
İran savaş sonrası nasıl bir düzene hazırlanıyor?
İran, savaş sırasındaki stratejik kazanımlarını kaldıraç olarak kullanmanın peşinde. Yeni bir bölgesel jeopolitik tasavvuru dayatmaya çalışıyor. Savaş öncesi bölgesel güvenlik mimarisi ve ekonomik sistem, İranlı karar alıcılar için artık tarih oldu.
Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Caner, İran’ın savaş sonrası dönemde nasıl bir siyasi ve stratejik denklemle karşılaşabileceğini AA Analiz için kaleme aldı.
***
ABD ve İsrail’in İran’a karşı 28 Şubat’ta başlattıkları savaş, 8 Nisan’da ilan edilmesine rağmen fiilen işlemeyen ateşkesin ABD Başkanı Donald Trump’ın deyimiyle "yaşam destek ünitesine" bağlanması sonrasında tehlikeli bir eşiğe gelmiş durumda. Diplomasi sonuç üretmiyor. Taraflar pozisyonlarında kararlı. Savaş, artık yıpratma ve tahammül üzerine kurulu bir safhaya girmek üzere. Zira Trump, İran’a karşı ateş gücünü artırarak Tahran’ın tutumunda değişiklik yaratmasının çok düşük bir ihtimal olduğuna kanaat getirmeye başladı. Ancak Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının ekonomik maliyeti de her geçen gün ağırlaşıyor. Bu durumda kimin daha fazla dayanabileceği sorusu ağırlık kazanıyor.
İsrail, savaşın devam etmesini istiyor
İsrail ise sessiz bir biçimde Pakistan’ın kotarmaya çalıştığı barış anlaşması sürecini takip ederken, Lübnan’ı bir baskı ve sabotaj aracı olarak kullanma seçeneğini saklı tutuyor. Bunun yanında uluslararası medya kuruluşları üzerinden Pakistan’ı itibarsızlaştırmaya ve Körfez’i İran’a karşı kışkırtmaya yönelik psikolojik operasyonları da devreye sokuyor. İsrail, İran’a karşı savaşın devam etmesini istiyor.
Ancak gözden kaçmaması gereken bir diğer süreç, ABD’nin askeri konuşlanmasını tahkim etmek üzere hava ve deniz yolu sevkiyatlarının ateşkes sürecinde devam etmekte olduğu. İran da askeri altyapısını ve kapasitesini güçlendirmek adına adımlar atmaya devam ediyor. Yani taraflar, kırılgan bir zeminde yer alan ateşkes sürecinin başarısızlığa uğrama ihtimalini bir hayli ciddiye alıyorlar. İsrail dışında hiçbir aktör, yeniden savaşa dönmeye gönüllü değil. Ancak koşulların zorlamasıyla bu seçeneğin masaya geri dönebileceği ihtimalini göz ardı etmemek gerekir.
İran'ın siyasal yapısı savaş esnasında nasıl değişti?
Bütün bu manzarada, tarafların birbirine karşı pozisyonlarını belirleyen en önemli faktörlerden birinin savaş sonrası sürece dair beklentileri olduğu söylenebilir. Tarafların savaş sonrası nasıl bir bölgesel düzen tahayyül ettikleri, savaş sırasında atılan adımlara yön vermektedir. İran’da siyasal yapının savaş sonrasında alacağı şekil ve siyasal gündeme rengini verecek tartışmaların neler olabileceğini öngörmek için öncelikle İran’ın stratejik zihninin, yani strateji topluluğunun zihninin savaş sırasında nasıl dönüştüğünü hesaba katmak gerekmektedir.
Evvela İran siyasal yapısının total bir şekilde sertleştiğini söylemek gerekir. Reformist, muhafazakar, ılımlı ve radikal tüm cenahlar daha katı bir pozisyona kaydı. İçeride Payidari Cephesi mensupları başta olmak üzere radikal ve sertlik yanlısı siyasi grupların pozisyonları güçlendi. Bu durumun iki ana sebebi bulunuyor:
Birincisi, İran lideri Ayetullah Ali Hamaney'in müzakerelerin sürdüğü bir esnada öldürülmesi, Tahran'ın müzakerelere bakışını farklı bir doğrultuda biçimlendirmiştir. İran artık öne sürdüğü maddi önkoşullar karşılanmadan müzakere etmiyor. Daha uzlaşmasız bir pozisyonda. Beklentilerini de müzakerelerden çıkacak sonuca göre şekillendirmiyor. Zira bir daha müzakereler sürerken ya da sonrasında ABD ve İsrail’in hedefi olmak istemiyor.
İkincisi ise İran kendisini bu savaşın mutlak galibi olarak görüyor. ABD’nin askeri açıdan İran’ı mağlup edememesi, rejim değişikliği hedefini başaramaması, Hürmüz Boğazı’nı açamaması, füze kapasitesini oyun değiştirici bir düzeyde yok edememesi ve buna benzer birçok tespit üzerinden İran, kartların kendi elinde olduğunu düşünüyor.
İran'ın şimdi de ABD’nin askeri olarak başaramadığını müzakereler yoluyla elde etmesine asla izin vermemek şeklinde bir düsturu var.
Savaş sonrası yeni denklem
Hürmüz Boğazı’nın stratejik değerinin anlaşılması, İran’ın stratejik zihniyetini kalıcı bir biçimde dönüştürdü. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, küresel deniz ticaretinin rehin alınması anlamına geliyor. Doğrudan petrol ve LNG gibi enerji kaynaklarının yaklaşık yüzde 20’sinin bu darboğaza sıkışıp kalması ve dünya enerji piyasalarında yarattığı dalgalanmanın yanında, enerji dışındaki emtialarda da ciddi küresel arz krizleri kendini göstermeye başladı. Gübre, tarım ürünleri, kükürt, sülfürik asit, helyum, kritik mineraller ve fosfat başta olmak üzere pek çok emtiayı taşıyan tankerler bu darboğazda mahsur kalmış durumda. ABD’de akaryakıt fiyatları savaş öncesine göre yüzde 50 üzerinde arttı.
Artık reformistler bile savaş sonrasında Hürmüz Boğazı’nın savaş öncesi pozisyonuna dönmesinin karşısında duruyor. Bu gerçeklik, İran’da reformist siyasetin güçlendirilerek Trump’ın ya da genel olarak Batı’nın doğrultusuyla uyumlu bir siyasetin üretilebileceğine dair kimi analizlerin yanlışlığını gösteriyor. İran, savaş sırasındaki stratejik kazanımlarını kaldıraç olarak kullanmanın peşinde. Kısacası, yeni bir bölgesel jeopolitik tasavvuru dayatmaya çalışıyor. Savaş öncesi bölgesel güvenlik mimarisi ve ekonomik sistem, İranlı karar alıcılar için artık tarih oldu.
İran’daki değişim yanlıları, reformistler ve diğer iktidar dışındaki gruplar savaş sırasında eleştirilerini büyük oranda askıya aldılar. Tanınmış reformist entelektüeller Abbas Abdi ve Sadık Zibakelam dışındaki eleştirmenler genel olarak karar alma mekanizmalarında etkin olan Devrim Muhafızları komutanlarına değil ekonomik yönetime eleştirilerini yöneltiyorlar. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve hükümet bu eleştirilerin odağında. Ancak kimse açıktan, Devrim Muhafızları Komutanı Ahmed Vahidi ya da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhammed Bakır Zülkadir gibi isimleri eleştirmiyor. Ancak savaş döneminde eleştirilerin geri planda kalması yanıltıcı olmamalıdır. Savaş sonrası dönemde hem dini liderlik makamı hem de komutanların artan siyasi etkileri eleştiri konusu olacaktır. Bu tartışmalar, İran siyasetinde ciddi krizlere yol açabilir. Ancak yine de İran’ın savaş sırasındaki kazanımları, tüm gruplar için temel bir gerçeklik olarak kabul görecektir.
[Dr. Mustafa Caner, Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü Öğretim Üyesidir.]




HABERE YORUM KAT