
Devrim sonrası Şam’ın manevi uyanışı
Yasin Aktay, Şam’da gözlemlediği kapsayıcı dini atmosferin Suriye ve İslam dünyası için yeni bir birlik ve hizmet paradigmasına işaret ettiğini söylüyor.
Yasin Aktay / Yeni Şafak
Anlayışın ve itidalin başkenti, yeniden: Şam Emevî Camii’nde bir Cuma namazı ve müjdeler
Şam’a devrimden sonraki dördüncü gelişim ama Emevi Camii’ni defalarca ziyaret edip namaz kıldığım halde ilk kez bir Cuma namazını kılmak nasip oldu. Bu sefer bunu özellikle istedim. Doğrusu “Emevi Camii’nde Cuma Namazı kılma”ya çok da özel bir anlam atfettiğimden değil. Yıllarca Şii gösterilerin altında tarihi ve manevi havasından koparılmış olan bu caminin cemaati toplayan, toparlayan, bütün insanlığa birleştirici, kuşatıcı yanıyla hitap eden birçok sembolik yoğunluğuyla asli hüviyetine dönmüş olması çok önemli. İçinde İslam’ın bütün mezheplerinin ayrı mihrapları, köşeleri bulunan camide Hz. Yahya’nın makamı ve hatta eski Roma’dan izler silinmemiş, ziyaretçilere kendilerini tarihin derinliklerinden çıkıp gelerek seslenebiliyor.
Kadınlar için bizim camilerimizden bile çok daha geniş ve rahat girip çıkabilecekleri yerler ayrılmış, üstelik bu yer arka saflarda olsa da bir perdeyle veya duvarla caminin geri kalanından ayrışmamış.
HACI HACIYI MEKKE’DE… ŞAM’DA: TESADÜFLERİN RAHMETİ
Cuma namazı vakti cami beklendiği gibi tıka basa dolu. Görevlilerin ikramıyla en ön safta, imamın hemen arkasında yerimizi buluyoruz. Orada Şam Büyükelçimiz değerli kardeşim Nuh Yılmaz’la tesadüfen yan yana geliyoruz. Planlanmamış bir buluşma, “hacı hacıyı Mekke’de…” diye de şakalaşarak hutbeyi dinlemeye oturuyoruz. Aslında iki gün önce kendisini ziyaret etmiş, Suriye, bölgedeki gelişmeler ve genel olarak Türkiye-Suriye siyaseti üzerine beyin fırtınası tadında çok verimli bir sohbet etmiştik. ODTÜ Sosyoloji’den, tezkire’den gelen ortak yanımız var. Kendisinin bürokrasiden ve Dışişlerinden gelen çok değerli tecrübeleriyle ortaya koyduğu vizyon çok değerliydi ve Suriye-Türkiye ilişkilerinin bu kavşak noktasında çok değerli işlere imza atacağını gösteriyor.
KAYIP GÖZLERLE OKUNAN HUTBE: ÖZGÜR SURİYE’NİN RAMAZAN EŞİĞİ
Hutbeyi bu hafta Şam’ı ziyaret etmekte olan Halep Emevi Camii’nin imamı İbrahim Şaşo okuyor. İki gözü Esed bombardımanları esnasında görme yetisini kaybetmiş. Yaklaşan Ramazan’ın anlamıyla başladı ve bilhassa özgürleşen Suriye dolayısıyla Allah’ın bu millete yaşattığı imtihanın anlamını, bu milleti daha büyük görevlere hazırladığını anlatarak bu nimete şükretmeye davet etti. Bu nimet için büyük bedeller ödeyen şehitlere ve halen sığınmacı kamplarında, çadırlarda yine büyük bedeller ödemekte olan Suriyeli kardeşlerinin durumunun farkında olmaya ve onlar için dua etmeye ve Suriye’nin gelişmesi için daha fazla çalışmaya da davet etti.
MÜEZZİNLERİN KASİDELERİ: GELENEĞE DOKUNMAYAN BİR YENİLENME
Namazdan sonra İmam ve müezzinlerle, namaza katılan Suriye devlet erkanından insanlarla birlikte sohbet etmek üzere Emevi Camii girişinin solunda bulunan teşrifat salonuna geçtik. Orada özel kıyafetleriyle müezzinlerin muhteşem sesleri, disiplinli makamlarıyla okudukları kasideleri beraber dinlerken aklımıza selefi mantıkla bunların bidat sayılabileceği ihtimali geldi, sormadan duramadık tabi. Daha ilk günden itibaren bu ihtimal herkesin aklına gelmiş ve Ahmet el-Şara yönetimine arz edilmiş konu. Bütün beklentilerin aksine Şara ve arkadaşları bunun İslam’ın asırlara sari geleneksel yapısının bir ürünü ve yaşanan İslam’a tat ve renk veren bir uygulama olduğunu ve buna dokunulmayacağını söylemiş. Elbette kendi anladıkları gibi Kur’an’a, Sünnete vurguların artırılmasından vazgeçmeksizin. Sadece bu jesti yakalayabilmek için bu ortamda bulunmaya değerdi doğrusu.
ŞAM’IN İNCELİĞİ: REJİMİN İSTİSMARINDAN ŞEHRİN İHYASINA
O anda aklıma devrimden hemen sonra Şam’a varıp Şara ile görüştüğümde söyledikleri geldi. O zaman da Şara ve arkadaşlarının bilinen kökenleri dolayısıyla sekter bir İslami anlayışı başkalarına dayatma ihtimalinden endişe duyanları sormuştum. Bunu da aslında yine kendisinin konuşmalarındaki kucaklayıcı ve ılımlı yaklaşımlara gönderme yaparak sormuştum “Amacınızın toplum maslahatı olduğunu ve genel olarak ahlak ve merhameti öncelediğinizden bahsettiniz. Bu da bir İslami yorum biçimi kuşkusuz. Temsil ettiğiniz bu çizgiye Şam İslam’ı diyenler var? Neden? Çünkü Şam’ın yerel bir tarihi izi var. Siz Şamlısınız, tüm bu çemberde iki parantez içinde Şam’ın İslam yorumunuza veya tarzınıza etkisi olduğunu söyleyebilir misiniz?” diye sormuştum. O da bu soruya şöyle cevap vermişti:
“Bu ifade Şam’da İslam’ın çok güçlü olduğunu söylemek için doğruydu. Evet ben Şam'ın camilerinde büyüdüm ve Şam'daki bazı şeyhlerden eğitim aldım. Aklımda aynı fikirle Şam'dan çıktım. Suriye'de adaletin ve merhametin yayıldığı bir aşamaya nasıl gelebiliriz? Elbette, sosyal ve tarihi çevre, içinde yaşayan ve eğitim görenler üzerinde etkilidir. Şam ortamı barışçıl çok sevecen ve duygusal bir ortamdır. İşte rejim Şamlıların bu nezaketinden ve iyi niyetinden yararlandı ve Şam’a hiç yatırım yapmadı. Evet, rejim Şam'a hakkını vermedi ve onu gözetip kollamadı, aksine onu aşağıladı ve küçük düşürdü, itibarını zedeledi, büyük bir Captagon fabrikasına çevirdi, hapishanelerini işkence mezbahalarına çevirdi. Ben, Şam'ın her türlü iyiliği hak ettiğini ve çok büyük bir yol gösterici olarak geri dönmesi gerektiğini, örnek alınacak bir kalkınma başkenti olarak inşa edileceğini söylüyorum.”
ŞAM’DAN DÜNYAYA: MEZHEPÇİLİĞE KARŞI HİZMET SİYASETİ
Şam için bugünlerde altı çizilmesi gereken en önemli özelliklerden biri bence İbn Teymiye ile İbn Arabi’nin mezarlarını barındırıyor olması.
Bu arada Şam’da iki gün önce 1500 İslam aliminin katıldığı bir "İslami Söylem Birliği" konferansı düzenlendi. Vakıflar Bakanlığının düzenlediği ve Ahmet el-Şara’nın da katıldığı bu konferansta verilen mesajlar tam da Şam’ın vaat ettiği bu role talip ve hazır olduğunu gösterdi. Şara’nın açılış konuşmasında söylediği şu sözler mesela "Yüzyıllardır süren fikri tartışmalara girecek lüksümüz yok. Önceliklerimize odaklanmalıyız. Topluma rehberlik etme görevini hatipler, okullar ve medya ile birlikte paylaşıyoruz".
Çağdaş İslami siyaseti yolundan alıkoyan en önemli ideolojik ve zihniyet engellerinin ne kadar farkında olduğunu ve onları aşmaya ne kadar hazır olduğunu gösteren sözler bunlar. Şimdiye kadar İslami siyaset adına yürütülmüş birçok tartışmanın üstüne bir perde çekip yeni bir paradigmaya açılmaya davet ediyor. Gerçekten Kerbela’da olanlar olmuş, Emeviler zamanında ne olmuşsa olmuş, Ashab-i Kiram arasında ne yaşanmışsa yaşanmış bunların davalarını bugüne taşımanın anlamı ne?
Suriye Vakıflar Bakanı Muhammed Ebu Hayır Şükri de konuşmasında, Suriye'deki camilerin ahlaki değerlerin ve itidal anlayışının rehberi olması için stratejik planlar hazırlandığını söyledi.
Şükri, bu hedefe kapsayıcı ve mutedil bir dini söylemle ulaşmayı amaçladıklarını ifade ederek, "Toplumsal yakınlığı ve sevgiyi pekiştiren, kışkırtıcı nefret söylemi, fitne, mezhepçilik ve ayrımcılığı reddeden bir dil benimsiyoruz" dedi.
Şam’dan yükselen yeni siyasi bilinç sadece Suriye’yi aydınlatmıyor, öyle bir iddiası veya talebi yoksa da bütün dünya Müslümanları için yeni ve esinleyici bir tecrübeyi de müjdeliyor.
MÜBAREK RAMAZAN AYININ ARİFESİNDE bu müjde payidar olsun, hayırlara vesile olsun. Ramazanımız bol Kur’an’lı, bol taatli, ibadetli olsun, Allah’ın rahmet ve merhameti üzerinize olsun.



HABERE YORUM KAT