1. HABERLER

  2. İSLAM

  3. KUR'AN

  4. "Böylece Seni çok tesbih edelim ve seni çok zikredelim."
"Böylece Seni çok tesbih edelim ve seni çok zikredelim."

"Böylece Seni çok tesbih edelim ve seni çok zikredelim."

"Böylece seni çok tesbih edelim. Ve seni çok zikredelim. Hiç şüphesiz sen, bizi görmektesin.” (Allah) Dedi ki: "Ey Musa İstediğin sana verilmiştir." (Taha: 33-36)

26 Mart 2026 Perşembe 06:44A+A-

tahat33-36.jpg

"Böylece seni çok tesbih edelim. Ve seni çok zikredelim. Hiç şüphesiz sen, bizi görmektesin.” (Allah) Dedi ki: "Ey Musa İstediğin sana verilmiştir." (Taha: 33-36)

Görüldüğü gibi Hz. Musa, yüce Allah’a bütün ihtiyaçlarını dile getirdi, zayıflığını açıkça belirtti, Rabbi’nden yardım, destek, kolaylık ve sıkı ilgi istedi. Yüce Rabbin onun yakarışlarını işitiyordu. Zayıf ve yetersiz halı ile huzurundaydı. Ona seslenmiş ve kendisi ile söyleşmişti. Nitekim bu kerem sahibi, üstün bağışlayıcı sevgili konuğunu mahçup etmiyor, elini boş döndürmüyor, tersine hiç vakit geçirmeden bütün dileklerini kabul ediyordu.

İşte bu iş bu kadar. Bir kerede ve tek sözle her şey çözüme bağlanıyor. Özet niteliğinde, ayrıntıya girmeyi gereksiz kılan bir sözdür bu. Üstelik anında uygulamaya dökülen, vaad ve erteleme niteliğinde olmayan bir söz. “İstediğin her şey sana verilmiştir. Fiilen verilmiştir” deniyor. Yoksa “verilir” ya da “verilecek” denmiyor. Bu söz kesin uygulamaya dönük oluşu yanında sevecenlik, onurlandırma ve yakınlık da ifade ediyor. Çünkü yüce Allah, ona adı ile sesleniyor, “Ya Musa” diyor. Şanı yüce Allah’ın, kullarından birine adı ile hitap etmesinden daha büyük onurlandırma, daha büyük şeref düşünülebilir mi?

Hemen belirtelim ki, bütün bunları doğrudan doğruya görevini göğüsleyebilmek için istememişti. Bu dilekleri seslendirirken güttüğü asıl amaç, kendisi ve kardeşi için bu imkânların yüce Allah’ı sık sık noksanlıklardan tenzih etmenin, O’nu çokça anmanın, O’nun her şeyi gören ve her şeyi bilen ululuğu ile sıkı ilişki içinde olmanın yardımcı faktörleri olmalarıdır.

FİZİLALİL KUR’AN

Râzî, Hz. Musa’nın kardeşi Harun’u (as) istemesindeki asıl amacın dünyevi bir destek değil, ibadetin kemale ermesi olduğunu vurgular:

Cemaatle İbadetin Fazileti: Râzî der ki; "İki kişi tek kişiden, üç kişi de iki kişiden daha hayırlıdır." Hz. Musa, iki kişinin yapacağı tesbih ve zikrin, tek bir kalpten çıkan zikirden daha kuvvetli, daha nurlu ve daha kabule şayan olacağını bildiği için bu talebi yapmıştır.

İnsan Sosyal Bir Varlıktır: Peygamber bile olsa, insanın manevi hallerinde bazen bir "gevşeme" veya "unutup gaflete düşme" ihtimali olabilir. Harun (as) orada bir "uyarıcı" ve "hatırlatıcı" (müzekkir) rolü üstlenecektir.

"Şüphe yok ki Sen bizi hakkıyla görmektesin."

Râzî bu ayeti, Hz. Musa’nın ihlasının ve teslimiyetinin bir nişanesi olarak yorumlar:

Rü'yetullah ve Basîret: Râzî’ye göre bu ifade, "Ya Rabbi, biz bu istekleri sadece Senin rızan için istiyoruz, niyetimizi en iyi Sen bilirsin" demektir.

İhtiyacın Arzı: Allah her şeyi bilmesine rağmen Hz. Musa’nın bunu dile getirmesi, kulun acziyetini itiraf etmesi ve Allah’ın gözetimi altında olmanın verdiği huzuru hissetme arzusudur.

(Allah) buyurdu ki: "Ey Musa! İstediğin sana verildi."

Bu ayet, duanın anında kabul edildiğini gösteren muazzam bir müjdedir. Râzî burada şu inceliklere dikkat çeker:

Allah’ın Lütfu: Allah, Musa’nın (as) taleplerini ("Şerh-i sadr", "dilindeki bağın çözülmesi", "Harun’un vezir yapılması") tek tek saymadan, toplu bir ifadeyle "Hepsi verildi" diyerek ona olan ikramını yüceltmiştir.

Hazırlık Süreci: Râzî, bu kabulün ardından Hz. Musa’nın artık mazereti kalmadığını ve en zorlu görev olan Firavun’a gitme emrinin bu psikolojik ve manevi destekle pekiştirildiğini belirtir.

Râzî bu bölümde özellikle "dilin çözülmesi" (ukdeten min lisânî) meselesinde, bunun bir kekemelikten ziyade, tebliğin en fasih şekilde yapılması arzusu olduğunu savunur.

TEFSİRİ KEBİR

HABERE YORUM KAT