
Eyyub (a.s), Nuh (a.s) un duasına icabet eden Rabbimiz burada da Yunus (a.s) un duasına icabet ettiğini bildiriyor. Var mı Ondan başka dualara icabet eden? Evet Onun duasını da kabul edip, Onu gamdan, kederden kurtardık diyor Rabbimiz.
Bu ve benzeri ayetlerden çıkaracağımız dersler:
1: Rabbimiz, biz kullarına bir peygamberin şahsında tövbe usulü, bir dönüş örneği sunuyor. Bu tövbe örneğinin yanında bir de şu husus anlatılıyor burada. Allah’la savaş içinde bulunan, Allah’a kulluktan kaçan tüm kâfirlere bir uyarıda bulunuyor Rabbimiz burada. Bakın, dikkat edin, Allah’ın en sevgili kulu, Allah’ın kutlu elçisi bile Allah’a isyan edince Allah Onun cezasını verdi. Bir peygamberi bile yaptığı bir eyleminden ötürü böylece cezalandıran Allah sizi bağışlayacak mı? Hayır hayır kesinlikle bilesiniz ki Allah size de ceza verecektir. Bir peygamber yanında sizin ne değeriniz var da? Neyinize güveniyorsunuz?
Ama Şurasını da göz ardı etmeyin ki tövbe edince de Allah Onu affetti. Eğer sizler de şu anda yaptığınız yanlışlardan döner, eğer tövbe ederseniz bilesiniz ki sizleri de aynen Onun gibi affederim deniyor. Kâfirler için böyle denirken, mü’minler için de deniyor ki burada: Ey mü’minler iman ettik diye, müslüman olduk diye sakın şımarmayın! Allah’a, Yapacağınızı yapın, değilse peygamber bile olsanız gözünüzün yaşına bakılmaz, cezaya çarptırılırsınız!
2: Müslümanlığımızı, kulluğumuzu, Allah’a karşı sorumluluklarımızı Allah adına icra etmeye çalışalım. Birilerine rağmen, ya da birilerine binaen hareket etmeyelim. İnsanlar dinlemediler diye, anlamadılar diye hareketlerimizi onlara göre ayarlamaya, tavırlarımızı onlara göre belirlemeye kalkışmayalım. İnsanlar bize ve anlattıklarımıza değer vermediler diye üzülüp kendimizi dağıtmamalıyız. Ya da tam tersi de geçerlidir. Nasıl? İnsanlar bizi dinler ve değer verirler görününce de şımarmayacağız. Tüm hareketlerimizi Allah’a göre ayarlamalıyız.
3: Her konuda, bilhassa müslümanlığın toplum içinde icrası konusunda başkalarını değil kendimizi suçlamasını bileceğiz. Toplumun yaptıklarından toplumu değil kendimizi suçlayacağız. Şeytan gibi suçu Allah’a, ya da başkalarına atmak ve sorumluluktan kolayca kurtulmak yerine; Adem (a.s),Yunus (a.s) gibi suçu kabullenmek zorundayız. O zaman içinde bulunduğumuz bozukluktan kurtulabilmek için çare arayacağız ve Rabbimize yöneleceğiz demektir. O zaman işte âyetlerde gördük, Rabbimiz kendisine yönelip dua dua yalvaranları mutlak sûrette affedecek ve yol gösterecektir, bunu hiç bir zaman unutmayalım.
BASAİRUL KUR’AN
Râzî, bu ayet-i kerimenin tefsirinde öne çıkan temel hususları şu ana başlıklar altında inceler:
1. Duadaki Sır ve "İcâbet" (Duaların Kabulü)
Ayetin ilk kısmında geçen "Biz de onun duasını kabul ettik" beyanı, bir önceki ayette (87. ayet) yer alan Hz. Yûnus’un şu meşhur tesbihatına râcidir:
“Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum.” (Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine’z-zâlimîn)
Râzî, bu duanın niçin kabul gördüğünü edebi ve kelamî olarak şöyle detaylandırır:
Tevhid, Tenzih ve İtirafın Terkibi: Hz. Yûnus duasına doğrudan bir taleple ("Beni buradan kurtar") başlamamıştır. Aksine, önce Tevhid (Lâ ilâhe illâ ente), sonra Allah’ı eksikliklerden Tenzih (Sübhâneke) ve en sonunda kendi nefsine dair bir İtiraf/İstisğfar (İnnî küntü mine'z-zâlimîn) getirmiştir.
Tevazu ve Mahviyet: Kişinin kendi hatasını kabul edip kul olduğunu idrak etmesi, rahmet-i ilâhiyyeyi celbeden en güçlü vesiledir.
2- Ayet-i kerimede geçen "Ğam" kelimesi, Hz. Yûnus'un içinde bulunduğu kat kat karanlıkları ifade eder:
Gece karanlığı,
Denizin derinliklerinin karanlığı,
Balığın karnındaki karanlık.
Râzî, Yûnus'un (a.s.) yaşadığı bu "ğam" halinin hem fiziki bir sıkıntı hem de kavmini izinsiz terk ettiği düşüncesiyle hissettiği manevi bir vicdan azabı ve endişe olduğunu belirtir. Allah, katından bir rahmet ile onu hem o karanlık mekândan hem de ruhundaki mahcubiyet ve kederden çekip çıkarmıştır.
3. Küllî/Genel Bir Kaide: "İşte Biz Müminleri Böyle Kurtarırız"
Râzî'ye göre ayetin en müjdeli ve dikkat çekici kısmı son cümlesidir: "وَكَذٰلِكَ نُنْجِي الْمُؤْمِن۪ينَ"
Râzî, buradaki *"Kaide-i Külliyye"*yi (genel kuralı) şöyle açıklar:
Bu kurtarma vaadi sadece Hz. Yûnus’a veya peygamberlere mahsus değildir. Cümlede geçen "müminler" lafzı umumi (genel) bir ifade olup kıyamete kadar gelecek tüm inananları kapsar.
Bir mümin, Hz. Yûnus gibi çaresiz kaldığında, darlık ve sıkıntı anında aynı ihlasla Allah’a yönelir, tevhid ve istiğfar ile O’nu zikrederse, Allah onu da içinde bulunduğu kederden (ğamdan) çıkaracaktır.
Hadis-i Şerif Desteği: Râzî, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) şu hadis-i şerifine atıfta bulunur: "Zünnûn’un (Yûnus’un) balığın karnındayken yaptığı dua ile dua eden hiçbir müslüman yoktur ki, Allah onun duasını kabul etmiş olmasın."
Özetle Tefsîr-i Kebîr'in Yaklaşımı
Fahreddin er-Râzî’ye göre Enbiyâ Sûresi 88. ayet; çaresizliğin, imkânsızlığın ve en zifiri karanlıkların (balığın karnı dahi olsa) Allah’ın rahmeti karşısında bir ehemmiyetinin olmadığını gösterir. Kurtuluşun anahtarı; samimi bir tevhid, nefsi suçlayıp Allah’ı yüceltme (istiğfar) ve Yüce Yaratıcı'nın rahmetinden ümidi kesmemektir.
TEFSİRİ KEBİR
