1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Kibir, yalnızlık ve çürüyen bir iktidarın hikâyesi
Kibir, yalnızlık ve çürüyen bir iktidarın hikâyesi

Kibir, yalnızlık ve çürüyen bir iktidarın hikâyesi

Yıldıray Oğur, Esad’ın düşüşünü komplo değil, hamilerini kaybetmiş, içeriden çürümüş ve lideri gerçeklikten kopmuş bir rejimin kaçınılmaz çöküşü olarak değerlendiriyor.

09 Şubat 2026 Pazartesi 13:26A+A-

Yıldıray Oğur / Karar

Son anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi

Türkiye’nin en uzun sınırı Suriye’yle, yaklaşık 15 yıldır Suriye Türkiye’nin ilk beş gündemi içinde ve 10 yıldır da 5 milyona yakın Suriyeli ile birlikte yaşıyoruz.

 

Ülkedeki ilk çözüm süreci Suriye yüzünden çöktü, ikincisi de az kalsın yine Suriye yüzünden çöküyordu ki uçurumdan döndü.

 

Ama 2011’den beri Suriye’de ne olduğu ve 2024 yılının Aralık’ında Suriye’de ne yaşandığıyla ilgili müthiş bir cehalet, bilgi kirliliği, komplo teorileri ve ideolojik pozisyonların belirlediği çoklu hakikatler kanaatleri belirliyor.

 

Bu da yanlış siyasi çıkarımlara neden oluyor.

 

Gazetecilik imkanları bir uçak bileti almayı bile zorlaştırdığı için en yakınımızda ne olduğunu anlamak ve anlatmak da o kadar kolay değil.

 

Neyse ki dünyada hala imkanları ve gelenekleri olan, ilk kaynakların tamamına erişebilen gazeteciler var.

 

Atlantic dergisinden Robert Worth’un yazdığı “Esad Hanedanının Çöküşü” makalesi Esad’ın Aralık 2024’de nasıl 10 gün içinde devrildiğinin bir resmini çekiyor.

 

Türkiye’de hala Esad’ın arkasından üzülen, onun devrilmesini bir uluslararası komployla açıklayan insanlar ve gruplar var.

 

Halbuki Esad, artık Moskova’daki çekirdek ailesi dışında; kardeşi, hatta şoförü dahil kimsenin iyi hatırlamadığı bir diktatör:

 

“7 Aralık 2024’te isyancılar Şam’a yaklaşırken Esad, yardımcılarına ve astlarına zaferin yakın olduğunu söyledi; ardından da kimseye neredeyse haber vermeden, bir Rus uçağına binip gece yarısı kaçtı. Suriyeli gazeteci ve editör İbrahim Hamidi bana şöyle dedi: “Kaddafi’ye hâlâ inananlar var, Saddam’a hâlâ inananlar var. Ama bugün artık kimse Beşşar el-Esad’a inanmıyor. Kendi kardeşi bile.”

 

Peki, Esad’ın devrilmesi küresel güçlerin bir planı dahilinde mi oldu? Worth’un daha sonra açacağı İsrail, ABD, İran ve Körfez kaynaklarıyla yaptığı görüşmelerden sonraki özeti açıklayıcı:

 

“Hiç kimse ne CIA, ne Mossad Esad’ın bu kadar hızlı düşeceğini öngörmüş görünmüyor. Ama takip eden günlerde ve haftalarda, rejimin çöküşüne dair bir açıklama giderek daha çok kabul görmeye başladı: Esad’ın hamileri Rusya ve İran, sırasıyla Ukrayna ve İsrail yüzünden başka çatışmalara çekilmişti ve artık onu koruyacak güçleri kalmamıştı. Onların ani geri çekilişi, yıllardır gözümüzün önünde duran gerçeği açığa çıkardı: tükenmiş, yozlaşmış ve maaşı ödenmeyen bir ordunun korkunç zayıflığı.”

 

Suriye ordusunun korkunç zayıflığı kavramının altını dolduran bir ilk elden tanıklık var makalede:

 

“Avrupa’da yaşayan Esad ailesinden bir kişi bana, 2021’de Suriye’yi ziyaret ettiğinde şuna inanamadığını söyledi: Aileyi korumakla görevli elit Cumhuriyet Muhafızları subayları o kadar yoksuldu ki, boş zamanlarında sokakta meyve ve sigara satıyorlardı.”

 

Esad ailesinin hayat standartlarında ise hiçbir değişim olmamıştı. Esad ailesi ve yakın çevresi özellikle Körfez ülkelerini çok kızdıran bir işten para kazanıyordu:

 

“Esad ve ailesi kendi yaşam standartlarını ise Suriye’yi bir narko-devlete çevirerek korudu. Esad’ın kardeşi Mahir, yasadışı bir amfetamin olan Captagon’un üretimini ve kaçakçılığını denetliyordu. Bu ticaret Esad’a milyarlar kazandırdı; ama Körfez ülkeleri ve Ürdün’de bağımlılık krizini büyütüp liderleri öfkelendirdi.”

 

Esad, 2017’de muhaliflerini yendiğini ilan edip, bu 7 yılı sarayında oyun oynayarak geçirmişti:

 

“Son bir yıl içinde, Şam’daki sarayın içinde yaşamış onlarca saray mensubu ve subayla konuştum; onların anlattığı hikâye bambaşka. Birçoğu, sekse ve video oyunlarına saplantılı, çevresinden kopmuş bir lider tarif ediyor. Bu anlatıya göre Esad, son birkaç yıl içinde isterse rejimini her an kurtarabilirdi eğer bu kadar inatçı ve kibirli olmasaydı.”

 

Oyun kısmında cep telefonuyla oynanan Candy Crush gibi masum ve basit oyunlar söz konusu. Ama seks kısmı bu kadar masum ve basit değildi.

 

En meşhur sevgilisi eski bir El Cezire muhabiri olan Luna eş-Şibl’di.

 

Makaleye göre “Şibl, aynı zamanda Esad’a başka kadınlar da “temin ediyordu”, yüksek rütbeli subayların eşleri dâhil.”

 

Devrilmesinden sonra ikisinin yıkık Şam banliyölerinde arabalarıyla gezerkenki bir videoları çıkmıştı.

 

İkili onları selamlayan askerlerle dalga geçiyor, Esad sokaktaki Suriyeliler için

“Camilere para harcıyorlar ama yiyecek ekmekleri yok” diyordu.

 

Bir tür Fransız devrimi öncesi kraliyet ailesinin kibrine benziyor.

 

Fakat Luna eş-Şibl’in 2024’de bir trafik kazasında ölümü rejimin devrilmesine neden olan dengelerin yıkılmasına neden olmuştu:

 

“Temmuz 2024’te, Gazze savaşı manşetleri kaplarken, Luna eş-Şibl Şam dışındaki bir otoyolda BMW’sinin içinde ölü bulundu. Rejim medyası “trafik kazası” dedi. Ama ayrıntılar tuhaftı: Bazı iddialara göre arabada sadece hafif hasar vardı; buna karşın Şibl’in kafatası parçalanmıştı. Hızla bir söylenti yayıldı: Tahran, İsrail’e hedef bilgisi sızdırdığı için onu öldürtmüştü. Fakat konuştuğum eski İsrailli yetkili ile rejime yakın iki kaynak, emri verenin Esad olduğunu söyledi. Eski İsrailli yetkiliye göre Şibl fiilen bir Rus ajanına dönüşmüştü; Moskova’ya, İran’ın Suriye’deki faaliyetleri hakkında bilgi taşıyordu. Belki Esad’ın sonunun yaklaştığını sezmiş, kendine başka bir koruyucu aramaya başlamıştı.”

 

Makalede konuşulan ilk elden kaynaklardan Esad’ın muhalifleri yenip İdlip’e sürdükten sonra hayatta kalması için çok fazla fırsatı olduğu anlaşılıyor.

 

Çünkü zannedildiğinin aksine Türkiye dahil kimse Esad’ı devirmekle ilgilenmiyordu:

 

“Bölgedeki hiçbir ülke Esad’ın düşmesini istemiyordu; hatta birçoğu ona can simidi uzatmıştı. O can simitlerini tutsaydı, büyük ihtimalle bugün hâlâ sarayda oturuyor olacaktı. Son günlerde bile dışişleri bakanları arıyor, anlaşmalar öneriyordu. O ise telefonlara cevap vermedi. Görünen o ki, tahtı paylaşması ya da bırakması gerektiği fikrine içerlemişti; küsmüştü.”

 

Makalede bunun çok ilginç örnekleri anlatılmış. İlki BAE’nin attığı can simidi:

 

“2017’de Birleşik Arap Emirlikleri Şam’la temasa geçti. Ama bir şartla:

Esad, İran’dan uzaklaşacaktı. Emirlikler 2018’de Şam’daki büyükelçiliğini yeniden açtı. Ama Esad, İran’la bağlarını koparmayı reddetti.”

 

Daha ilginci olan İsrail’in Esad politikasıyla ilgili anlatılanlar:

 

“Bu dönemde, genç bir İsrailli ulusal güvenlik yetkilisi de aynı sonuca varmış ve üstlerini Esad’a karşı içeriden bir darbe örgütlemeye ikna etmeye çalışmış. İsrailliler, Esad’ı uzun süre “yönetilebilir bir düşman” olarak görmüştü: İsrail’e slogan atar ama sınırı sessiz tutardı. Fakat bu eski yetkili (kimliğini açıklamamak kaydıyla) 2019 civarında Esad’ın artık “güvenilir olacak kadar bile güçlü” olmadığını düşünmeye başladığını söyledi: “Rejim boş bir kabuktu. Ama İsrail komuta kademesi darbe fikrini reddetti.Eski İsrailli yetkili şöyle dedi:

“Bölgedeki herkes onun orada kalmasından rahattı. Zayıftı, kimseye tehdit oluşturmuyordu.”

 

Esad’a el uzatanlardan biri de Trump olmuş:

 

“2020’de Washington, iki yetkiliyi (Roger Carstens ve Kash Patel) Lübnan’a gönderdi. Amaç, 2012’de Suriye’de kaybolan Amerikalı gazeteci Austin Tice’ı bulmaktı. Tice’ın Esad rejiminin elinde olduğu düşünülüyordu. Herkesin korktuğu Ali Memlük’le görüştüler. Amerikalılar Tice’ı gündeme getirdi. Memlük ise şöyle yanıt verdi: ABD yaptırımları kaldırmalı ve Suriye’den askerlerini çekmeliydi. ABD, Tice’ın hayatta olduğuna dair bir kanıt karşılığında anlaşmaya “olur” sinyali verdi.İbrahimWashington’a uçtu. Orada Trump’ın pozisyonu onayladığı söylendi. Fakat asıl şok, Esad’dan gelen cevaptı: Anlaşma yok. Görüşme yok.

İbrahim nedenini sorduğunda Memlük şöyle dedi: “Çünkü Trump yıllar önce Esad’a ‘hayvan’ demişti. Biden yönetimi 2023’te teklifi yeniledi; bu kez Umman’da Suriye yetkilileriyle görüşmek için üst düzey bir heyet gönderdi. Bu kez Esad daha da aşağılayıcı davrandı: İbrahim’e göre, görüşmeye kıdemli bir isim göndermeyi bile reddetti. Yerine, Tice hakkında tek kelime etmemesi için sıkı talimat verilmiş eski bir büyükelçi gönderdi.”

 

Ve 2024 boyu Esad’a barış eli uzatan Türkiye’nin girişimi:

 

“Esad için son bölüm Kasım 2024’te başladı. Ahmed el-Şaraa’nın komutasındaki isyancı milisler, bir askerî operasyon başlatabilmek için Türkiye’nin iznini arıyordu ve sonunda Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu izni verdi. (Türkiye operasyonun resmî olarak içinde olduğunu reddetti.)

 

Erdoğan bunu isteksizce yaptı. Yıl boyunca Esad’la görüşmek istemişti. Talepleri oldukça mütevazıydı: Siyasi bir uzlaşma ve Türkiye’de yaşayan milyonlarca Suriyeli mültecinin evlerine dönebilmesini sağlayacak bir anlaşma. Ama Esad, bütün kartlar elindeymiş gibi davranarak görüşmeyi reddetti; Erdoğan’la ancak Erdoğan Suriye’den bütün Türk güçlerini çekmeyi önceden kabul ederse buluşacağını söyledi. Erdoğan’ın onayladığı isyancı operasyon, Esad’ı müzakereye zorlamak için tasarlanmış bir hamle gibi görünüyordu; işgal olarak değil, savunma amaçlı bir adım olarak çerçevelenmişti.”

 

Esad reddedince HTŞ’nin sınırlı operasyonuna Türkiye’den onay çıkmıştı.

 

Esad, Halep düştüğünde gerçekten de Moskova’daymış, hemen Putin’e koşmuş ama beklediği cevabı alamamıştı:

 

“İsyancılar 27 Kasım 2024’te Halep’e doğru ilerlediğinde Esad Rusya’daydı; oğlu Moskova Devlet Üniversitesi’nde sayı teorisi ve polinom temsilleri üzerine doktora tezini savunacaktı. Halep’in savunması çökerken Esad Moskova’da kalmaya devam etti ve bu durum, Şam’daki komutanlarını şaşkına çevirip moralini bozdu. Görünen o ki Esad, Putin’i kendisini kurtarmaya ikna etmeye çalışıyordu. Fakat Rusya lideri onu günlerce bekletti; nihayet görüştüklerinde görüşme çok kısa sürdü. Konuştuğum eski İsrailli yetkiliye göre Putin, Esad’a artık onun savaşını onun yerine veremeyeceğini söyledi ve Suriye liderinin tek umudunun Erdoğan’a gidip bir anlaşma yapmak olduğunu ekledi. Ruslar, Türkiye ile stratejik ilişkilerini her zaman Suriye ile ilişkilerinden çok daha değerli görmüştü. Esad bunu kavradı mı, bilinmez. Ama Putin, kendi askerleri firar eden küçük bir diktatörü kurtarmak için Türkiye’nin isyancı müttefiklerine karşı yeni bir savaş başlatmayacaktı.”

 

Sonra önce BAE’ye gitti, oradan da istediğini alamadı, ardından Şam’a döndü.

 

En büyük darbeyi ise İran’dan gördü. Esad’ın askerleri direnmeyince İranlılar da çekilmeye karar vermişlerdi:

 

“İsyancılar artık Hama’yı ele geçirmişti ve başkente 160 kilometre mesafedeki Humus’adoğru ilerliyordu. Aynı anda, rejimi ayakta tutan İran Devrim Muhafızları komutanları eşyalarını toplayıp çekilmeye başladı. Suriyeli askerler müttefiklerinin geri çekildiğini görünce panik yayıldı. İsyancılar güneye doğru neredeyse hiç direnç görmeden ilerledi.”

 

Peki, İran onu neden bu kadar hızlı terk etmişti? Çünkü Esad, İsrail “ Direniş Ekseni”nevururken sessiz kalmıştı:

 

“Esad müttefiklerine yönelik bu kampanya hakkında tek kelime etmedi; kampanya en sonunda Nasrallah’ın ölümüne kadar uzandı. Belki İsrail’in hedef listesinde adını tutmamak istiyordu. Fakat rejime yakın Lübnanlı siyasi figür Viam Vehhab’a göre Esad’ın bu sessizliği, İran’da “İsraillilere bilgi sızdırıyor olabilir” şüphelerini besledi. Direniş Ekseni çözülüyordu.

Bu durum Esad’ı özellikle endişelendirmeliydi; çünkü diğer koruyucusu Rusya da Ukrayna’da batağa saplanmıştı. Ama sarayın atmosferi berrak düşünmeye elverişli değildi. Konuştuğum eski Hizbullah operatifine göre Esad, telefonunda Candy Crush ve başka oyunlar oynayarak vaktinin önemli kısmını geçiriyordu.”

 

Son anda Doha’da Rusya, Türkiye ve altı bölge ülkesinin dışişleri bakanının Esad’a barışçıl bir geçiş planı teklifi de havada kalmıştı.

 

Çünkü Esad’ın telefonuna ulaşılamıyordu:

 

“Esad akşam saat altı civarında saraydan ayrılıp Şam’daki el-Malki semtinde bulunan özel konutuna döndü. Sakin görünüyordu ve kuzeni İhab Mahluf’u az önce rahatlattığını söylemişti: Emirlikler ve Suudiler isyancı ilerleyişini durdurmanın bir yolunu bulacaktı. Mahluf o gece Lübnan’a kaçmaya çalışırken araç içinde vurularak öldürüldü.”

 

Sonra Humus da düştü. Esad hala maiyetine umut veriyordu. Sonra bir Rus yetkili grubu sarayında geldi. Esad’a rejim güçlerinin artık savaşmadığını gösteren videolar izlettiler:

 

“Esad, şoföründen minibüsler istedi. Çalışanlara eşyalarını olabildiğince hızlı toplamalarını emretti. Ruslar evin dışındaydı. O ana kadar maiyettekilerin çoğu, Esad’ın saraya gidip takipçilerine “direniş” konuşması yapacağını sanıyordu. Şimdi anladılar: Savaş bitmişti. Esad onları temelli terk ediyordu. Esad kapıya yöneldi; bu kez yanında iki yardımcısı ve oğlu Hafız vardı. Diğerlerine “yer yok” denildi. Esad’ın orta yaşlı şoförü kapıda durdu. Yüzünde açık bir hayal kırıklığı vardı. “Bizi gerçekten bırakıyor musun?” dedi. Esad dönüp baktı. Son anda bile ülkesine ne yaptığının sorumluluğunu almadı. Takipçilerini o satmıyordu; ona göre onu satan onlardı, iktidarını uzatmak için canlarını vermeyi reddettikleri için…“Peki ya siz?” dedi şoföre. “Siz savaşmayacak mısınız?” Ardından arkasını döndü ve geceye karıştı. Ruslar bekliyordu.”

 

Diktatörlerin ruh halini müthiş anlatan bir final bu. Artık kendisinin halkı için değil, halkının kendisi için varolduğuna inanma aşaması.

 

Makalede Beşşar Esad’ın güçlü ve zorba bir ağabey altındaki zayıf karakteri, üzerine çöken diktatörlük yükünün altında ezilmesi ama bunu çaktırmamak için zorbalığını artırması çok iyi tasvir ediliyor:

 

“Zayıf görülmekten o kadar korkuyordu ki, kendisini tekrar tekrar, beklendiği gibi acımasız olabileceğini kanıtlamak zorunda hissediyordu”

 

Kafasındaki doğruları teyit etmek yerine, gerçeğe yaklaşmak isteyenlere makaleyi şiddetle öneririm:

 

https://serbestiyet.com/one-cikanlar/ceviri-esad-hanedaninin-cokusu-231533/

HABERE YORUM KAT