1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. İran’ın varoluşsal silahı: Füzeler nasıl imal edildi? 
İran’ın varoluşsal silahı: Füzeler nasıl imal edildi? 

İran’ın varoluşsal silahı: Füzeler nasıl imal edildi? 

Kudbettin Gök, İran’ın bugün sahip olduğu füze kapasitesinin İran-Irak Savaşı döneminde başlayan ve yıllar içinde gelişen bir askeri programın sonucu olduğunu anlatıyor.

06 Mart 2026 Cuma 12:10A+A-

Kudbettin Gök / Haksöz Hahber

İran’ın Varoluşsal Silahı: Füzeler Nasıl İmal Edildi? 

İran’ın ABD ve Israil ile savaşımında sahip olduğu ve askeri dengeleri değiştiren İran füze programı bir günde ortaya çıkmadı. Bugün İran’ın bölge genelinde caydırıcılık sağlayan füze kapasitesinin arkasında kırk yılı aşkın bir mühendislik, strateji ve siyasi irade birikimi bulunuyor. Bu hikâyenin merkezinde ise tek bir isim öne çıkıyor: Hasan Tahrani Mukaddem. İran medyasında sıkça kullanılan ifadeyle, o “İran füze sanayisinin babasıydı.”

Hasan Tahrani Mukaddem, 29 Ekim 1959’da Tahran’ın Sarçeşmeh mahallesinde dünyaya geldi.  Soyadından anlaşılacağı gibi ailesinin kökleri Tahran’a dayanır.  

Mukaddem, Şah rejimine karşı yükselen devrim hareketi sırasında henüz genç bir öğrenciyken mücadele saflarına katıldı. Devrim öncesi dönemde ev yapımı bombalar hazırlayarak yeraltı faaliyetlerinde yer aldı. 1977’de liseyi bitirdi. Ardından İran’ın en saygın teknik eğitim kurumlarından biri olan Şarif Teknoloji

Üniversitesi’nde makine mühendisliği eğitimi aldı ve 1979’da mezun oldu. Daha sonra K. N. Toosi Teknoloji Üniversitesi’nde uzay mühendisliği alanında yüksek lisans yaptı. 

1979’daki devrim İran’da yalnızca siyasi sistemi değiştirmedi; aynı zamanda yeni bir askeri yapılanmanın da önünü açtı. Devrimden hemen sonra kurulan İslam Devrim Muhafızları Birliği’ne (IRGC) katılan Mukaddem, genç yaşına rağmen kısa sürede dikkat çeken bir subay oldu.

İran-Irak Savaşı, İran’ın askeri doktrinini kökten değiştiren bir dönemdi. İran ordusu ağır ambargolar ve silah eksikliğiyle mücadele ediyordu. İşte bu ortamda Tahrani Mukaddem’in teknik becerileri ve stratejik sezgisi cari açığı gidermede belirleyici oldu.

1981’de Abadan’ın kurtarılması operasyonunda aktif rol aldı. Ancak onun asıl katkısı cephedeki bir zaferden çok daha uzun vadeli olacaktı. Mukaddem, Devrim Muhafızları bünyesinde bağımsız bir topçu birliğinin kurulması için ısrar etti. Bu girişim sonucunda savaşta ele geçirilen veya dışarıdan temin edilen 155 mm, 130 mm ve Portekiz yapımı 105 mm obüsler yeni kurulan birlik tarafından kullanılmaya başlandı.

Bu adım İran’ın modern füze programının ilk askeri altyapısını oluşturdu.

1980’lerin ortasında İran, balistik füze teknolojisi konusunda ciddi bir bilgi eksikliğine sahipti. Bu nedenle 13 kişilik bir Devrim Muhafızları ekibi Suriye’ye gönderildi. Görevleri Sovyet yapımı Scud-B balistik füzeleri üzerine eğitim almaktı.

Ekibin başında Tahrani Mukaddem vardı.

Ancak Mukaddem yalnızca verilen eğitimi almakla yetinmedi. Libya’dan sağlanan çok sayıda Scud parçasını İran’a getirdi. Daha da önemlisi, iki tam Scud füzesini gizlice tersine mühendislik (ReverseEngineering) çalışmaları için ayırdı. Bu karar, İran füze programının kaderini değiştiren bir dönüm noktasıydı.

İran böylece yalnızca füze kullanmayı değil, füze üretmeyi ve ilk kendi kendine yeterlilik (Indigenous Innovation) kıvılcımını yaktı.   

1985’in sonlarında Tahrani Mukaddem Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri’nin füze biriminin başına getirildi. Bu görev, onu İran’ın stratejik silah programının merkezine taşıdı.

Bir yıl sonra Lübnan’da Hizbullah’ın ilk füze biriminin kurulmasına da destek verdi. Böylece İran’ın füze doktrini yalnızca sadece kendini savunma becerisiyle değil, bölgesel güç projeksiyonu stratejisinin de parçası haline geldi.

Bu noktadan sonra Mukaddem’in adı İran’daki füze sanayisiyle neredeyse ayrılmaz biçimde anılmaya başladı. İran medyası onu açıkça şu unvanla tanımlıyordu:  

“İran füze sanayisinin babası.”

1990’lar ve 2000’ler boyunca Mukaddem’in en büyük hedefi ve tüm uğraşıları uzun menzilli füzelerdeki isabet oranını artırmaya dönüktü. Mukaddem emrindeki Mühendislerle iş birliği içinde uzun menzilli füzelerin isabet yeteneğinin geliştirilmesi için seferber oldu. Bu çabalar, 2000'lerin ortalarında neredeyse sıfır dairesel hataya sahip "dördüncü nesil" Fettah-110 varyantıyla doruğa ulaştı. Bu sayede gelinen nokta İran'a hassas saldırı yeteneği kazandırdı. Lazer yönlendirme yükseltmesinde ısrar ettiği Fettah-110'u bir alan silahından yüksek hassasiyetli bir saldırı aracına dönüştüren Tahrani Mukaddem, bu temel ve daha gelişmiş tasarımların yapılmasını mümkün kıldı. Bu gelişme İran için stratejik bir eşik anlamına geliyordu. Çünkü artık hedefler yalnızca geniş alanlar değil, spesifik askeri üsler olabilirdi.

Mukaddem’in başlattığı program onun ölümünden sonra da gelişmeye devam etti. 

2021 ve 2022 yıllarında İran, yaklaşık 1450 kilometre menzilli Hayber şiken-1 füzesini, ses hızının 15 katı, hipersonik sınıfına giren ve son derece yüksek bir sürat anlamına gelen Mach 15 hızına ulaşabildiği iddia edilen hipersonik Fettah füzesini tanıttı.

2023’te ise yaklaşık 2000 kilometre menzile sahip Hayber şiken-2 askeri geçit törenlerinde sergilendi.

Bu sistemler kısa menzilli roketlerden orta menzilli balistik füzelere kadar uzanan geniş bir cephaneliğin parçasıydı. Bu kapasite, İran’a bölge genelinde askeri hedefleri vurabilecek bir caydırıcılık gücü kazandırdı.

12 Kasım 2011’de Bidganeh’deki Müderris füze üssünde büyük bir patlama meydana geldi. Patlamada Hasan Tahrani Mukaddem ve Devrim Muhafızları’ndan 17 kişi hayatını kaybetti.

İranlı yetkililer olayı bir kaza olarak nitelendirdi. Ancak uluslararası basında farklı iddialar ortaya atıldı. Time dergisi ve The Guardian, Batılı istihbarat kaynaklarına dayandırdıkları haberlerde olayın arkasında Mossad’ın sabotaj operasyonu olabileceğini ileri sürdü.

Gerçek neden bugün hâlâ kesin olarak bilinmiyor.

İran medyası, Mukaddem’in mirasının yıllar sonra da etkisini sürdürdüğünü savunuyor.

Hasan Tahrani Mukaddem’in çalışmalarının sonucu 2024'teki 12 gün savaşında net bir şekilde ortaya çıktı. İsrail'in İranlı generallere yaptığı saldırının ardından, yüzlerce İran füzesi ve insansız hava aracı İsrail'e fırlatıldı. Füzelerin Demir Kubbenin çok katmanlı hava savunma sistemini deldiği görüldü. 

İran medyası bu saldırıları "Tahrani Mukaddem'ın kırk yıllık çabalarının sonucu olarak okudu.  

Bugün İran’ın füze programı yalnızca bir askeri proje değil; aynı zamanda ambargolar, savaşlar ve teknolojik izolasyon içinde büyüyen bir stratejik doktrinin ürünü olarak görülüyor.

Ve bu anlatılmayan hikâyenin merkezinde, etkisi hâlâ hissedilen bir isim bulunuyor:

Hasan Tahrani Mukaddem.

HABERE YORUM KAT

1 Yorum