Aynı vardan var olmuş her bir insanoğlu, evlenip de çoluk çocuğa karıştıktan sonra bu çocukların mürüvvetini görmeyi, hayatının en önemli arzusu haline getirmektedir. Burada mürüvvetten kastedilen şey çocukların en mutlu, sevinçli ve gururlu günlerine şahitlik etmektir. Sonuçta itibariyle sünnet olmak, okul bitirmek, meslek sahibi olmak ve evlenip de birer torun vermek gibi âtiye dair durumlara tanıklık etmek, anne ve babalara büyük bir huzur vermektedir. Fakat tüm bu güzel hadiselerin yaşanabilmesi, bir ön koşula bağlıdır ki o da çocukların doğal bir şekilde büyümesidir.
Dünyanın birçok yerinde mezkûr durumların sosyolojisi bu şekilde tezahür etse de Gazze’deki anne ve babaların, çocuklarının mutlu, sevinçli ve gururlu günlerine şahitlik etmesi sadece bir hayalden ibarettir. Çünkü burada çocuklar büyümez, büyüyemez.
Bu hakikati, mazlumların feryadına sağır kesilmiş bir dünyanın kulağına haykıran dünyaca ünlü sinema aktörü Jackie Chan, ağlamaklı haline hâkim olamamıştı. Aslında Jackie Chan, katıldığı bir programda, kameraların karşısında Gazzeli bir çocuğa dair önceden izlemiş olduğu bir videodan bahsetmekteydi. Söz konusu bu videoda, Gazzeli bir çocuğa soruluyor: “Büyüyünce ne olacaksın?” diye. Çocuk da cevap olarak: “Bizim buralarda çocuklar büyümez.”diyor. Bu söz, savaş ve şiddetin ortasında kalan çocukların, erken yaşta hayattan koparıldığı derin acıyı ifade etmektedir. Nitekim bu çocuklar; bazen anne kucağında, bazen evlerinin önünde oynarken, kimi zaman sahilde veya okul yolunda ölümün pençesine düşerek, minik bedenlerini toprağa vermektedirler. Şu son iki yılda 64 bin çocuğun öldürüldüğü ya da sakat kaldığı bildiriliyor.1
Geceleri, müşfik annelerin dudaklarından dökülerek, sükûnet bahşeden ninnilerin yerini adeta kulak zarlarını yırtarcasına gürültü koparan bombaların yer aldığı bir dünyada büyüyen bu çocuklar, yaşam ile ölüm arasında ince bir yolda yürümek zorunda kalmaktadırlar. Üstelik bunların bir adının da ‘oyun çocukları’ olduğunu unutmamak lazım.
Bizde oyun çocukları, normal şartlar altında oyun oynadığında, oyundaki arkadaşlardan herhangi biri yanıp da oyundan çıkarsa, ikinci oyunun başlamasını bekler ve tekrar oyuna dahil olur. Gazze’de ise durum daha farklı cereyan etmektedir. Oyun arkadaşlarınızdan herhangi biri, katil bombalara maruz kalmış ise onun bir daha oyuna geri dönmesi asla söz konusu olamaz. Çünkü hayat denilen oyun, yaşama sadece bir şans verir.
Bu konuya dair ebeveynlerin yaşadığı acı ve kederin aynısını dede ve nineler de yaşamaktadır. Halid Dede’yi hatırlarsınız, hani şu soykırım boyunca adeta yüreğine düşen kor ateşi, o sevecen gülüşüyle söndürmeye çalışan dede. Halid Dede’nin kucağında yer alan torunu Rim’in cansız bedenine ait görüntüler, dramatik bir enstantane olarak zihnimizdeki sıcaklığını hala korumaktadır. Dede Halid Nebhan, 3 yaşındaki torunu Rim’e “Ruhumun ruhu” sözleriyle veda ederken, onu öpüyor, kokluyor hani belki tekrar güler, kahkaha atar diye ama nafile. Çünkü torunundan geriye, sonraki günlerde hep cebinde taşıyacağı minik küpesinden başka bir şey kalmamıştı. Ne ki dede ile torunun hasreti fazla uzun sürmemiş ve yaklaşık bir yıl sonra Halid Dede, zalim İsrail’in düzenlediği bombalı saldırıda şehit düşerek torununa kavuşmuştu.
Dünya halkları, İsrail denilen bu zalim, acaba kendi içinde bir yerlerde gizli kalmış insanlığına ne zaman bir nefes aldıracak diye sorarken biz de burada, çokça sorulan şu soruyu bir kez daha soralım: Sahi İsrail, bu yaşlı insanları ve bu küçücük çocukları neden öldürmüş olabilir.?
1- UNICEF- Türkiye: 08 Ekim 2025