1. HABERLER

  2. KÜLTÜR SANAT

  3. SİNEMA

  4. ‘Bir Başkadır’ Türkiye’nin toplumsal gerçeklerine dönüş çabası mı?
‘Bir Başkadır’ Türkiye’nin toplumsal gerçeklerine dönüş çabası mı?

‘Bir Başkadır’ Türkiye’nin toplumsal gerçeklerine dönüş çabası mı?

Yahya Fırat, tartışmalara sebep olan Bir Başkadır dizisinin ne kadar 'başka' olduğunu Haksöz Haber okuyucuları için tartışıyor.

22 Kasım 2020 Pazar 15:56A+A-

Yahya Fırat / HAKSÖZ HABER

‘Bir Başkadır’ Türkiye’nin toplumsal gerçeklerine dönüş çabası mı?

Gösterime girdiği tarihten bu yana büyük bir beğeni toplayan ve hakkında çok şey yazılan ‘Bir Başkadır’ dizisi, Türkiye’nin toplumsal gerçekleriyle doğrudan yüzleştiği iddiasıyla gündem oldu.

Berkun Oya’nın yazıp yönettiği dizide, oyuncuların performansının yanı sıra dizide değinilen konular tartışma konusu haline geldi.

Peki, ilk günden bu yana herkesin öve öve bitiremediği ve “işte aradığımız buymuş” dediği ‘Bir Başkadır’ dizisi gerçekten iddia edildiği gibi Türkiye’nin toplumsal gerçekleriyle yüzleşme adına toplumun bütün kesimlerini objektif bir şekilde yansıtıyor mu?

Dizide, laik ve seküler bir aile tarafından büyütülen ve muhafazakâr/mütedeyyin kesimle arasına set çekilen “Peri” karakteri ile Anadolu’dan gelmiş ve kentin taşrasında yaşayan “Meryem” karakteri arasındaki yüzleşme net bir şekilde ortaya konuluyor.

Psikolog olan Peri’nin hastası Meryem’le yaptığı seansları eş zamanlı olarak kendi psikiyatristiyle paylaşması, Meryem’e dair gerçek fikirlerini söylemesi ve başörtüsüne yönelik takıntısı laik, Kemalist ve seküler birinin Türkiye’nin sıradan insanına bakışının sosyolojik arka planını yansıtıyor.

Psikiyatristin laik ve seküler olan Peri’nin arkasında, “Takmış kafayı başörtüsüne, halbuki kafasında çuvalla geziyor” ifadesi başörtüsü düşmanlığının absürtlüğünü ortaya koyuyor.

Daha sonra başörtüsüne karşı ön yargısından kurtulmak isteyen Peri’nin çabası görülmesine rağmen yine de bütün başörtülülerin birbirine benzediği algısı gizliden oluşturulmaya çalışılmış.

Türkiye sinemasının alışılagelmiş “sahtekâr imam” imajından bir nebze uzaklaşılan dizide, gizli bir din-bilim çatışması da araya serpiştirilmiş.

whatsapp-image-2020-11-22-at-15-06-24.jpeg

Bütün başörtülülerin okuma yazma bilmemesi, neredeyse hepsinin varoş ve orta kesimden gelmesi Türkiye’nin sosyolojik gerçekliğiyle pek uyuşmuyor açıkçası. Dizi de üniversite okuyan imamın kızının başörtüsünü çıkarması ve muhtemel bir eşcinsel yönelime doğru evrilmesi bilimle din arasındaki uyuşmazlığa işaret ediyor. Dizi, bu anlamda İslam’a yönelik oryantalist tezlere gebe kalmış.

Senaristin bütün kadın karakterleri güçlü ve baskın göstermesine karşın erkekleri cinsel hevesleri peşinde koşan, ailelerine söz geçirmeyen ve tecavüzcü olarak gösteren bir yaklaşımla ele alarak adeta feminist ezberler tekrarlanmış.

Dizinin ana temalarından bir tanesi de Kürt sorunu ya da Türkiye’deki Kürt gerçekliği. “İyi Kürt” ve “kötü Kürt” anlayışının bazen gizli bazen de açıktan izleyiciye yansıtıldığı dizide, köyde iki genç kıza tecavüz eden kişinin göçmen olması ve Doğu şivesiyle konuşması bu kişinin Kürt olduğu algısını oluşturuyor. Bu anlamda milliyetçi perspektifin hafif tonlarda hissedildiğini görmek mümkün.

Şehrin apartmanında yaşayan Kürt bir ailenin biri seküler biri başörtülü iki kız kardeşin ideolojik çatışması göze çarpıyor. İki kadının diyaloglarında devlet baskısı ve köy boşaltmaları mevzusu dile getiriliyor. Devlet şiddeti sonucunda sakat kalan erkek kardeş üzerinden yapılan sistem eleştirisi Kemalizm’i teğet geçiyor.

whatsapp-image-2020-11-17-at-15-36-22-2-16-9-1605617217-880x495.jpeg

Seküler kadının başörtülü ve mevcut hükümeti temsil ettiği anlaşılan ablasına yönelik, “35 sene önce kim bize tekme attıysa sen gidip onların ayaklarının altını öpüyorsun” demesi Kürt sorununun Kemalist ideolojiye dayanan yaklaşık 100 yıllık tarihsel gerçekliğini görmezden gelip sorunu mevcut iktidara bağlama kolaylığı tercih edilmiş.

Türkiye’deki sıradan insanın sinemaya dönüşü ve toplumsal gerçeklerle yüzleşme iddiasını taşıyan ‘Bir Başkadır’ dizisi, laik ve seküler cenahtan birinin yaptığı özeleştiri bakımından dikkate değer. Ancak, ötekinin bakış açısıyla muhafazakâr ve mütedeyyin kesimin sağlıklı bir şekilde sinemaya yansıtılmasını beklemek ise yanılgı olur. Popüler söylemin, post-modernist perspektifin ve liberal özgürlük anlayışın gizliden araya serpiştirildiği dizide, “işte aradığımız şey buymuş” demek pek sağlıklı değil. Bu meselelerin daha gerçekçi ve Bir Başka(dır) açıdan ele alınmaya ihtiyacı var.

 

HABERE YORUM KAT