Yeni Şafak / Abdullah Muradoğlu
Batı’nın “Siyonist-Frankeştayn” ile imtihanı..
İsrail işgali altındaki Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da yasa dışı siyonist yerleşimcilerin sayısı 750 bini aştı. Batı Şeria ve Doğu Kudüs bir gecede bu hale gelmedi. Onlarca yıldır adım adım bu noktaya getirildi. Batı rejimleri işgal altındaki topraklarda bir “Frankeştayn” peydahladılar ve elleriyle yoğurdukları bu canavarı şimdi nasıl kontrol altına alacaklarını bilemez haldeler.
İngiltere, Fransa ve Kanada başta gelmek üzere 12 Batı yönetimi yasa dışı yerleşimlerle ticarete kısıtlamalar getireceklerini ve bazı yaptırımlara başvuracaklarını duyurdular. Duyuru Avrupa’nın İsrail’le ilişkilerinde değişime işaret etmesine rağmen kısıtlamaların sahadaki fiili gerçekliği değiştirmesi pek mümkün gözükmüyor. Yaptırımların, kısıtlamaların doğrudan İsrail’i kapsamaması halinde silahlı işgalcilerin yerleşimlerden sökülüp atılmaları çok zor.
İngiltere Dış İşleri Bakanı Ed Milband’ın açıklamalarına göre İngiliz hükümeti İsrail’in işgalinin hukuka aykırı olduğunu resmen kabul ediyor. Batı Şeria’daki etnik temizliği ve İsrail devletinin yerleşim genişletme ve Filistinlilerin yerinden edilmesindeki rolünü itiraf ediyor. Ancak taahhüt edilen ticari kısıtlamalar ve yaptırımlar bu açıklamaların ağırlığıyla tezat teşkil ediyor.
Doğrudan İsrail’i muhatap almayan “yumuşak” kısıtlamalara İsrail’in tepkisiyse şiddetliydi. İngiltere Yahudi Siyonizmi’nin ve Hıristiyan Siyonizmi’nin kaynak ülkesidir. İngiltere’nin desteği olmasaydı İsrail olmazdı. Buna rağmen Siyonistler İngiltere’nin ulusal çıkarlarına doğrudan saldırıyorlar. Soykırımcı Netanyahu’nun oğlu Yair İngiltere ve Arjantin arasında kısa süreli bir savaşa yol açan
Falkland Adaları’nın Arjantin’e ait olduğunun ilân edilmesini istedi.
Arjantinlilerin” Las Malvinas”, İngilizlerinse “Falkland” olarak kabul ettiği adalar iki ülke arasında ihtilaf ve çatışma konusu. Arjantin’deki askeri cunta yönetimi 2 Nisan 1982’de adaları işgal etmişti. İngiltere ise askeri müdahalede bulunarak adayı kontrolü altına almış idi. On hafta kadar süren savaşta 649 Arjantin askeriyle 255 İngiliz askeri hayatını kaybetmişti.
İsrail’in Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ise “X” hesabındaki paylaşımında şöyle diyor:
“İsrail Devleti’nin, Malvinas Adaları’nın işgal altındaki Arjantin toprağı olduğunu ve İngilizlerin bu toprakları Arjantin halkından şiddet yoluyla çaldığını kamuoyuna açıkça kabul etmesinin zamanı gelmiştir. İngilizler sadece bu toprakları işgal etmekle yetinmiyor, aynı zamanda orada petrol sondajları yapıyor ve Arjantin halkının parasını çalıyor. Başbakan Netanyahu’ya, Malvinas üzerindeki Arjantin’in egemenliğini tanıması ve işgal devam ettiği sürece Büyük Britanya’ya yaptırımlar uygulaması çağrısında bulunuyorum”
Siyonistler’in İngiltere’nin ulusal çıkarlarının aleyhinde çağrılar yapmaları İngilizler için “uyandırıcı” bir etki yaptı. Siyonistler İngiltere’yi İsrail’e karşı ‘düşmanca eylemlerde’ bulunmakla da suçluyorlar. Bazı İngiliz yazarlar bu tanımlamaya cevap olarak Falkland Savaşı öncesinde, sırasında ve sonrasında İsrail’in Arjantin’e yaptığı silah satışlarını hatırlatıyorlar.
Batı’lı hükümetler bugün yapmaya çalıştıklarını ilk yerleşimler sırasında yapmış olsalardı Batı Şeria’da durum bu safhaya ulaşmaz ve Gazze’de de soykırım gerçekleşmezdi. 2004’te Uluslararası Adalet Divanı siyonist yerleşimlerin uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirterek ortadan kaldırılması gerektiğine hükmetmişti. Sözde kurallara dayalı, liberal, uluslararası hukuk düzeninin Batı’lı hamileriyse Divan’ın bu kararına rağmen ciddi hiçbir adım atmadılar.
Öte yandan İsrail ticari kısıtlamalara muhatap olan işgalcilerin zararlarını Filistin Yönetimi’nin gelirlerinden karşılamaya hazırlanıyor. Filistin topraklarına giren ürünlerin gümrük vergilerini İsrail topluyor ve bu vergileri aylık olarak Filistin Maliye Bakanlığı’na devrediyor. İstediği zaman bu gelirleri kesintiye uğratan İsrail şimdiden elini göstererek Batılılar’la alay ediyor.
Bloomberg’de yer alan bir habere göreyse İngiliz diplomatlar Washington’a yaptırımların büyük ölçüde “sembolik” olduğunu ve İngiltere’nin İsrail ile olan daha geniş ilişkisi üzerinde somut bir etkisi olmayacağını garanti etmişler. İngiltere’nin işgalci yerleşimlerden yaptığı ithalatsa İngiltere ve İsrail arasındaki ticaretin sadece çok küçük bir bölümünü teşkil ediyor.
Kısıtlamaların Filistinliler’in soykırıma maruz bırakılmasına tepki gösteren Batı kamuoylarına yönelik bir “halkla ilişkiler çalışması”ndan ibaret kalıp kalmayacağıysa yakında anlaşılacaktır.
