1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Epstein dosyası Yahudi İngiliz medeniyetinin kök hücre çürümesidir
Epstein dosyası Yahudi İngiliz medeniyetinin kök hücre çürümesidir

Epstein dosyası Yahudi İngiliz medeniyetinin kök hücre çürümesidir

İhsan Aktaş Epstein dosyasının Batı liberal hegemonyasının normatif üstünlük iddiasını zedeleyen yapısal bir meşruiyet krizini görünür kıldığını ifade ediyor.

24 Şubat 2026 Salı 17:31A+A-

İhsan Aktaş/Yeni Şafak

Epstein dosyası Yahudi İngiliz medeniyetinin kök hücre çürümesidir

Jeffrey Epstein vakası, münferit bir kriminal sapkınlık hadisesi değildir. Bu dosya, modern liberal hegemonyanın yapısal çelişkilerini açığa çıkaran bir travmadır. Olayın kendisinden ziyade, o olayın hangi güç ağları içinde, hangi koruma mekanizmaları sayesinde ve hangi suskunluk duvarları arkasında yıllarca sürdürülebildiği önemlidir.

Son iki yüzyılda Batı medeniyeti, yalnızca askeri ve ekonomik üstünlük kurmadı; aynı zamanda normatif üstünlük iddiasında bulundu. Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve bireysel özgürlükler, bu medeniyetin evrensel değerler repertuvarı olarak sunuldu. Bu değerlerin iç siyasette kurumsallaştığı da inkâr edilemez. Ne var ki uluslararası düzlemde aynı normların seçici biçimde uygulanması, liberal düzenin başından beri taşıdığı çifte standardı görünür kıldı.

Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramını hatırlayalım: Hegemonya yalnızca zorla değil, rıza üretimiyle kurulur. Batı düzeni, rızayı norm üretimi üzerinden inşa etti. Ancak rıza üretiminin sürdürülebilmesi için norm ile pratik arasındaki mesafenin makul olması gerekir. Epstein dosyası tam da bu mesafenin artık makul sınırları aştığını gösteriyor.

Bu vakada dikkat çekici olan husus, siyaset, finans, akademi ve medya elitlerinin aynı gayrı resmî ağlarda kesişebilmesidir. Bu durum, modern devlet teorisinin varsaydığı kurumsal şeffaflıkla bağdaşmamaktadır. C. Wright Mills’in “iktidar seçkinleri” kavramı bugün her zamankinden daha günceldir: İktidar, anayasal metinlerde değil; ağlarda, karşılıklı bağımlılık ilişkilerinde ve kirli sırların dolaşımında yoğunlaşmaktadır.

Burada mesele bireysel ahlaksızlık değildir. Mesele, güç yoğunlaşmasının denetlenemez hale gelmesidir.

7 Ekim sonrası Gazze’de yaşananlar ve Batı başkentlerinin verdiği tepkiler, liberal normatif söylemin jeopolitik çıkar karşısında nasıl geri çekildiğini de gösterdi. İnsan hakları evrensel bir ilke olmaktan ziyade stratejik bir enstrümana dönüştüğünde, hegemonik düzen ahlaki meşruiyetini kaybeder. Kamuoylarının tepkisi ile devletlerin politikaları arasındaki uçurum büyüdükçe, sistemin rıza üretme kapasitesi zayıflar.

Epstein dosyası, liberal düzenin elit katmanında bir çürüme olduğunu düşündürüyor. Çürüme kavramını bilinçli kullanıyorum. Çünkü burada söz konusu olan, hukuki bir boşluk değil; etik bir aşınmadır. Eğer en üst düzey siyasetçiler ve finans çevreleri, en ağır suç isnatlarının gölgesinde dahi uzun süre dokunulmaz kalabiliyorsa, bu durum sistemin kendini koruma refleksinin adalet ilkesinin önüne geçtiğini gösterir.

Bu noktada iki ihtimal vardır: Ya liberal düzen kendi iç denetim mekanizmalarını radikal biçimde güçlendirecek ve elit düzeyde hesap verebilirliği tesis edecektir; ya da norm üretme kapasitesini kalıcı biçimde yitirecektir. İkinci ihtimal, küresel ölçekte alternatif güç merkezlerinin “ahlaki üstünlük” iddiasıyla sahneye çıkmasına zemin hazırlayacaktır.

Keskin bir tespit yapmak gerekirse: Bugün Batı’nın krizi askeri ya da ekonomik değildir; meşruiyet krizidir. Meşruiyet kaybı, tankla ya da teknolojiyle telafi edilemez. Çünkü medeniyetler güçle değil, anlamla ayakta kalır.

Eğer hukuk yalnızca sıradan vatandaş için işliyorsa, elitler için değilse; eğer insan hakları jeopolitik çıkarla sınırlanıyorsa; eğer medya, güç ağlarıyla simbiyotik bir ilişki içindeyse; o zaman ortada liberal bir düzen değil, liberal retorikle örtülmüş bir oligarşik yapı vardır.

Epstein vakası bu oligarşik yapının perdesini aralayan bir andır. Bu andan sonra iki şey mümkün: Ya sistem kendini arındıracak, ya da tarihsel üstünlük iddiası yerini derin bir güven erozyonuna bırakacaktır.

Soruyu daha da sertleştirelim:

Evrensel değer söylemi, gerçekten evrensel midir; yoksa küresel güç dağılımının ideolojik kılıfı mıdır?

Bu soruya verilecek cevap, yalnızca Batı’nın değil, modern dünya düzeninin geleceğini belirleyecektir.

HABERE YORUM KAT