Geri dönüşüm kutusu: Değerlerin tasfiyesi ve ideolojik atık yönetimi
Kapitalizmin Önlenemez Çöküşü –13
Geri Dönüşüm Kutusu: Değerlerin Tasfiyesi ve İdeolojik Atık Yönetimi
Kapitalizmin en karanlık odası, sistemin artık "işe yaramaz" veya "direnç odağı" olarak gördüğü ahlaki ve felsefi değerleri öğüttüğü geri dönüşüm kutusudur. Bu makale; adaletin, hukukun, inancın ve kadim ahlakın nasıl sistemin ihtiyaç duyduğu yeni ve sığ formlara dönüştürüldüğünü inceler. Anlamın ve hakikatin birer "pazarlama enstrümanı" haline getirildiği bu süreçte, insanlığın binlerce yıllık mirasının kapitalizmin bekası adına nasıl birer "atık" olarak işlendiği ortaya konur.
Atık: Kapitalizmin Ontolojik Tasfiye Aracı
Kapitalist mantıkta "atık", sadece üretim sürecinin sonunda ortaya çıkan çöp değildir; sistemin artık kâr devşiremediği, hızına yetişemeyen veya sömürüsüne direnç gösteren her şeyin genel adıdır. Eğer bir değer, sermayenin büyüme hızına hizmet etmiyorsa, o artık bir "atık"tır. Ancak kapitalizmin kurnazlığı, bu atıkları yok etmek yerine onları "geri dönüşüm" adı altında yeniden işleyerek, ruhu boşaltılmış birer tüketim nesnesi olarak sisteme dahil etmesidir. Bu makale; ideolojilerin, inancın ve adaletin nasıl sistemin yeni ham maddeleri haline getirildiğini inceler.
Hakikatin Atık Haline Getirilmesi
Kapitalizmin rasyonel olmayan üretim makinesi, çalışabilmek için öncelikle "mutlak hakikat" kavramını tasfiye etmek zorundadır. Adalet, ahlak ve inanç gibi kavramlar, kâr hırsının önünde duran "maliyetli engeller" olarak görülür. Sistem, bu değerleri doğrudan yok etmek yerine onları "geri dönüşüm kutusuna" atar. Orada adalet, "hukuki prosedürlere"; ahlak, "etik kodlara (PR stratejilerine)"; inanç ise "spiritüel tüketime" dönüştürülür. Hakikat, bu geri dönüşüm sürecinde atomize edilerek sistemin çarklarını yağlayacak birer "hikâyeye" (storytelling) indirgenir.
İdeolojilerin Geri Dönüşümü: İsyandan Modaya
Bir zamanlar sisteme başkaldıran ideolojiler ve felsefi akımlar, geri dönüşüm kutusunun en verimli hammaddeleridir. Kapitalizm, kendine yönelen her devrimci itirazı önce marjinalleştirir, ardından onu estetik bir "yaşam tarzı" (lifestyle) olarak geri dönüştürür. Özgürlük talebi "daha fazla tüketim seçeneğine", eşitlik iddiası "pazar payı çeşitliliğine" dönüştürülerek sisteme iade edilir. Direnişin dili, reklam ajanslarının elinde birer slogan haline getirilerek asıl bağlamından koparılır. Artık ideolojiler, dünyayı değiştirmek için değil, sistemin yeni sezon koleksiyonlarını meşrulaştırmak için "atık" olarak işlenmektedir.
Hukukun ve Ahlakın Plastikleşmesi
Hukuk, bugün bir "adalet arayışı" değil, sermayenin hareketliliğini garanti altına alan bir "risk yönetimi" disiplinidir. Kadim ahlakın yerini alan "şirket etiği" veya "sosyal sorumluluk" projeleri, sistemin işlediği suçları örtbas eden estetik ambalajlardır. Geri dönüşüm kutusuna atılan vicdan, oradan "duyarlılık pazarlaması" (cause marketing) olarak çıkar. Sistem, doğayı katlederken "yeşil dönüşümden", insanı köleleştirirken "fırsat eşitliğinden" bahseder. Bu, ahlakın ve hukukun özünün boşaltılıp, sistemin çürümüş gövdesine giydirilen plastik birer proteze dönüştürülmesidir.
İnancın Tasfiyesi: Kutsalın Metalaşması
En trajik geri dönüşüm ise inanç ve mukaddesat alanında yaşanmaktadır. İnsanlığın anlam arayışının en yüksek formu olan inançlar, kapitalizmin laboratuvarlarında "huzur ve performans" odağına indirgenmiştir. Kutsal olan her şey, bireyin tüketim performansını artıracak birer "stres yönetimi" aracı veya pazar kimliği olarak geri dönüştürülür. Dua, meditasyona; sabır, edilgenliğe; şükür ise mevcut sömürüyü kabullenmeye dönüştürülerek sistemin hizmetine sunulur. İnanç, artık insanın yaradanla kurduğu bir bağ ve yaratılış amaçları doğrultusunda ona karşı sorumluluk çerçevesinde yaşam disiplini değil, sistemin yarattığı bunalımı dindirmek için kullanılan birer "ruhsal ağrı kesicidir."
Anlamın İnfazı ve Boşlukta Kalan İnsanlık
Kapitalizmin bu geri dönüşüm makinesi, insanlığı binlerce yıllık ruhsal ve felsefi mirasından koparmaktadır. Adalet, ahlak ve inanç gibi "canlı" değerler, bu kutuya girdikten sonra sistemin ihtiyaç duyduğu "cansız" ve "zararsız" formlarda yeniden üretilir. Sonuç, etrafı her türlü "değerin" taklitleriyle (simülasyonlarıyla) çevrili, ancak özünde derin bir anlamsızlık ve ahlaki bir çölleşme yaşayan modern insandır. Hakikatin geri dönüştürülerek sahteleştirildiği bu düzende, insanlık artık kendi mezar taşını en pırıltılı değerlerle süslemektedir.
Antitezlerin Tasfiyesi: Komünizm ve Sosyalizmin Estetik Geri Dönüşümü
İsyanın Markalaşması: Che Guevara’dan "Devrimci" Koleksiyonlara
Kapitalizmin geri dönüşüm mekanizması, kendisine en büyük tehdidi oluşturan sembolleri emerek işe başlar. Bir zamanlar mülkiyet rejimini yıkmayı vaat eden figürler, bugün pırıltılı alışveriş merkezlerinde "tişört baskısı" veya "pahalı posterler" olarak geri dönüştürülmüştür. Komünizmin radikal itirazı, sistem tarafından önce tarihsel bir "nostaljiye", ardından da apolitik bir "asiliğe" (coolness) indirgenir. Gençliğin sisteme duyduğu haklı öfke, bu geri dönüştürülmüş semboller aracılığıyla sisteme akıtılır. Devrim artık bir eylem değil, bir "satın alma tercihi"dir. Kapitalizm, kendi düşmanının suretini satarak kâr elde eden tarihin en arsız tüccarıdır.
Sosyalizmin "Sosyal Sorumluluk" Olarak Geri Dönüşümü
Sosyalizmin temel iddiası olan "bölüşüm adaleti" ve "kamucu üretim", kapitalizmin laboratuvarlarında "kurumsal sosyal sorumluluk" (CSR) projelerine dönüştürülerek seyreltilmiştir. İşçinin hakkı olan adil bölüşümün yerini, şirketlerin lütfettiği "hayırseverlik" paketleri almıştır. Sosyalizmden çalınan "dayanışma" kavramı, geri dönüşüm kutusundan "ortak ekonomi" (sharing economy) ambalajıyla çıkarak, aslında devasa teknoloji şirketlerinin sömürü alanını genişleten birer uygulama haline getirilmiştir. Sistem, sosyalist jargonun içini boşaltıp onu sadece kriz anlarında kitleleri yatıştırmak için birer "toplumsal rıza enstrümanı" olarak kullanmaktadır.
Devlet Kapitalizmi ve Sosyalist Retoriğin Zırhı
Geri dönüşümün en dramatik sahnelerinden biri de Çin gibi devlet kapitalizmi örneklerinde yaşanmaktadır. Komünist Parti çatısı altında dünyanın en vahşi sermaye birikim modelini yürüten bu yapılar, sosyalist retoriği devasa bir üretim ve kontrol makinesini maskelemek için geri dönüştürür. "Halkın çıkarı" sloganı, rasyonel olmayan üretimin ve insanın metalaşmasının en güçlü zırhı haline getirilmiştir. Burada komünizm, kapitalizmin bir alternatifi değil; onun en hızlı, en acımasız ve en kontrollü halini (otokratik kapitalizm) işletmek için kullanılan işlevsel bir geri dönüşüm atığıdır.
Anti-Tezin İmtihânı: Eleştiriden Beslenen Parazit
Kapitalizmin en büyük gücü, eleştiriden beslenebilmesidir. Sosyalist eleştiri ne kadar sertleşirse, sistem o kadar çok "duyarlılık" (wokeizm) üretir. Geri dönüşüm kutusuna atılan sınıf bilinci; oradan etnik, kültürel veya cinsel kimlik politikaları olarak çıkar. İnsanlar sistemin özüne (mülkiyet ve vade kurgusu) saldırmak yerine, sistemin onlara sunduğu bu geri dönüştürülmüş mikro-kimlik savaşlarına hapsedilir. Böylece sosyalizm, sistemi yıkacak bir güç olmaktan çıkarılıp, sistemin kendi kusurlarını onardığı ve öfkeyi yönettiği bir "psikolojik supap" haline getirilir.
Sahte Sığınaklardan Gerçek Hakikate
Komünizm ve sosyalizmin geri dönüşüm kutusunda geçirdiği bu trajik dönüşüm, insanlığın sistem içindeki "sahte kurtuluş" umutlarını tüketmiştir. Kapitalizm, kendisine benzemeyen her şeyi kendine benzeterek yutar. Bu yüzden çözüm artık ismini sistemin tarihsel çöplüğünden alan eski ideolojilerde değil; bu geri dönüşüm makinesini tamamen reddeden, "insan, zaman ve adalet" merkezli yeni ve sahici bir iktisat anlayışındadır. Kapitalizmin sindiremediği tek şey, onun tüketim ve haz döngüsüne girmeyi reddeden, rasyonel ve ahlaki bir öz öznelliktir.





YAZIYA YORUM KAT