyük İsrail Emlak Etkinliği”ni soruşturmayı reddetti. Eğer bu güçler, başkentimizde işlenen savaş suçlarını toplu olarak engelleyemiyorsa, kim engelleyebilir?
Kamu kurumları, savaş suçlarını protesto edenleri denetlemek için muazzam kaynaklar ayırırken bu tür geniş koalisyonları defalarca görmezden geldiklerinde, kendilerini kamuoyunun baskısından giderek daha fazla izole olmuş ve yalnızca Siyonist lobinin köklü siyasi çıkarlarına hesap veren kurumlar olarak ortaya koyuyorlar.
Filistin mücadelesi, bölgedeki emperyalist egemenliğin en keskin ucunda yer alıyor: Bu, ABD hegemonyasının dayandığı temel unsurdur. Son üç yıl boyunca Filistin hareketi, bu gerçeği ortaya koyan ve bu denklemde İngiliz siyasi sınıfının rolünü ifşa eden bir mücadele yürüttü. Böylece hareket, siyasi düzen içinde bir kriz yarattı.
Bir sistem parçalanmadan önce, çatlakları önce ortaya çıkarılmalı, ardından da genişletilmelidir. Filistin halkı ve direnişin son üç yılda başardığı şey, bu çatlakları açığa çıkarmak ve yabancı, soykırımcı bir varlığın çıkarlarına hizmet eden kurumlar ve lobi gruplarından oluşan bir sistemi ifşa etmektir.
Öte yandan, İngiltere’de kışın evlerini ısıtmaya bile parası yetmeyen insanlar var. Bu, modern İngiliz tarihinin en büyük ahlaki başarısızlıklarından biridir. Somut olarak bu durum, siyasi sınıf içindeki krizi derinleştirmiş ve onları ve çıkarlarını açığa çıkarmıştır. Şimdi bizim rolümüz, bu çatlakları daha da genişletmektir. Önümüzdeki görev açıktır: Siyonizmi ve adaletsizliği ayakta tutan yapılar artık ayakta kalamayana kadar bu çelişkileri ortaya çıkarmaya devam etmek.
*Jeanine Hourani, Londra’da yaşayan bir yazar ve topluluk örgütleyicisidir. Exeter Üniversitesi’nde Orta Doğu Siyaseti alanında doktora adayıdır ve Filistin Gençlik Hareketi üyesidir.
