
"Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz..."
(Allah buyurdu:) "Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiçbir adaş kılmamışız." (Meryem / 7)
يَا زَكَرِيَّٓا اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍۨ اسْمُهُ يَحْيٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِيًّا ﴿٧﴾
7- (Allah buyurdu:) "Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiçbir adaş kılmamışız."
Görülüyor ki, yüce Allah, bu sevgili kuluna yücelikler aleminden sesleniyor; “Ya Zekeriyya” diye. Ona hemen müjdeyi veriyor; “sana bir oğlun müjdesini veriyoruz.” Onu engin rahmeti ile çepeçevre kuşattığının açık bir belirtisi olarak müjdesini verdiği bu oğlunun adını da kendisi koyuyor; “O’nun adı Yahya’dır.” “Bu adı, daha önce hiç kimseye vermemiştik.”
Bu bir ilahi kerem yağmurudur. Yüce Allah, bu kerem yağmurunu sevgili kulu Hz. Zekeriyya üzerine sağanak halinde yağdırıyor. Çünkü O, Rabb’ine yanık yürekle dua etmiş, sessiz bir dille yalvarmış, korkusunu açıklamış ve arzusunu dile getirmişti. Çünkü onu, Rabbine dua etmeye sevkeden faktör, ölümünden sonra yerine geçecek olan yakınlarından yana beslediği endişe idi. Yerine geçecek olan yakınlarının onun inanç mirasına gerektiği gibi sahip çıkmayacaklarından, malının kullanımının ve yakınlarının gözetimini yüce Allah’ın rızasına uygun biçimde yürütemeyeceklerinden korkuyordu. Yüce Allah, onun bu yoldaki niyetini bildiği için ona rahmetini yağdırmış, dilediğini yerine getirerek onu memnun etmişti
FİZİLALİL KUR’AN
Yahya diri demektir. Yahya hayat sahibi demektir. Neden böyle bir ismi vermişti Rabbimiz ona? Son derece yaşlı bir babadan, yine onun gibi çok yaşlı, çocuk doğuramayacak kadar ihtiyar ve üstelik de kısır bir anadan dünyaya gelecek bir diriydi. Yahya ile olmazı olduruyordu Rabbimiz. Tıpkı daha önce atamız İbrahim (a.s)’a ve hanımı, annemiz Sara’ya çok ihtiyar hallerinde İshak (a.s)’ı lütfedip olmazı oldurduğu gibi.
Rabbimiz kendisine dua dua yalvaran elçisi Zekeriya’ya bir oğul müjdeliyordu ki bu oğulun adını da bizzat Rabbimiz kendisi koyuyordu. Yahya, yâni hayat sahibi, dirilik sahibi bir evlât. Yahya (a.s) nın hayatı, dünyaya gelişi dirilik olduğu gibi vefatı da dirilikti. Genç yaşında, babasından evvel şehadeti yudumlaması sebebiyle vefatı da dirilik olacaktı. Genç yaşında oğlunun Allah yolunda şehadetini gören yaşlı baba da Onun arkasından şehadet şerbetini içecek, O da ölümsüzlük makamına, dirilik makamına erişecek, baba oğul, iki kutlu elçi ebedîyen dirilik özellikleriyle cennete kanat açarlarken, peygamberler kanına girenler, müşrik Roma ve onlarla işbirliği eden Yahudi toplumu da kıyâmete kadar horluk, hakirlik damgasını yiyecek ve cehennemi boylayacaktı.
Evet Allah’ın bu iki kutlu elçileri kıyâmete kadar tüm müminlerin dilinde, gönlünde diriliğini muhafaza ederlerken, sadece onların kanına değil, yüzlercesinin kanına giren bu lânetlik toplum, Allah’ın arzında Allah’ın elçilerine hayat hakkı tanımayan, şu anda da yeryüzünde Allah’a inanan müminlere hayat hakkı tanımamaya çalışan bu lânetlik toplum, daha sonra Îsâ (a.s)’a karşı, daha sonra Muhammed (a.s)’a karşı da aynı şeyi yapmaya çalışan bu lânetlik toplum yeryüzünde en büyük zulmü, en büyük cinâyeti işlediler. Günümüzde de bu lanetli kavim zülümlerine devam etmektedirler.
BASAİRUL KUR’AN




HABERE YORUM KAT