NİMET ORBAY

Hazan

Rahmân’ın adıyla...

“Allah'ın, gökten su indirdiğini ve onu su kaynakları şeklinde yeryüzünde akıttığını, sonra onunla rengârenk ekinler çıkardığını, daha sonra onların sararıp kuruduklarını; kuru bir çöpe döndüğünü görmedin mi? Kuşkusuz bunda sağlıklı düşünen akıl sahipleri için bir öğüt vardır.” (Zümer 39/21)

Âfakta ayetler yaratan ve bunu idrak edecek bir akıl bahşeden Allah’a hamdolsun.

Şüphesiz her mevsim bir ayettir, okumasını bilene…

Sonbahar mevsimi, kıraat eden bir akılla okuyanlar için harika bir tefekkür vesilesidir. Yeryüzünde nice ayetler var ki yanından sessizce geçtiğimiz ve dahi yanımızdan sessizce geçip giden… İnsanın onu okuması, ayetin ayeti okuması gibidir. Ayeti ayetle tevil etmektir güz ile kol kola yürümek…

Yeryüzünün türlü hâlleri gibidir hâlden hâle evrilen insan. İlkbaharın tüm renklerini barındırırken çocukluğu… Yazın yakıcı ama sıcacık güneşine benzer gençliği; aktifliği dinginliğe dönüştürebileceği Hazan mevsimi, kıymeti en çok bilinesi dönemidir belki de. Hayatının hasat mevsimindedir artık. Saçlarına düşen her bir ak, dönüp baktığında alnını ak eden eylemlerin şahitliği de olabilir… Alnında oluşan çizgiler gibi hayatındaki zikzakların belirtisi olan amellerin sonucu da…

“O, sizi topraktan yaratandır. Sonra bir nutfeden, sonra bir alakadan. Sonra sizi bir bebek olarak dünyaya getiriyor. Nihayet olgunluk çağına ulaşır, derken yaşlanırsınız. Kiminiz bu süreci tamamlamadan vefat ettirilir. Kiminiz de belirlenen süreye kadar yaşarsınız. Umulur ki aklınızı kullanırsınız.” (Mü’min 40/67)

Bir damla sudan yaratıldığını nasıl unuttuysa insan, ömrünün hep ilkbahar, yaz tadında geçeceğinin zannıyla hazan mevsiminin olduğunu unutmakta da pek mahirdir. Çünkü insan pek zalim, pek cahildir. (Ahzâb 33/72)

Varoluşa dair derdi olmayan için güz mevsimi eyvahlar zamanıdır. Bir telaş sarar, eller ayaklar dolanır; o eşiği atlamamak için bir inattır sürüp giden… Oysa resuller hep hazanlarda diriltmemiş miydi insanlığı? Zira Allah, ahlaki olgunluğun zirve döneminde seçerdi elçileri. Olması gereken de oydu; mayalanmış bir bilgelik olmadan nasıl bulurdu insanlık kaybettiği yolunu?

Güz mevsimi bir tükenmişlik evresi değil, aksine çocukluğun muzipliği geride kalmış, gençliğin küçük dağları yaratmışçasına kibriyle yarıştığı, bedenen zinde ama aklen ve ruhen ham hâlleri artık pişe pişe kıvama gelmiştir…

Zannedilmesin ki artık nefsani güdülerden eser kalmamıştır. Sadece yöntem ve uyaranların profili değişmiştir.

Şeytan türlü desiseleriyle uğraşır bu dönemde. “Ununu eleyip eleğini asmışsın.” vesvesesini içini oya oya işler inceden inceye. Geçmişte yaptığın günahları, hataları, yanlışları pazara çıkarır, seni hayırlı bir ticaretten geri bırakmak için… İşe yaramazsa eğer, bu sefer de konfor alanından çıkma endişesini sürer piyasaya. Alıcısı olan çok olsa da sen düşmemelisin bu tuzağa. Çünkü atan Âdem’i de bu vaatlerle kandırmıştı… Artık köşene çekilmeli, keyfine bakmalı, evlad ü iyalini, dünyaya dair ne varsa kazandığın hayatının merkezine onları koymanı salık verir sürekli bir dost gibi yaklaşarak, bazen de dost bildiklerinin eliyle. Sen ise tüm bunlara tebessüm ederek uzaklaşmalısın çünkü…

“Rahmân’ın kulları yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürürler; cahiller/kendini bilmez kimseler onlara laf attığında incitmeksizin ‘Selâm!’ deyip geçerler.” (Furkân 25/63)

Hazanda dökülen her bir yaprağın boşa gitmediğinin, ekosistemin bir parçası olduğunun, bunun devr-i daim için şart olduğu hakikatine inandığın kadar, geride bıraktığın eylemlerinin de iyi ya da kötü muhakkak karşına çıkacağını bilirsin. Toprağa dökülen yapraklar ilkbaharda nasıl yeniden can bulacaksa yapıp ettiğin salihatlarının başka zihinlerde hayat bulmasını ve birer diriliş muştusu olmasını umut edersin… Çünkü “Kim bir iyiliğe aracılık ederse ona ondan pay vardır.” (Nisâ 4/85) ayetini okumuşsundur…

Dilemma yaşar gibisin: Sonbaharda bir öncen yaz, bir sonran kıştır… Yazın hasretiyle geçmişe takılıp kalmaklığınla kışın öldürücü soğuğunu iliklerine kadar hissedip olduğun yere çakılmak arasında gidip gelmektesindir… Diri bir imanın, canlı bir vicdanın var ise seslenir sana: Geçmiş de gayb, gelecek de. Sen bugünün mükellefisin. Vekâletini hakkıyla yap; tüm aldatıcıların aldatmasına rağmen farkına var yapabilme kudretinin… Cüz’î kaderini küllî iradeye teslim et ve mecalin bitesiye yürümeye devam et. Zira hiçbir yolun sonu O'na varmaktan başkası değildir…

Betin benzin sararıp solsa da yeniden yeşermenin mümkün olduğuna inancın tamdır; zira vaat eden El-Emin'dir.

“Allah’ın rahmetinin eserlerine bir bak! Ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltiyor!” (Rûm 30/50)

Ruhu ile bedeni arasında malayani bir yarışa girenleri görürsün. İnadına yaz döneminde kalma sevdasına tutulmuş ve bunun için var gücüyle koşanları… Bilinmez mi ki ruh bunlarla oyalanmak istemez? Bedene biçilen elbise ruha dar gelmektedir artık; lakin bunu akletmeyi akletmek bile zaman kaybıdır kimisi için. Yeter ki ambalaj iyi görünsün! Ne önemi var ki iç âlemin sıhhatinin? Ve ruh bedene inat sokulduğu böylesi amansız yarışlarda kırışıp buruşmayı tercih etmekten başka çıkar yol bulamayıp sessizce köşesine çekilir… Bir Kızılderili atasözünde ifade edildiği gibi, “O kadar hızlı koşuyoruz ki ruhlarımız geride kalıyor…”

Adrenalini yüksek fakat sonucu mutlak kayıp olan bu yarışlardan azade olarak ömrünün güz mevsimini değerli bir lütuf, yüce bir ihsan olarak gören, içsel yolculuğunu dışarıya aktarabilmek için verili imkânı değerlendirmenin en güzel ziynet olduğunun şuuruna ermiş ve bunu engin bir tecrübeye dönüştürmüş şahsiyetlere ziyadesiyle muhtacız.

Aklı ve ruhu olgunlaşmış bir insan, tıpkı mevsimler gibi yaşamsal dönemlerimizin de birer ayet olduğunu ve vakte uygun hayat sürmenin bir erdem olduğunu bilmeli. Vakıayı melankoliye çevirmekten ziyade dünün heyecanları ile yarının korkusunu bir potada eritip harmanlayarak umuda çevirmeli. Hazanda hasadını yaptığı amellerin birikimini zenginliğe dönüştürüp yekdiğeri ile paylaşmalı ve heybesine kattığı hazinesini yazbaharındaki gönül coğrafyalarına ekmelidir… Olur ki çabası nakıs kalsa ne gam! Şu gerçeği hatırlaması yeter: "Bil ki Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı. Senin için gelecek geçmişten hayırlı olacaktır…" (Duhâ 93/3-4)

Vesselam…

YAZIYA YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Yazılar
NİMET ORBAY Arşivi