Okuyucularla Hasbihal
Pazar günleri, bu sütunda okuyucuların değerlendirme, görüş ve eleştilerileri etrafında sunmakta olduğumuz bir hasbihale daha, okuyucularımızı hayırlı çalışmalar ve başarılar dileyip selamlayarak başlayalım..
*İstanbul'dan İlyas Kerimoğlu isimli okuyucumuz diyor ki: 'Ayasofya'nın ibadete açılmasının yıldönümünde bir arkadaşla Ayasofya'ya gittik. Ben namazımı kıldım, arkadaşım ise, bazı arkadaşlar arasında konuşulan gerekçeyle, 'Başkalarının mâbedine el konulan bir mekânda namaz kılmam. Müslümanlar bu mabede niye el koydular, ben namazımı başka yerde kılarım..' dedi.. Bu konuda, İstanbul'da sonra mescide çevrilen başka mâbedler konusunda da yeni nesiller arasında bir takım benzer görüşler tartışma konusu haline getirilmek isteniyor. Ne dersiniz? Sahiden de onların mâbedlerini ellerinden mi aldık? Bu gibi konularda muhataplarımıza ne gibi ikna edici izahlarla yaklaşabiliriz?
Bu gibiler tartışmalarda İslam'ın temel prensibinden habersiz olanlar, İslam'ın başkalarının inancına engel olduğu ve onlara zorla dayatıldığı iddialarına yöneliyorlar.
Gerçekte ise, bu gibi iddialar, ya bilgisizlikten ya da İslam karşıtlığından kaynaklanıyor.. Tam tersine, bu konuda, bizim inancımızı merak edip öğrenmek isteyenlere, gerçeği ilmî ve aklî bu ve benzeri tartışmalar yeni nesilleri arasında çok mâsum bir takım sorularla söz konusu ediliyor.
Şu kadarını belirtelim ki, İslam'ın, bütün insanlara en temel kurallarından birisi şudur ki, Dinde zorlama yoktur. Âyetin aslî diliyle, (Lâ ikrâhe fi'd-din/ Dinde zorlama yoktur). Yani, karşımızdakini gereksiz bir çaba sergileyerek, muhatabı rencide edecek ısrarlı savunmalarla kendi inandığımız doğrulara getirmeye çalışmadan uzak durulmalıdır..
*
Ayasofya konusuna gelince.. Ayasofya yapılış yıllarında, Hz. İsâ aleyhisselam'ın şeriatinin hâkim olduğu, yani, meşru temelleri olan bir mâbeddir. Çünkü, inşası, Miladî-535 yılında, yani, Hz. Peygamber (S)'in dünyaya gelmesinden 35 yıl ve İslam'ın tebliğine başlayışından yani, İslam'ın Hz. Peygamber (S) eliyle insanlığa sunuluşundan da 40 yıl kadar öncelerdedir.
*
Ama, Hz. İsa şeriatinin devam ettiği bir dönemde yapılmış bir ulu mâbed.. Öyle ki, yapıldığı dönemde, dünyanın en büyük 7 kilisesinden birisi olarak biliniyordu..
Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'u fethettiğinde şehrin Hristiyan halkının şehirden kaçması uzaklaşması büyük çapta gerçekleşmişti.. Fetih gerçekleştiği sırada şehirde kalanlar da Ayasofya Kilisesi'ne toplanıp dua eden Hristiyanlardan ibaretti.. Sultan Fatih, Ayasofya'ya vardığında, hem oraya ve hem de diğer kiliselere sığınan Hristiyanlara, inançlarında, dinlerinde, ibadetlerinde serbest ve hürr olduklarını dair ferman bile yayınlamıştı. Ama, Kilise olarak cemaatsiz kalan mâbedlerin boş kalması kabul edilemezdi. Bu yüzden, o mâbedlerin varlığının yapılış gayesine uygun bir şekilde sürdürülebilmesi , yani Hz. İsa şeriatine göre ibadette kullanacak olanlara tahsis edilmesi gayet tabiî idi..
Nitekim, bugün, İstanbul'da sadece onlarca k-kadim kiliseler de, yapılışlarında Hz. İsa Şeriatine göre Allah'a ibadet edilmesi için yapıldığından, o hedefe uygun şekilde Mescid olarak kullanılması merhalesine geçilmiştir. Böylece, o mâbedlerin kendi haline terkedilip çürümeye bırakılması önlenmiştir.. Yoksa, Müslümanların , başkalarının mabedlerini ellerinden almaları sözkonusu olmayıp Müslümanlar hele de İstanbul'da, dünyanın en güzel mabedlerini de yapmışlardır..
*
--Malatya'dan isminin açıklanmamasını isteyen bir okuyucu diyor ki: 'Ağabey, ismimin açıklanmamasını isteyişim bazılarınca korktuğuma verilebilir. Öyle değil.. Tam tersine, medyada gereksiz tartışmalara fırsat vermemek düşüncesindendir. Benim asıl değinmek istediği husus, sizin de birkaç kez değindiğiniz üzere, İslam Birliği Teşkilatı adında hemen hemen bütün halkı Müslüman olan bütün ülkelerin imzalığı andlaşmaya göre, bir üye ülke saldırıya maruz kalırsa, diğer üyeler in bu saldırıya karşı durmaları gerekiyor. Müslüman dünyasında bazı devletler diğer Müslümanlar bir devletle veya Müslüman bir toplum , başka birisiyle savaşa girince, seyirci mi kalınacaktı? Yoksa hemen saldırıya maruz kalanın savunulmasına mı koşulacaktı?
--Kayseri'den Tufan Okur isimli okuyucu da diyor ki: Son günlerde, Müslüman halkın yardımlaşma duygularını kötüye kullanmanın en utanç verici örneği olarak bir 'Ahbap' dayanışması çıktı ortaya.. Ekranlarda saatler boyunca bu konu tartışılıyor..
Bu gibi yardımlaşma konularının en ilginç tarafı ise, bu konuların aslî faili durumunda olanların, başka zamanlarda Müslüman toplumlarla çok yakın bir birlikteliği veya işbirliği olmasa da, Ukrayna'da veya diğer gerilim alanlarında İslamî hüviyetlerinin olduğu gibi tartışılabilecek hüviyetlerle devreye girme çabaları üzerinde durulması gerekir.. Bu gibi görüntüler vilmesinden maksad, halk kitlelerinin desteğini kazanmak taktiği.. Halbuki , bu gibi durumlarda Müslüman halkı kendi yanlarına çekmek isteyen rejimler, gerilim zamanları dışında Müslüman halklarına ağır baskılar uygulamalarıyla maruf idiler..
-Suriye- Şam'dan ismini vermeyen bir öğrenci kardeşimiz de diyor ki: Geçtiğimiz aylarda, Türkiye'nin 2 bin km'lik bir füze denemeleriyle sergilediği güç gösterisi; İsrail rejiminin bu durumu kendileri için büyük bir tehdit olarak değerlendirmeleri Suriye kamuoyunda sevinçle karşılaştı. Çünkü, Türkiye'nin o güç gösterisi yapması, İsrail'i çok korkuttu..
Evet, Türkiye'nin 2 bin kilometre menzilli balistik füzeler geliştirdiğini bildirmesi ve bunu tatbikatlarla sergilemesi İsrail'de korku uyandırdı.. İsrailli Nziv platformu, Türkiye'nin yeni balistik füzelerini analizlerle ele almakta..
--Van'dan Nermin Uysaloğlu isimli kardeşimiz ise, İran'ın güneyindeki Minab şehrinde, bir kız mektebini bombardıman eden Amerikan emperyalizmin bu korkunç cinayet konusunda tek kelime bile etmemesi, umurmaması bir yana, ama, Müslüman toplumların medya organları da konuyu sükûtla geçiştiriyorlar.. Halbuki, Paris'te 10-15 kişi öldürülse bütün dünya Fransa'nın ağıtına ortak olmak için Paris'e koşardı ; geçmişte defalarca görülen örneklerde olduğu üzere..
Başka yerlerde Müslümanlar Filistin'de , Keşmir'de, Afrika'nın muhtelif kesimlerinde , Balkanlar'da kitleler halinde katledilirken seslerini çıkartmayanlar sadece kendi cenahlarından olanların acısını bütün dünyaya yansıtmaya çalışıyorlar.. Halbuki, kim olursa olsun, bir mücadelenin direkt içinde olmayan sivil- savunmasız insanların hedef seçilip öldürülmesine elbette her yerde karşı çıkılmalıdır..
STAR


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.