1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. Bir kavanozdaki iki akrep: Trump ve Netanyahu'nun ittifakı nasıl bir kafese dönüştü?
Bir kavanozdaki iki akrep: Trump ve Netanyahu'nun ittifakı nasıl bir kafese dönüştü?

Bir kavanozdaki iki akrep: Trump ve Netanyahu'nun ittifakı nasıl bir kafese dönüştü?

İbrahim Anlaşmaları'nın “aynı kabuğun içindeki iki bezelye” dönemi sona erdi. Bu savaşın ağır faturası Washington ve Tel Aviv'e ulaştığında, suçlama oyunu muhteşem olacak ve sözlü tartışmalar renkli ve çetrefilli geçecek.

11 Şubat 2026 Çarşamba 18:36A+A-

Jasim Al-Azzawi’nin Middle East Monitor’de yayınlanan yazısını Barış HoyrazHaksöz Haber için tercüme etti.


Bugün Binyamin Netanyahu, Trump'ın yeniden seçilmesinden bu yana yedinci kez Beyaz Saray'da Donald Trump ile bir araya geliyor. Görünüşte bu, eski müttefiklerin yeniden bir araya gelmesi; gerçekte ise çaresiz adamların savaş konseyi. Büyük bir masanın üzerine yayılmış haritaların üzerine eğildiklerinde, atmosfer barut kokusu ve siyasi hesaplamalarla dolu olacak. Ana gündem sadece İran'a karşı bir saldırı değil, kendi miraslarını ve muhtemelen siyasi hayatlarını korumak.

Üst düzey askeri ve ulusal güvenlik yetkilileri, Pers Körfezi'ndeki son gelişmeler hakkında bilgi verecek. “Sonsuz savaşlar”a her zaman şüpheyle yaklaşan Trump, Pentagon'u rahatsız eden aynı keskin sorularla brifingi kesintiye uğratacak gibi görünüyor.

İran rejimi bu sefer gerçekten çökecek mi, yoksa sadece onları kızdırıyor muyuz? Liderliği cerrahi bir müdahaleyle ortadan kaldırabilir miyiz, yoksa başı çok mu derinde?

Netanyahu'nun, önemli hedeflerin imhasına yardımcı olmak için Amerikalılara vermek üzere “hassas askeri ve güvenlik bilgilerini” yanında getirdiği bildiriliyor. Netanyahu, ikinci bir saldırının her iki tarafın da çıkarına olduğuna Trump'ı ikna etmeye kararlı.

2025'teki “Gece Yarısı Çekici Operasyonu”nun gölgesi bu toplantının üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Netanyahu için Haziran savaşı, eleştirenlerini susturacak bir darbe vurmayı başaramadı. Her iki liderin beklediği siyasi kazançlar hiçbir zaman gerçekleşmedi. Trump, ABD'nin “nükleer programlarını yok ettiğini” övünmesine rağmen, Savunma İstihbarat Ajansı'nın (DIA) son değerlendirmesi, B-2 Spirit saldırılarının zenginleştirmeyi yıllarca değil, sadece aylarca geciktirdiğini gösteriyor. Bu sefer, riskler daha yüksek olamazdı: Netanyahu için bu bir ölüm kalım meselesi. Trump şunu bilmek isteyecek:

Abraham Lincoln, isabetli süpersonik füzelerin saldırısından kurtulabilir mi? Çin yapımı YLC-8B 3D uzun menzilli gözetleme radarı, mollalara F-35'lerimizi etkisiz hale getirmek için yeterli uyarı verecek mi?

Jeopolitik gerçeklik, retorikten daha vahimdir. Demokrasileri Savunma Vakfı'ndan Yarbay Jonathan Conricus'un yakın zamanda belirttiği gibi, ABD'nin gerekli kaynakları mevcut olsa da, “taktiksel operasyonel fırsat” daralmıştır. İran artık sadece kalıcı bir bölgesel sorun değil, müthiş, yenilenmiş bir silah cephaneliğine sahip yaralı bir yaratıktır.

Her iki adam da artık tehlikeli, öngörülemez ve yönlendirilmesi zor bir siyasi manzara ile karşı karşıya. Siyasi kaderleri, İran'a karşı bundan sonra ne olacağı konusunda büyük ölçüde iç içe geçmiş durumda; ikisi de “darağacı” korkusuyla birbirlerine sıkı sıkıya bağlılar. Trump için 2026 ara seçimleri, ikinci dönemine ilişkin bir referandum niteliğinde; Cumhuriyetçi Parti Temsilciler Meclisi ve Senato'yu kaybederse, onu hiç terk etmeyen hayalet olan azil süreci intikamla geri dönecek. Haziran ayında 80. yaş gününe yaklaşan ve görev süresi sınırlaması nedeniyle 2028'den sonra siyasi geleceği olmayan Trump, etkisiz bir lider olmanın eşiğinde. Netanyahu'nun durumu ise daha da içgüdüsel. Üç yolsuzluk suçlamasıyla karşı karşıya ve anketlere göre kaybedebileceği bir Kasım seçimi yaklaşıyor. Bibi, yıllarını parmaklıklar arkasında geçirmemek için tam bir zafere ihtiyaç duyuyor.

Trump ve Netanyahu, çökmekte olan bir dağ köprüsünden tam hızda at süren iki binici gibidir. Aniden, yolda geniş bir uçurum açılır. Atlamak için tüm kurnazlıklarını kullanmak zorundadırlar, yoksa aşağıdaki tarihi utanç çukuruna düşeceklerdir.

Klasik bir şovmen olan Trump, iç karışıklıkları “göz kırparak” atlatabileceğini ve görevden alınmaktan kurtulabileceğini düşünüyor. Ancak kelime dağarcığı, azalan popülaritesini gizleyemeyen abartılı ifadelerden ibaret. Konuşmacı olarak Reagan gibi değil, Kennedy gibi de değil; MAGA tabanına, kendisinin “artık savaş olmayacak” diye söz verdiği uzun vadeli bir çatışmayı kabul ettirecek sağlam bir güvenilirliğe sahip değil. İngiliz deneme yazarı Samuel Johnson'ın ünlü sözüyle, “Vatanseverlik, alçakların son sığınağıdır” ve Trump titrek ellerle bu bayrağa uzanıyor.

“Yedi canlı kedi” Netanyahu ise daha tehlikeli bir oyun oynuyor. O, kurtların dünyasında bir tilki. Tel Aviv'in cam kulelerine ve Aşdod limanlarına “füze yağmuru” yağmaya başladığında, efsanevi tatlı dili onu kurtarabilecek mi? IRGC'nin “Khorramshahr-4” füzeleri Arrow-3 savunma sistemini aşarsa veya şans eseri Dimona reaktörünü vurursa, “Samson Seçeneği” onun itibarını kurtaramaz. Yangını kendi evine getirmiş olacak.

Temel ayrılık zaman konusudur. Trump haber döngüleri içinde düşünür. Mollalar ise on yıllar içinde düşünür. Tahran, İran hükümetine sunulan beş zorlu talebi, özellikle de füze üretim tesislerinin sökülmesini reddedecektir. Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi çok net konuştu: “Füze konusu masada değil.” Mollalar, acımasız baskılarıyla kendi halkının çığlıklarına dayanabilirken, Trump, İran Hürmüz Boğazı'nı kapatırsa petrol fiyatlarındaki artışa dayanamaz. Chatham House analistlerinin uyardığı gibi, ABD Beşinci Filosunun varlığına rağmen, İran'ın bir deniz savaşını kazanmasına gerek yok; küresel ekonomiyi felce uğratmak için tek bir tankeri batırmaları yeterli.

İbrahim Anlaşmaları'nın “aynı kabuğun içindeki iki bezelye” dönemi sona erdi. Bu savaşın ağır faturası Washington ve Tel Aviv'e ulaştığında, suçlama oyunu muhteşem olacak ve sözlü tartışmalar renkli ve çetrefilli geçecek. Kendi boynunu kurtarmak için bir ortağını feda etmeye her zaman hazır olan Trump, suçlayıcı silahlarını Netanyahu'ya çevirecek.

Tarih, onların çöküşünün İran'a yeterince sert vurmamaları değil, kaderlerini o kadar sıkı bir şekilde birbirine bağlamaları ve böylece hiçbirinin diğerinin siyasi çekim gücünden kaçamaması olduğunu kaydedecektir. İttifak kurarak kendilerini kurtarmaya çalışan bu iki narsist, karşılıklı yıkımlarının mekanizmasını oluşturmuş olabilirler.

Sonunda, bölgesel çatışma büyüdükçe ve siyasi duvarlar daraldıkça, dünya bu ikilinin son dönüşümüne tanık olacak: aynı kabukta iki bezelye tanesinden, su kaynamaya başladığında birbirlerini sokan iki akrep haline.

 

* Jasim Al-Azzawi, MBC, Abu Dhabi TV ve Aljazeera English gibi birçok medya kuruluşunda haber spikeri, program sunucusu ve yönetici yapımcı olarak çalıştı. Önemli çatışmaları haberleştirdi, dünya liderleriyle röportajlar yaptı ve medya dersleri verdi.

HABERE YORUM KAT