Necef’ten Hürmüz’e: İran Devrimi’ni Körfez’in kapılarına kadar getiren kırk yedi yıllık yol

Necef’ten Hürmüz’e: İran Devrimi’ni Körfez’in kapılarına kadar getiren kırk yedi yıllık yol

Necef’ten Hürmüz’e uzanan çizgi nettir ve İran’ın iç liderliği gelişmeye devam ederken Körfez’deki okuyucular bunu göz önünde bulundurmalıdır.

Jasim Al-Azzawi’nin Middle East Monitor’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


16 Mart 2026’da İran topraklarından fırlatılan bir füze Birleşik Arap Emirlikleri’ni vurdu. Bu, uzak bir savaşın tesadüfî bir sonucu değildi. Bu olay, Ocak 1979’da Paris’in bir banliyösünde başlayan bir projenin doruk noktasını oluşturuyordu; o gün Ruhullah Humeyni, İran sınırlarında kalması asla amaçlanmayan bir doktrini de beraberinde taşıyarak Tahran’a giden uçağa binmişti.

Körfez devletlerinin bu yıl neden topraklarını İran’ın saldırılarından korumakla meşgul olduklarını ve bölgenin buna tepki olarak neden güvenlik mimarisini yeniden şekillendirdiğini anlamak için, tüm süreci baştan sona izlemek gerekir. Kırk yedi yıl uzun bir süredir. Oysa izlenen yön neredeyse hiç değişmemiştir.

1979: İhraç edilmek için oluşturulmuş bir doktrin

Humeyni, çoğu Irak’ın Necef kentinde geçirdiği 14 yıllık sürgünden döndüğünde, yanında “Velayet-i Fakih” ya da “hukukçunun vesayeti” doktrinini de getirmişti. Bu teori, bir din adamını parlamentonun, cumhurbaşkanlığının ve her türlü sandığın üstünde konumlandırıyordu.

Ancak bu, hiçbir zaman salt iç bir düzenleme olarak sunulmadı. Humeyni, İran devrimini daha geniş kapsamlı bir İslami uyanışın ilk aşaması olarak tanımladı; başka yerlerdeki Şii topluluklarının da bu uyanışa katılmasını bekliyordu.Onun yerine geçtiği Şah, bir demokrat değildi. Muhammed Rıza Pehlevi, muhaliflerini hapse attı ve işkenceye maruz bıraktı. Ancak Şah’ın İran’ı, 1953’teki kamulaştırma anlaşmazlığının ardından yurtdışında tıp ve mühendislik okuyan öğrencileri finanse eden petrol gelirleriyle ayakta duruyordu; işleyen kurumlara ve köklü bölgesel ilişkilere sahipti. Humeyni bu kapasiteyi miras aldı ve yönünü değiştirdi. Yeniden yapılanma yerine devrim, İran’ın başlıca ihracatı haline geldi.

1980’lerden 2015’e: Vekil ağı sıkılaşıyor

Körfez ülkeleri, başlangıçta İran’ın emellerini bir füze tehdidi olarak algılamadı. Bunu bir ağ olarak algıladılar. Tahran, 1982’de Lübnan’da Hizbullah’ın kurulmasına yardım etti. 2003’te ABD’nin Irak’ı işgal etmesinden sonra, orada Şii milisler kurdu ve silahlandırdı. Suriye iç savaşı boyunca Beşar Esed’i destekledi. 2015’ten itibaren Yemen’deki Husi’leri silahlandırarak, Suudi Arabistan’ın güney sınırına doğrudan Tahran’a bağlı bir güç yerleştirdi.

Her adım, Humeyni’nin 1979’da ortaya koyduğu mantığı izliyordu: diplomasi yerine ideolojik vekiller aracılığıyla güç oluşturmak ve Körfez monarşilerini egemen komşular olarak değil, meşru olmayan engeller olarak görmek. Otuz yıl boyunca, 2006’daki 1696 sayılı Karar’dan 2015’teki 2231 sayılı Karar’a kadar İran’la ilgili BM Güvenlik Konseyi kararları neredeyse tamamen nükleer dosyasına odaklandı. Bu sıkı denetimin gölgesinde, İran’ın bölgesel vekil stratejisi büyük ölçüde herhangi bir sonuç doğurmadan genişlemeye devam etti.

2026: Savaş körfez kıyılarına ulaşıyor

28 Şubat 2026’da, ABD ve İsrail’in Tahran’a düzenlediği saldırılarda Dini Lider Ali Hamaney hayatını kaybetti. İran’ın misillemesi İsrail ile sınırlı kalmadı. Birkaç hafta içinde İran füzeleri ve insansız hava araçları Bahreyn, Kuveyt, Katar ve BAE’yi vururken, Tahran da Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini kısıtlamaya yöneldi. 9 Mart’ta İran Uzmanlar Meclisi, Hamaney’in oğlu Mücteba’yı yeni Dini Lider olarak atadı. İlk kamuoyu açıklamasında, Körfez ülkelerini kendi topraklarındaki ABD askeri üslerini kapatmaya çağırdı ve bu üsler var olduğu sürece İran güçlerinin onları hedef almaya devam edeceği uyarısında bulundu.

Bu, İran politikasında bir kopuş değildi. 1979’un mantığının açıkça ortaya konmasıydı. Seçilmemiş bir din adamları kurulu tarafından göreve getirilen ve Körfez’i egemen komşuların bulunduğu bir bölge olarak değil, her zaman çekişmeli bir alan olarak gören bir doktrinin rehberliğinde hareket eden liderlik, nihayetinde bu doktrinin sonuçlarını Körfez şehirlerine yönelik gerçek ateş şeklinde ortaya koydu.

Körfez ülkelerinin tepkisi hızlı ve birleşik oldu. 11 Mart’ta BM Güvenlik Konseyi, İran’ın Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan, BAE ve Ürdün’e yönelik saldırılarını kınayan ve bu ülkelerin meşru müdafaa hakkını teyit eden 2817 sayılı Kararı kabul etti. Bahreyn, kararı Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) adına sundu. Karar, 13’e karşı sıfır oyla kabul edildi ve 135 ortak destekçiyi bir araya getirdi; bu, Körfez diplomasisinin nadiren bu kadar hızlı bir şekilde toplayabildiği bir uluslararası destek ölçeğini temsil ediyordu.

Altı ay sonra: Yüzünü göstermeyen bir lider

Mücteba Hamaney, babasının hayatını kaybettiği saldırılarda yaralandığından beri kamuoyuna çıkmadı. Yönetimini yazılı açıklamalar ve Telegram paylaşımları yoluyla sürdürüyor. Ağustos ayında, Körfez ülkelerine, kendi deyimiyle “gerçek düşmanlarına” karşı birleşmeleri çağrısında bulundu. Bölge, Tahran’ın bayrağı altında birleşmiş olsaydı, dış güçlerin Körfez topraklarını tehdit etmeye cesaret edebilir miydi diye sordu. Mesajında, Körfez devletlerinden İran’ı, sadece beş ay önce şehirlerini vuran füzelerin kaynağı olarak değil, koruyucuları olarak görmelerini istiyor.

Bu, Humeyni’nin 1979’da kullandığı retorik manevranın aynısı: İran’ın devrimci liderliğini bölgesel Müslüman çıkarlarının gerçek sesi olarak sunarken, Körfez hükümetlerini gayrimeşru engeller olarak tasvir etmek. Neredeyse yarım asır sonra, kamuoyuna hiç yüzünü göstermeyen bir Dini Lider hâlâ aynı iddiada bulunuyor.

Körfez ülkeleri şu anda ne inşa ediyor?

Bu yılki en önemli değişiklik askeri alanda olmayabilir. Mimari alanda olabilir. 2817 sayılı Karar’ı çevreleyen diplomatik gelişmeleri takip eden analistler, Körfez ülkelerinin kendi güvenlik çerçevelerini oluşturmaya ve dış garantilere olan bağımlılıklarını azaltmaya yöneldiklerini belirtiyor. Bu, esas olarak ABD üsleri ve ikili savunma anlaşmaları etrafında şekillenen kırk yıllık Körfez güvenlik politikasından bir kopuşu işaret edecektir.

İran’ın yeni Dini Lideri, Körfez ülkelerinin yeniden gözden geçirdiği aynı üslerin kaldırılmasını artık açıkça talep ediyor; ancak bunun nedeni tamamen farklı. Tahran, bu üslerin bölgesel etki alanını kısıtladığı için kaldırılmasını istiyor.

Buna karşılık Körfez başkentleri, bu üslerin ve bunların etrafında şekillenen stratejilerin Şubat ve Mart aylarında şehirlerini koruyup korumadığını sorguluyor. Bunlar aynı sorular değil ve ikincisine verilen yanıtın, Tahran’ın birincisine dayatmaya çalıştığı yanıt olması gerekmez.

Necef’ten Hürmüz’e uzanan çizgi nettir ve İran’ın iç liderliği gelişmeye devam ederken Körfez’deki okuyucular bunu göz önünde bulundurmalıdır. Humeyni’nin 1979’da ülkesine getirdiği doktrin, hiçbir zaman sadece İran’ı yönetmeye yönelik bir iç düzenleme olmadı. Bu, teolojiyle süslenmiş, Körfez devletlerinin egemenliğini müzakere edilebilir bir konu olarak gören bölgesel bir iddiaydı.

Kırk yedi yıl, bir savaş ve bir kalıtsal halefiyetin ardından bu iddia yumuşamamıştır. Sadece yeni ellere geçmiştir. Bu arada Körfez ülkeleri, artık kendi güvenliklerinden kimin sorumlu olması gerektiğini açıkça sorgulamaktadır.

* Jasim Al-Azzawi, MBC, Abu Dhabi TV ve Aljazeera English gibi çeşitli medya kuruluşlarında haber spikeri, program sunucusu ve yönetici yapımcı olarak çalıştı. Önemli çatışmaları haberleştirdi, dünya liderleriyle röportajlar yaptı ve medya dersleri verdi.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir