
İnsan hakları aktivisti Miko Peled: “Filistin'i Siyonizmden kurtarmalıyız”
Miko Peled, Kudüs'te tanınmış bir İsrail ailesinde doğmuş olsa da, 1997'de yeğeninin bir feda eylemcisi tarafından öldürülmesi onu Filistin hakkındaki gerçeği keşfetme yolculuğuna itmiştir.
Richard McDaniel’in Foreign Policy in Focus (FPIF)’da yayınlanan insan hakları aktivisti Miko Peled ile yaptığı röportajı Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
İnsan hakları aktivisti Miko Peled, “Filistin tarihinin uzun ve karanlık bu bölümünün sona erebileceğine ve sona ereceğine inanıyorum. Soru şu: Ne kadar sürecek? Bu bize bağlı,” diyor.
İki kitap ve çeşitli makalelerin yazarı olan Peled, Filistinliler için adalet ve tüm vatandaşlarına eşit haklar sağlayan tek bir demokratik devlet kurulmasını savunan, Boykot, Yatırımları Geri Çekme ve Yaptırımlar (BDS) hareketinin en tanınmış savunucularından biridir. Peled, Kudüs'te tanınmış bir İsrail ailesinde doğmuş olsa da, 1997'de yeğeninin bir intihar bombacısı tarafından öldürülmesi onu Filistin hakkındaki gerçeği keşfetme yolculuğuna itmiştir.
Geçtiğimiz günlerde, Peled ile Washington DC'deki ofisinde röportaj yapma fırsatım oldu. Bu röportajda Peled, ABD politikasında yapılması gereken değişikliklerden İsrail baskısına karşı devam eden aktivizmin önemine kadar çeşitli konularda önemli bilgiler paylaştı.
Richard McDaniel: Filistin'in özgürleşmesi veya tek devletli çözüm için yorulmak bilmeyen bir savunucusunuz. Tek devletli çözüm sizin için ne anlama geliyor? Dahası, sömürgecilikten kurtulma süreci her zaman şiddet içeriyor mu?
Miko Peled: İlk olarak şunu belirtmek isterim. Filistin'in tek bir devlet olduğu gerçeğini kabullenmenin gerçekten önemli olduğunu düşünüyorum. Siyonistler, Filistin'in tamamı üzerinde tek bir devlet kurdular. Bu bir apartheid devleti. Bana inanmıyorsanız, Uluslararası Af Örgütü'nün apartheid raporuna bakın. Ama bu bir apartheid devleti. Tek bir devlet. İki devlete bölünmesi mümkün değil. Bu yapılamaz. Coğrafi ve demografik olarak imkânsız ve iki tarafı ayırmanın ne gibi faydaları olduğunu gerçekten bilmiyorum. Ama bu teorik olarak anlamsız bir fikir ve konu.
Soru şu: İsrail Yahudilerinin mutlak egemen olduğu bu tek devleti kabul ediyor muyuz? Bir üst seviyeye taşırsak, bu beyaz üstünlüğüne dayalı bir devlettir, çünkü Siyonizm budur. Beyaz üstünlüğüdür. Dolayısıyla, eğer biri bunu kabul eder ve "İsrail'in var olma hakkı var" diye düşünürse, işte bu İsrail'dir. Bunu kabullenmek zorundasınız. Bu, apartheid'ı, soykırımı, binlerce siyasi mahkûmu, işkence odalarını ve aslında Filistin Yönetimi'nin (FY) ta kendisi olan Vichy Hükümeti'ni içerir. İşte sahip olduğumuz şey bu. Bunun var olma hakkına sahip olduğuna inanan herkes için tartışma neredeyse bitmiştir.
Filistin'in, apartheid rejiminden ve Siyonizmden kurtarılması ve 1948 öncesindeki haline, yani zengin bir siyasi hayata, zengin bir kültürel hayata, büyük bir çeşitliliğe ve hoşgörüye sahip bir ülke haline dönmesi gerektiğine inanıyorum. Siyonistler gelip herkesi terörize etmeye başlayana kadar genel olarak çok hoşgörülüydü. Her zaman Güney Afrika modelini düşünüyorum. Apartheid rejimi, hiçbir yere gidemeyeceklerini, hiçbir yerde rekabet edemeyeceklerini ve hiçbir uluslararası foruma katılamayacaklarını anladığında, cumhurbaşkanı ayağa kalkıp (özünde) şöyle dedi: “Siyasi tutsakları serbest bırakacağız. Yasaklanmış tüm siyasi partilerin yasağını kaldıracağız. Bir kişi bir oy seçim çağrısında bulunacağız.” Seçim için bir tarih belirledi. İşte böyle yapılır.
Sonra, mahkûmları serbest bırakırsınız. Filistin'de hâlâ hayatta olan ve hapiste bulunan birçok inanılmaz lider olduğunu düşünüyorum, ancak oradaki hapis hayatı artık gerçek bir hayat değil. İnsanlar siyasi partiler kuracaklar. Seçim bölgeleri oluşturulacak ve işte böylece tarihte ilk kez seçimler yapılacak. Özgür ve adil seçimler. Bir kişi bir oy. Sonra bir yasama organı, bir yürütme organı ve benzeri organlar olacak. İdeal olarak, bu şiddet olmadan gerçekleşecek. Ama gerçek bu.
Yasama organı, hükümet ve halkı temsil eden bir yürütme organı kurulduktan sonra, asıl iş başlar. Şimdi bir anayasaya ihtiyacınız var. Şimdi, mültecilerin geri dönmesine izin verecek adımların atılması hakkında konuşmanız gerekiyor, çünkü geri dönüş hakkı sadece bir slogan değil. Bir seçim kampanyası sloganı değil. Somutlaşması gerekiyor. Bu yüzden, bunu bir araya getirmek için adımlar atılmalı. Filistinliler için tazminat ödenmeli. Yapılacak çok şey var, ancak Filistin özgürleşene ve halkı temsil eden bir hükümet ve parlamento kuran, tek kişi tek oy seçim sistemine sahip olana kadar bunların hiçbiri gerçekleşemez.
Richard McDaniel: Kurduğunuz “Filistin Özgürlük Evi” adlı kuruluşun yaptığı şeylerden biri de, İsrail'in apartheid rejiminin nasıl işlediğini gösteren Uluslararası Af Örgütü raporlarını deşifre etmektir. İsrail'in apartheid rejimi, Yeşil Hat'ın içinde ve dışında ne gibi benzerlikler ve farklılıklar gösteriyor?
Miko Peled: Siyonist apartheid rejimi benzersizdir çünkü iki ayrı yasa seti değil, birden fazla yasa seti oluşturmuştur. Yahudiler ülke genelinde istedikleri yerde yaşayabilirler. Aynı yasalar onlar için de geçerlidir ve aynı yasalar onları korur. Filistinliler için ise onları koruyan hiçbir yasa yoktur. Filistin içinde nerede yaşadıklarına bağlı olarak, uymak zorunda oldukları yasalar farklılık gösterir.
Yani, eskiden Batı Şeria olan bölgede yaşayan Filistinliler var; artık Batı Şeria yok. Eski Batı Şeria'nın içinde gettolar var. Tamamen bütünleşmiş durumda. Askeri yönetim altında yaşayan Filistinliler var. Doğu Kudüs'te yaşayan ve kendine özgü bir statüsü olan Filistinliler var. Gazze'de yaşayan Filistinliler var ve elbette orada bir soykırım yaşanıyor. Gazze her zaman bir toplama kampıydı. Gazze bir toplama kampı olarak kuruldu.
1948'de İsrail toprakları içinde, ülkenin güney kesiminde, Negeb'te Filistinliler yaşıyor. Onlar, "Negeb Kalkınma Ajansı" adı verilen bir bürokrasi altında yaşıyorlar. Siyonist jargonunda "kalkınma", Filistinlileri mülksüzleştirmek ve topraklarını ele geçirmek anlamına geliyor. Bu bürokrasinin kendi polis gücü ve kendi kolluk kuvvetleri var. Filistinli Bedevilerin hayatını cehenneme çevirmekten sorumlular. Orada yaklaşık 300.000 Filistinli yaşıyor. Suya, eğitime, yollara, sağlık hizmetlerine ve işe erişimleri çok az veya hiç yok. Evleri inanılmaz bir hızla yıkılıyor.
Sonra, ülkenin kuzey kesiminde (yani kuzey yarısında) yaşayan 1948 Filistinlileri var. Onların farklı yasaları veya farklı bürokrasileri var ve bu da onların yaşam biçimlerini belirliyor. İsrail gizli polisi Şabak, esasen her şeyin sorumlusu. Öğretmen olmak istiyorsanız, ehliyet almak istiyorsanız, ipotek almak istiyorsanız, Şabak her yerde. Onların onayına ihtiyaç duyuyorlar.
Filistinlilerin yaşadığı Lidd [Lod] gibi bir şehre gitme fırsatınız oldu mu bilmiyorum; orası bir mülteci kampından bile beter, üstelik karşı caddede sadece İsrailli Yahudiler için yapılmış lüks konut projeleri var. İşte bu da bu ayrımcılığı eşsiz kılıyor. Filistinlilerin yaşadığı farklı kanunlar var ve bu kanunlar Filistin topraklarında nerede yaşadıklarına bağlı.
İsrail nüfusunu sayarken, Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Gazze hariç, yalnızca 1948'deki Filistinlileri sayıyor. Ama Yahudileri her yerde sayıyor. İşte bu yüzden Yahudi çoğunluğu ve %20 Filistinli nüfusu elde ediyorlar, çünkü 7,5 milyon Filistinliden sadece 2 milyonunu sayıyorlar. Bu yüzden şöyle diyebiliyorlar: “Biz bir demokrasiyiz. Biz Yahudiyiz. Bu bir Yahudi devleti ve %20'lik bir Arap azınlığımız var.” Ama bu doğru değil. Gazze'de doğan her Filistinli bebeğin İsrail yetkililerine kayıt yaptırması gerekiyor ve bu durum diğer her yer için de geçerli. İşte bu, sistemi benzersiz ve çok etkili kılıyor.
Richard McDaniel: Amerikan kamuoyundaki tutum değişikliklerini göz önünde bulundurarak, ABD’nin İsrail politikasında temel bir değişikliğin yakın olduğunu düşünüyor musunuz? Sizce ABD'nin İsrail'e yönelik politikası nasıl olmalı?
Miko Peled: Bence bu çok yakın. Bence önümüzdeki iki seçim, hâlâ Siyonist saçmalıklar saçan üst düzey politikacılar için bir uyanış çağrısı olacak. Şu anda en başarılı kampanya sloganlarından birinin şu olduğunu görüyoruz: “AIPAC parasına hayır, İsrail'e para yok ve soykırıma son verin.” Bu kampanya sloganlarını kullanan politikacılar çok iyi gidiyor ve büyük alkış ve destek alıyorlar. Dolayısıyla, üst düzey politikacıların neler olup bittiğini anlamaları biraz zaman alacak çünkü açıkça henüz anlamıyorlar. Bence önümüzdeki başkanlık seçimleri çok, çok farklı görünecek. Seçilmek istiyorsanız İsrail'e boyun eğmek ve destek sözü vermek zorunda kalma fikri, [Zohran] Mamdani ile gördüğümüz tartışmalara çok benzeyecek. Şöyle bir şey olacak: “Elbette, İsrail'i ziyaret edeceğim. Sizden önce orada olacağım. Hayır, sizden önce orada olacağım. Hayır, İsrail'i seviyorum.”
Bence tüm uluslararası toplum İsrail Devleti'ne karşı en ağır yaptırımları uygulamalı. Silah ambargosu uygulanmalı. Tam bir boykot olmalı, bu nedenle FIFA, Olimpiyatlar, akademik heyetler gibi tüm heyetler tamamen yasaklanmalı. Tüm diplomatik misyonlar kapatılmalı. Güney Afrika'daki apartheid rejiminin sonunda çökmesinin nedeni buydu. Çökertilmesi gerekiyor. Çöktürüldükten sonra başka seçenekleri kalmayacak.
Bu sadece ABD politikasının olması gereken şey değil. Bu, her yerde uygulanması gereken bir politika. Ne yazık ki, yanlış yöne gidiyor. Aslında, İsrail yeni bir Afrika ülkesi icat etti . İsrail haberlerinde Somaliland'ı gösteriyorlar ve İsrail'i ne kadar sevdiklerini, İsrail bayrağını nasıl dalgalandırdıklarını ve tüm bu saçmalıkları anlatıyorlar. Ne yazık ki, çoğunluğu Müslüman olan ülkeler ve Arap ülkeleri bile normalleşme baskısı çok şiddetli olduğu için yanlış yöne gidiyor. Ama bence bu ülkedeki önümüzdeki iki seçim dönemi tamamen farklı bir tablo gösterecek.
Richard McDaniel: Geçtiğimiz günlerde Gershon Baskin ile konuştum. Baskin, özellikle İsrail ve Hamas arasındaki kırılgan ateşkesin oluşturulmasında büyük rol oynadığı için, Trump ve Gazze'ye konuşlandırılacak olan "Uluslararası İstikrar Gücü" olasılığı konusunda çok iyimser. Sizce bu yönetim altında Gazze'nin geleceği nasıl görünüyor?
Miko Peled: İyi bir şey yok. Barış olmayacak. Ateşkes olmayacak. Uluslararası bir güç olmayacak. Yeniden yapılanma olmayacak. Bunların hepsi İsrail'in kendini yeniden inşa etmesine ve soykırıma devam etmesine olanak sağlamak için zaman kazanmak içindir. Bu sürece katılan herkes soykırıma ortaktır. Bunda hiçbir şüphe yok. Zochrot örgütünü biliyor musunuz bilmiyorum?
Richard McDaniel: Hayır.
Miko Peled: Onları araştırın. Zochrot, "hatırlama" anlamına geliyor, ancak dişil formda. Harika bir kuruluş. Ofisleri Yafa'da. Geri dönüş fikrini ve artık var olmayan köylerin ve kasabaların hatırlanmasını teşvik ediyorlar. Turlar düzenliyorlar. Bir web siteleri var. Bir uygulamaları ve eskiden var olan tüm kasaba ve köylerin bulunduğu bir haritaları var. Sizi artık var olmayan bir yere götüren bir GPS'leri var. Paylaştığımız bir kampanya başlattılar: "Gazze'nin çözümü geri dönüş hakkıdır." Filistinlilerin evlerine ve köylerine dönmelerine izin verilmelidir. Gazze'deki tüm sorunlardan kurtulmanın yolu budur: yoksulluk, aşırı nüfus, kaynak eksikliği.
Yani temelde, toplama kampını dağıtıyorsunuz, toplama kampını özgürleştiriyorsunuz ve insanların evlerine dönmelerine izin veriyorsunuz. Çözüm bu. Gazze sorununu "çözmenin" tek yolu bu. Özgürleştirilmesi gereken bir toplama kampı bu. Nazilerin kurduğu toplama kamplarını alıp şöyle demek gibi: "Hadi onlara insani yardım verelim. Nasıl davrandıklarına bakalım. İyi davranırlarsa, biraz daha insani yardıma izin verelim." Bu arada, tüm insani yardım Naziler tarafından denetleniyor. Yani, sadece belirli sayıda kaloriye, sadece belirli sayıda ürüne izin veriliyor.
Gazze'de olan da bu. Bu saçmalık. Filistin zengin bir ülke. Dünyanın dört bir yanından insani yardım göndermek, Mısır'daki küçük bir açıklıktan içeri sokmak ve soykırım faili olan, zaten yaşamalarını istemeyen birinin gözetiminde kalmak. Nelerden bahsediyoruz? Toplama kampını özgürleştirin. İnsanların gidip oradaki kaynaklara erişmelerine izin verin. Ama o şehirlerde yaşayamıyorlar. Kaynaklarına ulaşamıyorlar. İsrail kuralları koyduğu için dışarı çıkamıyorlar.
Peki, İsrail'in kuralları belirlemesine neden izin veriliyor? Naziler 12-15 yıl sonra iktidardan indirildi. Bu durum neredeyse 100 yıldır devam ediyor.
Richard McDaniel: Filistin'in geleceği konusunda daha çok iyimser misiniz yoksa kötümser mi? Bundan sonra işlerin daha iyiye gideceğine inanıyor musunuz?
Miko Peled: İyimserlik ve umut; bunlar sahip olmaya karar vermemiz gereken şeyler. Gökten inmezler. Durduk yere ortaya çıkmazlar. Umudunuz olduğuna karar vermelisiniz ve umudunuzun neye benzediğini tanımlamalısınız. Sonra bunun için mücadele etmeli ve gerçekleşmesi, somutlaşması için elinizden gelen her şeyi yapmalısınız.
Filistin'in uzun tarihinin bu karanlık bölümünün sona erebileceğine ve sona ereceğine inanıyorum. Soru şu: Ne kadar sürecek? Bu bize bağlı. Uluslararası topluma bağlı. Vicdan sahibi insanlara bağlı. Hükümetleri apartheid devletiyle ilişkilerini sonlandırmaya, yaptırımlar uygulamaya, boykot etmeye vb. ne kadar zorlamaya istekli olduğumuza bağlı. Bu bize bağlı. Bunun gerçekleşeceği gerçeği, bence kaçınılmaz. İsrail toplumu çöktü. 7 Ekim, İsrail toplumu için büyük bir şoktu. Gerçek bir İsrail toplumu yok, ama ne varsa, şimdi tamamen parçalandı.
Peki, umudum var mı? Umudum olmalı, yoksa bunu yapmazdım. Umudum var. Bunun gerçekleşebileceğine kesinlikle inanıyorum. Bunun gerçekleşeceğinden hiç şüphem yok. Bence bizim görevimiz, bunun hızlı bir şekilde gerçekleşmesi için elimizden gelenin en iyisini yapmak.







HABERE YORUM KAT