SİNAN ÖN

Fıtrata çağrı…

"O halde sen hanif olarak bütün varlığınla dine, Allah insanları hangi fıtrat üzerine yaratmışsa ona yönel! Allah’ın yaratmasında değişme olamaz. İşte doğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.”

Rum suresi 30. ayette Allah böyle buyuruyor ve insana doğuştan verdiği temiz ve günahsız yaratılışı, “Fıtrat dini” olarak tarif ediyor. İnsan özünde iyidir. Tek bir yaratıcıya inanmaya meyilli ve hakikati aramaya eğilimli olarak yaratılmıştır. İşte bu fıtrat dininin adı İslam’dır.

Bununla birlikte, "Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar ancak daha sonra anne ve babası onu Yahudi, Hıristiyan veya Mecusi yapar." (Buhari, Cenâiz, 92)

Abdürreşit İbrahim, yaşadığı dönemde kalbi İslam ve Müslümanlar için çarpan seyyah, gazeteci, yayıncı, siyaset adamı gibi niteliklere sahip bir âlimdir. “Âlim kimdir?” sorusuna karşılık olabilecek bir yaşamla, kendini İslam’a adayan bir dava adamıdır. Onun, 1922 yılında İstanbul’da yayımladığı, “Ed Din’ül Fıtri” isimli risalesi evrensel bir çağrıdır.

Küçük ama döneminin çok ötesinde olan bu eser içinde:“İdeal kişinin modern hayatta öngörülen haklarının ve hukukunun emniyeti” gibi evrensel tabirler barındırır. İslam dininin, insanın temiz yaratılışına ve doğasına en uygun din olduğunu anlatmak amacıyla kaleme alınmıştır.

O, insanların hayatta kalmak için gıdaya ihtiyaç duyduğu gibi, inanmaya da ihtiyaç duyduğunu söyler. İman, tesiri büyük bir güçtür. İnsan putlara, yarattığı objelere tapmış, dinsizliği esas alan beşeri ve dünyevi ideolojileri din edinmiş, zorlama ibadetlere yöneltilmiştir. Dolayısıyla, “Yalnız Allah’a ikbal ve istikamete ihtimam eylenmelidir” der.

Bu eseri yazdığı dönemde Ruslar, Rusya’da yaşayan Müslümanları zorla Hıristiyanlaştırmak istiyordu.

Dolayısıyla bu seçimi yapabilmek, özgür iradesi ile karar verebilmek ve ezilmemek için kişi, ister âlim ister cahil olsun kendisini talim ve terbiyeye mecburdu.

Ferdin beşeri vazifesi, kendi vicdan hürriyetini ve şahsiyetini geliştirmek, kendisinin kişisel tercihlerine hürmet ettirecek bir haysiyete sahip olmaktır. Toplumun beşeri hayattaki başarısı ise kişilerin hukuk nizamlarının sükûnetle devam etmesi, hürriyete sahip olmaları ve muhterem kişiler olarak kendilerini yetiştirmiş olmalarına bağlıdır. Bunun aksi hürriyetten mahrum kalmak, “kendi gibi insanlara” veya “nâmakul şeylere taabbüd” etmek anlamına geliyordu.

İbrahim devamla, İslam’ın “hürriyet” esasını açıklayan unsurun, “Kelime-i Tevhid” olduğunu vurgular. Allah’tan başkası, ne olursa olsun “mabud” edilemez. Hz. Muhammed (sav) “tefkir” ile görevlidir. Onun İslam’a daveti, kişiyi özgürleştirmektir. Gücü elde eden kişilerin kendilerine kulluk ettirdiklerini, hürriyetlerini kaybeden kişilerin, şereflerini de paramparça ettiklerini ifade eder. “Başkasını büyüten” insan, insanlık şerefini kaybeder. İşte Kelime-i Tevhid’in manası bu eksende şekillenir ve Kur’an, aklın dışlanmadığı hürriyete dayalı bir anlayışla, tüm yaratılmışlardan azade kılıp, insanı özgürleştirmek ister.

Abdürreşit İbrahim bu risalede bütün baskıcı, zorlayıcı ve önyargılı unsurları reddeder. Dinde, sadece Allah’a iman vardır. Ancak bu iman, “hürriyet-i şahsiye” olmadan mümkün kılınamaz. Beşeri hayatta herkes kendi tabiatı ile yaşayabilir ancak bu kesinlikle başıboşluk anlamına gelmez. Herkes sonsuz bir hürriyete sahip değildir. Kişi her şeyden önce Rabbine karşı sorumludur. Bu sorumluluk diğer bütün sorumlulukların da belirleyicisidir.

Akif’in "Süleymaniye Kürsüsünde" şiirine ilham olan, o meşhur "Aksakallı Pir"in de ifade ettiği gibi Allah, zamandan ve mekândan bağımsız olarak tüm insanlığı ortak mayasına davet eder. İnsanın doğasına zor gelmeyen, akıl ve mantıkla çelişmeyen kurallar koyar. Kalben ve aklen tek bir yaratıcıya inanma ihtiyaçlarını karşılar. Bu bir “Fıtrata çağrı”dır.

Kulak verip, selamete kavuşanlardan olmak duasıyla…

Not: Abdürreşit İbrahim’in “Ed Din’ül Fıtri” adlı eserine ancak pdf olarak ulaşabilmek mümkündür.

YAZIYA YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Yazılar
SİNAN ÖN Arşivi

Yol tükenmeden…

08/10/2026 14:51

Modern zamanlar âlimi!

26/05/2026 10:13