
LeBron, Gazze ve “sadece harika şeyler!”in bedeli
Gazze yanarken, on binlerce sivilin cesedi sayılırken, bütün mahalleler yok edilirken ve aileler enkazdan sevdiklerini çıkarırken söylediği bu sözler. “Sadece harika şeyler.” Bu cehalet değil. Bu ahlaki uyuşukluktur.
Prof. Junaid S. Ahmad’ın Middle East Monitor’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
Bir mirası lekelemek için özel bir cümle gerekir. LeBron James bunu buldu: “İsrail hakkında sadece harika şeyler duydum” — Gazze yanarken, on binlerce sivilin cesedi sayılırken, bütün mahalleler yok edilirken ve aileler enkazdan sevdiklerini çıkarırken söylediği bu sözler. “Sadece harika şeyler.” Bu cehalet değil. Bu ahlaki uyuşukluktur.
On yıldan fazla bir süredir LeBron, sessizliğin suç ortaklığı olduğunu ısrarla savundu. Amerika'yı hak ettiği zaman azarladı. Trump'ı kınadı. Göğsünde ‘Black Lives Matter’ (Siyahîlerin Hayatı Değerlidir) yazısı taşıdı. Sadece bir basketbolcu değil, vicdanlı bir vatandaş olduğunu açıkça ortaya koydu. “Kapa çeneni ve top sür” yaklaşımını reddetti. Dünyaya, büyüklüğün cesaret gerektirdiğini söyledi. Tamam. Ama cesaret yerli bir ürün değildir.
Şiddet ABD sınırlarının ötesine taşındığında, Gazze gerçek zamanlı olarak yayınlanan bir mezarlığa dönüştüğünde, sesler kesildi. Sonra, sessizlikten daha kötüsü, övgüler geldi. Dikkatli sözler değil. Barış çağrısı değil. Övgüler. “Sadece harika şeyler.” Bu cümle, bir cenazede alkış gibi geliyor.
Kimse LeBron'dan Orta Doğu tarihi üzerine bir yüksek lisans semineri vermesini istemiyor. Soru daha basit: Kendini ezilenlerin şampiyonu ilan eden biri, 21. yüzyılın en yıkıcı askeri kampanyalarından birini yürüten bir devlete nasıl koşulsuz hayranlık duyabilir?
Bu bir “karmaşıklık” meselesi değil. Bu bir netlik meselesi. Enkaz altında kalan çocuklar karmaşık değil. Bombalanan hastaneler nüanslı değil.
GOAT tartışması (Çev.Notu: spor dünyasında "Tüm Zamanların En İyisi"nin kim olduğu üzerine yapılan bitmek bilmeyen ve oldukça tutkulu geçen tartışmaları ifade eder) burada sona eriyor — çünkü basketbolu siyasetin belirlemesi gerektiği için değil, LeBron ahlakın büyüklüğün bir parçası olduğunu ısrarla savunduğu için. Muhammed Ali gibi değerlendirilmeyi talep edip, fedakârlık gerektiğinde geri adım atamazsınız. Ali'nin efsanesi sadece yumrukları ve ayak hareketlerine değil, inandığı şey uğruna her şeyi kaybetmeye hazır olmasına da dayanır. LeBron, baskı olmadan haleyi istiyor.
Aktivizmi, güvenli olduğunda yüksek sesli, maliyetli olduğunda ise temkinli olmuştur.
Amerika'da ırkçılığa karşı konuşmak riskliydi, evet — ama aynı zamanda ligin mesajları ve kurumsal markalaşma ile de uyumluydu. İsrail devletinin şiddetine karşı güçlü bir şekilde konuşmak, sponsorları, ortaklıkları ve küresel pazarları riske atardı. Ve böylece “sadece harika şeyler” elde ediyoruz.
Ahlaki açıdan eşdeğerini düşünün. 1855 yılında bir ünlünün plantasyonlar hakkında “sadece harika şeyler” duyduğunu söylediğini hayal edin. 1955 yılında bir süperstarın “düzen” nedeniyle ırk ayrımcılığını övdüğünü hayal edin. Mesele tarihsel eşdeğerlik değil, ahlaki körlük — güçsüzler ezilirken güçlüleri övmek. Ve LeBron bu zarif korkaklıkta yalnız değil.
Stephen Curry'nin İsrailli teknoloji şirketleriyle olan risk sermayesi bağlantıları, bariz bir soruyu gündeme getiriyor: Paranız, askeri ve gözetim sistemleriyle derin bağlantıları olan bir ekosisteme dokunduğunda, gerçekten tarafsız mısınız? Para gerçektir. Yatırım yaptığınız yer, gerçek dünyada gerçek sistemlerin kurulmasına yardımcı olur. Yatırım masum değildir. Yatırımdan çekilmesi, sivillerin ödediği bedele kıyasla ona hiçbir şeye mal olmaz. Sessizlik suç ortaklığıysa, kâr da öyle olabilir.
Bir de Steve Kerr var. Babası Malcolm Kerr, Beyrut Amerikan Üniversitesi rektörü olarak görev yaparken Beyrut'ta suikasta kurban gitti. Kerr, siyasi şiddeti hayal edilebilecek en kişisel şekilde anlıyor. Bu, onu bombalar ve kurşunlarla parçalanmış her aileye karşı son derece duyarlı hale getirmeli. Bunun yerine, kısıtlama var. Tedbir. Sessizlik.
Bazıları, Kerr'in babasının Orta Doğu'da suikasta kurban gitmiş olması nedeniyle, Kerr'in İsrail'in güvenlik politikasını “anlaması” gerektiğini savunuyor.
Ancak rahatsız edici bir gerçeği açıkça ortaya koyalım: Suikastı bir taktik olarak ele alırsak, İsrail bunu rafine bir devlet yönetimi aracına dönüştürmüştür. On yıllardır bilim adamları, liderler ve yetkililer hedef alınarak sınırların ötesinde hassas ve sık sık suikastlar gerçekleştirilmiştir.
İnsansız hava araçları saldırıları. Gizli operasyonlar. Araba bombaları. Keskin nişancılar. Kayıtlar uzun ve kamuoyunca bilinmektedir. Suikastın modern jeopolitikada bir dünya şampiyonu varsa, İsrail her yıl finalde yer almaktadır.
Dolayısıyla, Kerr'in suikast nedeniyle İsrail'e içgüdüsel olarak sempati duyması gerektiği yönündeki çerçeveleme, asıl noktayı kaçırmaktadır. Aksine, kişisel trajedisi, devletin onayladığı cinayetlerin normalleşmesine karşı tepki göstermesini, bu konuda sessiz kalmamasını gerektirmektedir.
NBA kendini ilerici olarak pazarlamayı sever. Sahalarda sloganlar. Maçlardan önce açıklamalar. Reklamlar arasında sosyal adalet mesajları. Ancak adalet sınırlı süreli bir promosyon değildir. Ya evrensel olarak uygulanır ya da bir meta haline gelir.
LeBron James, basketbol tarihinin en yetenekli sporcularından biri olarak emekli olacak. Bu kesin. Ancak ahlaki büyüklük şampiyonluklarla ölçülmez. İlkelerin iktidarla temasa geçtikten sonra da ayakta kalıp kalmayacağıyla ölçülür. Bir keresinde sessizliğin suç ortaklığı olduğunu söylemişti. Haklıydı. Ve tarihin hafızası herhangi bir skor tahtasından daha uzundur.
Işıklar söndüğünde ve afişler asıldığında, onun ne kadar yükseğe zıpladığını sormayacaklar, sadece nerede durduğunu soracaklar.
* Prof. Junaid S. Ahmad, Hukuk, Din ve Küresel Politika dersleri vermektedir ve Pakistan'ın İslamabad kentinde bulunan İslam ve Dekolonizasyon Araştırma Merkezi'nin (CSID) direktörüdür. Adil Bir Dünya için Uluslararası Hareket, Nekbe'den Kurtuluş Hareketi ve İnsanlığı ve Dünya Gezegenini Kurtarma Hareketi üyesidir.




HABERE YORUM KAT