
Irak'ın yıkımının mimarı
Maliki bireysel bir sorun değil; sistemin kusurlarının bir belirtisi. Onun geri dönüşü, geçmişe dönüşü değil, Irak'ta siyasetin hukuk ve vatandaşlıktan çok mezhepsel korku tarafından yönlendirildiğinin kabulüdür.
Karam Nama’nın MEMO’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
Nuri el-Maliki'nin Irak başbakan adayı olarak yeniden gündeme gelmesi sadece sembolik bir gerileme değil, sistemin kendisinin patolojik bir belirtisidir. Siyasi açıdan Maliki uzun zamandır önemsiz hale gelmiştir, ancak başarısız sistemler kararlarını halkın onayıyla değil, korkuyu yönetme yetenekleriyle alırlar.
Maliki güçlü olduğu için geri dönmüyor; krizdeki bir sistem için mükemmel olduğu, sürprizler olmadan durumu kontrol edebileceği için geri dönüyor.
Başarısız sistemler nadiren yaşayanları arar; yeniden kullanılmaya uygun ölüleri çağırırlar. Irak'ta şahsiyetler yetkinlikleri için değil, yıkımı sadakatle somutlaştırabilme yetenekleri için seçilir. Bu anlamda Maliki bir seçim değil, bir kısaltmadır: kısa hafızaların kısaltması, korkunun kısaltması, en kötü halini ortaya çıkararak yönetebilen bir sistemin kısaltması.
2003'ten bu yana Irak siyasi bir yörünge izlemedi; gelecekten alınan bir dizi başarısız krediydi. “Geçiş dönemi” olarak nitelendirilen her hükümet, istisnasız olarak daha kötü sonuçlara yol açtı.
Dünya Maliki'yi iyi tanıyor; Iraklılar onu daha iyi tanıyor. O, mezhepçiliği sadece bir seçim aracından bir yönetim yöntemine, popülist konuşmalardan güvenlik aygıtlarına ve toplumsal korkudan gizli hapishanelere dönüştürdü. Bu anlamda Maliki, Irak'ın yıkımının mimarıydı.
O, meşhur “Hüseyin'in Ordusu ve Yezid'in Ordusu” ifadesini kullandığında, bu geçici bir öfke patlaması değildi. Bu, bölücü bir açıklamaydı: Devlet artık otoriteye sahip değildi ve mezhepçilik tarihi gerçek anayasa haline gelmişti.
Bu açıdan bakıldığında, Maliki iki dönem boyunca Irak'ı yönetmedi; Irak'a dair hastalıklı vizyonunu yönetti: Her çalı arkasında Baasçılar'ın gizlendiği, Sünniler'in sebepsiz yere şüpheyle bakıldığı ve temsil edilmeyen, kontrol edilen bir toplum olan, kuşatma altındaki bir ülke.
Eski ABD Büyükelçisi Ryan Crocker, Maliki'yi her çalı arkasında bir Baasçı gören biri olarak tanımladı; ancak sızdırılan kayıtlar daha sonra onun aslında ideolojik düşmanlar gördüğünü ortaya çıkardı. WikiLeaks belgeleri, Maliki'nin Sünni tutuklular için kendi ordusunu ve gizli hapishanelerini kurduğunu, ayrıca sadık bir soruşturma ekibi oluşturduğunu gösterdi — bu, son yıllarında bilişsel çöküşün eşiğine gelen bir siyasi paranoya düzeyiydi.
Batı basını bile bu görüşe katılıyor: Sünnilere yönelik baskıcı politikaları, IŞİD'in yükselişine doğrudan katkıda bulunurken, İran'ın desteği, bir devlet inşa etmekten ziyade kırılgan ve kontrol edilebilir bir sistemi sürdüren karmaşık Washington-Tahran dinamiklerinin bir parçasıydı.
Washington Enstitüsü'nün araştırmaları, Maliki'nin kişisel sadakatlerin kurumlardan, milislerin ordudan ve korkunun hukuktan öncelikli olduğu bir gölge hükümet kurduğunu gösteriyor. Devlet aygıtının bu şekilde siyasallaştırılması, Irak'ı vatandaşlarının değil, liderinin kullandığı bir araca dönüştürdü.
Bu nedenle Maliki çözüm değil, sorundur. Önerdiği geri dönüş reform değil, başarısızlığın tekrarıdır. Sistem ulusal liderlik üretemez veya anlaşmazlıkları siyasi projelere dönüştüremez. Krizi atlatmış bir adamı, bu sayfayı kapatmak yerine iktidarda kalması için seçer.
Maliki, halkın artık kendisine güvenmediğini içten içe bilmektedir. Adı, kimlik temelli cinayetler, sızdırılan kayıtlar ve halkın küçümsemesi ile eşanlamlı hale gelmiştir.
O, giderek artan bir psikolojik krizin içindedir. Bu durum, politik saçmalıklarında ve Yeşil Bölge'de elinde tüfekle çekilmiş fotoğraflarında açıkça görülmektedir — yenilmiş bir asker, adını vermek istemediği bir şeyi beklemektedir.
Musul'un IŞİD'in eline geçmesinden bu yana Maliki yenilgiyi hiçbir zaman kabul etmedi; sadece bunu kabul etmeyi erteledi. Bugün, boynuna bir “ceza çanı” takmış gibi görünüyor ve her çalı arkasında düşmanlar görüyor, ABD ise Yeşil Bölge'nin sınırlı alanında onun sahnelediği yüksek dramalı, düşük komedili siyasi tiyatroyu izliyor.
Maliki bireysel bir sorun değil; sistemin kusurlarının bir belirtisi. Onun geri dönüşü, geçmişe dönüşü değil, Irak'ta siyasetin hukuk ve vatandaşlıktan çok mezhepsel korku tarafından yönlendirildiğinin kabulüdür.
Batı'nın tüm kanıtları ve analizleri, bugün Maliki'yi geri çağırmanın sadece iç politik bir manevra değil, sistemik başarısızlığın küresel bir sembolü olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bölünmeyi planlayan, krizi atlatan ve devleti marjinal bir konumdan yöneten bu adamı geri getirmek, Irak'ın geçmişinin esiri olarak kalacağı ve bir gelecek kuramayacağı anlamına gelir.
Bu nedenle, Maliki'yi yeniden atamak — hatta bunu düşünmek bile — siyasi bir seçenek değildir. Bu, umutsuzluğun kabulüdür. Umutsuzluk kurumsallaştığında, hafızayla yönetilen ve korkuyla yönetilen, geleceklerini tam bilinçle gömen uluslar ortaya çıkar.
Maliki sadece mezhepçi bir politikacı değildir; o, yaşam yerine ölümü seçen, başarısız bir Irak'ın yansımasıdır.
*Karam Nama, İngiliz-Iraklı bir yazardır. “An Unlicensed Weapon: Donald Trump, a Media Power Without Responsibility” (Ruhsatsız Silah: Donald Trump, Sorumluluktan Kaçan Medya Gücü) ve “Sick Market: Journalism in the Digital Age” (Hasta Pazar: Dijital Çağda Gazetecilik) gibi birçok kitap yayınlamıştır.




HABERE YORUM KAT