1. YAZARLAR

  2. ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

  3. Beşer olan Resullerin, hükümde ortaklıkları var mıdır?
ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Beşer olan Resullerin, hükümde ortaklıkları var mıdır?

07 Eylül 2020 Pazartesi 17:02A+A-

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Yüce Allah’a hamd, sevgili Resulüne selam olsun. Geçen yazımızda Resul/Nebi’yi konu edinen yazı serimizin ikincisini yazmıştık. Önceden ifade ettiğimiz gibi, Resulün özelliklerini beşer olmasından kaynaklanan özellikler ve Resul olmasından kaynaklanan özellikler diye ikiye ayırarak izah etmeye çalışıyorduk. Bu serinin üçüncü yazısında ise Resulün beşer olmasından kaynaklanan doğal özelliklerini aktarmaya devam edeceğiz. (Yüce Rabbimizden çabalarımızı kendisine yakınlaşmaya vesile kılmasını niyaz ederiz.)

ğ-)İnsanlar içinden seçilmiş Resuller de, yaratılmış aciz insanlardan oldukları için, yüce Allah’ın mülkte ve hükümranlıkta ortakları değildirler.

Onlar, olağan üstü hiçbir güce sahip olmadıkları gibi, var olmada da, varlıklarını sürdürmede de, Yüce Allah’a mutlak anlamda bağımlı ve muhtaçtırlar. Onlar bu acizlikleri nedeniyle, olağan yolların dışında, hiç kimseye fayda ve zarar vermeye muktedir de değildirler. (Kimsenin gizli durumlarını bilmez, kimsenin gıyabında yaptığı çağrıyı işitmez, farzı muhal işitseler de onlara yardım etmeye güçleri yetmez, kimseyi hidayete ve delalete erdiremez, kimseye Allah’ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal kılamaz, kimsenin en ufak bir günahını bile af affedemez, kimsenin helak veya kurtuluş kararı da onların elinde değildir. Onları üstün kılan tek şey, Allah’ı tanıma ve maksadını anlamada, ona iman etmede, ona itaatte, insanların en başarılıları ve dolayısıyla insanların takva olarak en değerlileri olmalarıdır.

Konuyla ilgili ayetlere bakalım:

“Ve de ki: “Bütün övgüler, çocuk edinmeyen, egemenliğinde ortağı bulunmayan, güçsüzlükten, düşkünlükten ötürü herhangi bir yardıma (ve) yardımcıya ihtiyaç duymayan Allah'a mahsustur.” İşte, O'nu (hep böyle) yücelterek an!”1

“De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı ona aittir. O ne güzel gören ve ne güzel duyandır. Onların O'ndan başka hiçbir dostları yoktur ve O hükmüne kimseyi ortak etmez."2

“Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme. Sen onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de Allah onları kesinlikle bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah'ı ve Peygamberini inkâr etmelerinden dolayıdır. Allah fasıklar topluluğunu doğru yola eriştirmez.”3

“Allah'ı bırakıp tapındığınız her şey gerçekte sizin ve atalarınızın kendi muhayyilenizden çıkardığınız [anlamsız] isimlerden öteye geçmemektedir; çünkü bunlar hakkında hiçbir kanıt indirmemiştir Allah.4 [Neyin doğru, neyin eğri olduğu konusunda] hüküm yalnızca Allah'a aittir. Ve O da kendisinden başkasına kulluk etmemenizi buyuruyor. İşte dosdoğru olan [tek] din budur; ama insanların çoğu bunu bilmez.”5

“Bütün insanlara bir uyarı olsun diye kuluna, hakla bâtılı ayıran kitabı indiren, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan, hiç çocuk edinmeyen, mülkünde ortağı bulunmayan, her şeyi yaratıp ona bir nizam veren ve mukadderatını tayin eden Allah, yüceler yücesidir. (İnkâr edenler), Allah’ı bırakıp hiçbir şey yaratmayan ve zaten kendileri yaratılmış olan, üstelik kendilerine fayda ve zararları dokunmayan, öldürmeye, yaşatmaya ve ölüleri diriltip kabirden çıkarmaya güçleri yetmeyen ilâhlar edindiler.”6

“De ki: "Allah dilemedikçe ben kendime (bile) herhangi bir yarar veya zarar verecek güce sahip değilim.”7

“Böylece İbrahim'in korkusu geçtikten ve kendisine müjde verildikten sonra Lut kavmi hakkında (affedilmeleri için) bizim (elçilerimiz)le tartışmaya başladı. Doğrusu İbrahim çok yumuşak huylu, çok içli ve kendini Allah'a vermiş biriydi. (Elçilerimiz) ona dediler ki: “Ey İbrahim! Bu tartışma işinden vazgeç; çünkü Rabbinin (azap) emri gelmiştir. Onların başlarına geri çevrilmesi mümkün olmayan bir azap gelecektir.”8

Bu konuyla ilgili sahih rivayetlerde, Resulullah(as.)’ın her şeyi yapabilen ve her istediğini yaptırabilen olağan üstü bir varlık olmadığını, sadece bir beşer elçi olduğunu ortaya koymaktadır:

İbni Ömer (r.a); (Allah Resulü, Müşriklerin Uhudta yaptıklarından sonra ) sabah namazının son rekâtında, rükûdan başını kaldırıp “Allah kendisini öven kişinin övgüsünü işitti. Rabbimiz! Övülme yalnız senin hakkındır” dedikten sonra Nebi (as(‘ın: Allah’ım filana, filana, filana lanet et dediğini işitmiştir. Bunun üzerine Allah: “Allah'ın onların tövbelerini kabul etmesine yahut onları cezalandırmasına karar vermek senin işin değildir. [ey Peygamber,] çünkü onlar zalimlerin ta kendileridir.”9 Ayetini nazil buyurdu.10

Adiy b. Hatem (r.a): Adamın birisi Resulullah (s.a.v.)’ın yanında hitabette bulunarak: “Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse muhakkak ki doğru yolu bulmuştur. Kimde onlara isyan ederse şüphe yok ki sapmıştır” dedi. Resulullah (as.): “Sen ne kötü hatipsin, (onları diyerek Allah ve resulünü eşitleme gibi bir ifadeyle değil, Allah ve elçisini birbirinden ayırarak); Kim Allah’a ve resulüne isyan ederse” de.11

Ömer (r.a.), Nebi (as.)’nin:  (Ey insanlar) Hristiyanların ibni Meryem’i batıl üzere methettikleri gibi, siz de beni methetmekte aşırıya gitmeyin. Şüphesiz ben bir kulum. Binaenaleyh bana Allah’ın kulu ve Resulü deyiniz.”12

Ebu Hureyre (r.a)’den, bir gün nebi (as.) aramızda ayağa kalkarak hıyaneti andı. Onu büyüttü, onun halini de büyüttü, sonra şöyle buyurdu: “ sakın sizden birinizi kıyamet günü, boynunda büğürmesi olan bir deve olduğu halde gelerek; “Ya Resulullah! Beni kurtar!” derken, kendimi de, “senin için bir şeye malik değilim, sana tebliğ ettim” diye cevap verirken bulmayayım.”13

Ebu Hureyre (r.a.) : “(Öncelikle) En yakın akrabalarını  (aşiretini) uyar.”14 Ayeti nazil olunca, Nebi (as.) kalktı (Safa tepesinden onlara seslenerek) şöyle buyurdu (özetle): Ey Kureyş cemaati, ey Abdi Menaf oğulları, ey Abbas b. Abdulmutalip, Ey (halam) Safiye sizden Allah’ın azabından bir kısmını olsun savamam. Ey Muhammedin kızı Fatime! Malımdan ne dilersen iste (veririm, fakat) Allah’ın azabından bir parçasını bile senden savamam.”15

h-) Peygamberler ilah değil, beşer olduklarından, İnsanların hidayetinde hiçbir şekilde söz sahibi de değildirler:

Konuyla ilgili ayeti kerimeler:

“ (Ey Muhammed) Gerçek şu ki, sen, sevdiğini hidayete erdiremezsin, ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir; O, hidayete erecek olanları daha iyi bilendir.”16

 “(Ya Muhammed!) Onları doğru yola iletmek sana ait (senin elinde olan bir iş) değildir. Lâkin Allah dilediğini doğru yola iletir. “17

“İman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin? Eğer dileseydik onlara semadan öyle bir mucize indirirdik ki, onun karşısında (mecburen) boyun büker, baş eğerlerdi.”18

“Onlar için ister bağışlanma dile ister dileme. Sen onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de Allah onları kesinlikle bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah'ı ve Peygamberini inkâr etmelerinden dolayıdır. Allah fasıklar topluluğunu doğru yola eriştirmez.”19

“Onlara vadettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) senin ruhunu alsak da senin görevin sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek ise bize aittir.”20

Konuyla ilgili sahih hadis rivayetlerine bakalım:

Enes b. Malik (r.a.)’den rivayete göre şöyle demiştir: Uhud günü Nebi (as.)’ın başı yarıldı da, Resulullah(as.): peygamberlerini yaralayan bir kavim nasıl kurtuluş bulur dedi. Bunun üzerine “Senin elinde (onları cezalandırmak veya affetmek hususunda) bir şey yok. Allah, ya onların tövbesini kabul eder yahut onları zalim bulundukları için azâplandırır. (3/128) mealindeki ayet indi.21

İbni Ömer (r.a); (Allah Resulü, Müşriklerin Uhudta yaptıklarından sonra ) sabah namazının son rekâtında, rükûdan başını kaldırıp “Allah kendisini öven kişinin övgüsünü işitti. Rabbimiz! Övülme yalnız senin hakkındır” dedikten sonra Nebi (as(‘ın: Allah’ım filana, filana, filana lanet et dediğini işitmiştir. Bunun üzerine Allah: “Allah'ın onların tövbelerini kabul etmesine yahut onları cezalandırmasına karar vermek senin işin değildir. [ey Peygamber,] çünkü onlar zalimlerin tâ kendileridir.”22 Ayetini nazil buyurdu.23

Yine sahih kaynaklarda nakledilen rivayetlere göre24 Hz. Peygamber ölmek üzere olan amcası Ebû Talib’i İslâm dinine davet etmiş, ancak Ebû Talip kabul etmemiştir. Bundan dolayı, Hz. Muhammed (as.) son derece üzülmüş ve kederlenmiştir. Bunun üzerine Hz. Peygamber’i hem uyarmak, hem de teselli etmek üzere şu ayet inmiştir : “ (Ey Muhammed) Gerçek şu ki, sen, sevdiğini hidayete erdiremezsin, ancak Allah (kimin hidayete layık olduğunu bilerek), dilediğini hidayete erdirir; O, hidayete erecek olanları daha iyi bilendir.”25

Hz. Muhammedin (Hidayete ermesini çokça istemesine rağmen) amcası Ebu Talibi, Hz. İbrahim’in babasını, Hz. Nuh’un oğlunu, Hz. Lut’un hanımını ve birçok peygamberin de çok sevdikleri akraba ve kavimlerini hidayete erdiremediklerini ve böylesine bir güç ve yetkilerinin de olmadığını, Kur’an açıkça bize haber vermektedir.  Zira peygamber bile olsalar, yine de beşerdirler. Dolayısıyla, insanların, gizli-açık hallerini, ne oranda salih amel işlediklerini, bu amellerinde ne derece samimi olduklarını ve uzun vadede bu salih hallerini sürdürüp sürdüremeyeceklerini bilemezler.

Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) vefat eden değerli sahabesi ve dostu, Osman b. Mazun’un cennetlik olduğunu iddia edenlere kızmış, “Yüce Allah’ın namı hesabına nasıl konuşursunuz?” diyerek onları paylamıştır. Sonra da vallahi Allah’ın Resulü olmama rağmen, onun hakkında hüsnü zan beslemekle beraber, (gaybı bilmediğimden) ben dahi Osman b. Mazun’a nasıl muamele edileceğini bilemiyorum diye buyurmuştur.26 Bu olayda gösteriyor ki, Peygamberler bırakın insanları hidayet erdirme gücüne sahip olmayı, onlar kesin olarak kimin hidayete erdirilip erdirilmediğinin bilgisine bile sahip değildirler.İnsanların hidayet ve delaletlerini takdir, sadece ve sadece (gizli ve açığı bilen, adaletlilerin en adaletlisi, merhamet edenlerin en merhametlisi olan) yüce Allah’a aittir.Bu nedenle,cinlerin en takvalısının, Meleklerin en ulusunun, Peygamberlerin en önde gelenin de, hidayet ve delaleti takdir etmede, toplumlara azabın gelmesi hükmünü vermede,asla hiç bir güç ve yetkileri yoktur.

i-) Aynı şekilde beşer olan Resuller, dinin çerçeve ve hükümlerini belirlemede yüce Allah’ın ortakları değildirler. Dolayısıyla yüce Allah’ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal kılamazlar. Başka bir ifadeyle, varlıktan(melek, cin ve insandan) hiç kimsenin, mutlak anlamda haram ve helal kılma yetkisi yoktur.

Bu nedenle beşer olan Resuller de, herkes gibi kendilerine vahiy edilenlere mutlak anlamda teslim olmak zorundadırlar. Aynı şekilde yeni ortaya çıkan ve kitapta hükmü bulunmayan meselelerde de, vahyin ilkelerini dikkate alarak ve bu ilkelerin çizdiği çerçevelerin dışına çıkmayarak hüküm vermek mecburiyetindedirler.(Diğer yandan, normal insanlardan farklı olarak, Resul oldukları için gözetim altındadırlar ve dinle ilgili hükümlerinde yanıldıklarında düzeltilirler. Bu nedenle Resul boyutları nedeniyle dinle ilgili hükümlerine uyulması zorunludur. Bu hususlardaki farklılıkları Resul boyutlarını açarken inşallah izah edeceğiz.)

Konuyu izah eden bazı ayeti kerimelere bakalım:

“Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan ve Arş’a kurulan, geceyi, kendisini durmadan takip eden gündüze katan, güneşi, ayı ve bütün yıldızları da buyruğuna tabi olarak yaratan Allah’tır. Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı ne yücedir.”27

“Onlara ayetlerimiz apaçık bir şekilde okunduğunda bize kavuşmayı ummayanlar: "Bundan başka bir Kur'an getir veya bunu değiştir" derler. De ki: "Benim onu kendiliğimden değiştirmem söz konusu olamaz. Ben ancak bana vahiy edilene uyuyorum. Ben, Rabbime karşı gelirsem büyük bir günün azabından korkarım."28

“De ki: "Ben elçilerden biri (rolüyle kendiliğimden ortaya çıkmış) türedi (asılsız iddialar sahibi bir kişi) değilim, bana ve size (Allah tarafından) ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, sadece Bana vahiy edilmekte olana uyuyorum ve Ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim“29

“Eğer Peygamber bize atfen bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı, elbette onu bundan dolayı kıskıvrak yakalardık; sonra da onun şah (can) damarını keser atardık. Hiçbiriniz buna engel de olamazdınız.”30

“(Savaşmak için) haram ayların yerini değiştirip sonraya bırakmak, küfrün ileri noktasıdır ki, onunla inkârcılar saptırılır. Allah'ın kutsal saydığı ayların sayısını bozmak ve O'nun haram kıldığını helal kılmak için (haram ayını) bir yıl helal, bir yıl da haram sayarlar. (Böylelikle) Allah'ın haram kıldığını helal kılmış olurlar. Yaptıklarının kötülüğü kendilerine çekici ve süslü gösterilmiştir. Allah inkârcı topluluğu (kötü niyetlerinden dolayı) doğru yola iletmez.”31

“Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez.”32

Konuyla ilgili bazı sahih hadisler bakalım:

Ebu Said el- Hudri (r.a.), (sarımsak yiyip mescide gelenleri görünce) Nebi (as.): “Kim bu habis sebzeden bir şey yerse, mescidimize yaklaşmasın” diye buyurdu. Halk arasında: sarımsak haram kılındı, sarımsak haram kılındı denildi. Bu haber Nebi (as.) ulaşınca, Nebi (as.) (halkı topladı ve onlara) Muhakkak ki ben Allah’ın helal kıldığını haram kılamam. Fakat bu kokusu rahatsız eden bir sebzedir,” buyurdu.33

Yukarıya aldığımız delillerden de anlaşılıyor ki, peygamberlerin mülkte ortaklıkları olmadığı gibi, hükümde de (haşa) yüce Allah’ın ortakları değildirler. Zaten yukarıya aldığımız, “Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız O’na mahsustur.”34 Ayeti, meseleyi açıklıkla ortaya koymaktadır. Ayrıca peygamberler beşer oldukları için ilimleri de, (haşa) yüce Allah gibi, her şeyi kuşatmaya ve her konuda hikmetle hükmetmeye yetmeyeceği açıktır. Nitekim peygamberler, vahiyden önce(bırakın başkasını kurtarmayı,) kendilerini de kurtarmaya güçlerinin yetmemiş ve yaşadıkları toplumun sıkıntı veren girdabından kurtulmak için bir çıkış yolu bulamamışlardır.(Bakınız: 93/7, 26/20, 42/52,53.) Dolayısıyla beşer olan resullerin, mutlak anlamda haram veya helal kılma yetkileri olmadığı gibi, buna güç yetirmelerine imkân verecek mutlak ilim ve hikmete de sahip değildirler. (böylesine yüce bir vasıf ve özelliğe sadece yüce Allah sahiptir.

Bununla birliktebu durum(yukarıda da söylediğimiz gibi.), onların yeni olaylar ve sorunlarla karşılaştıklarında yeni içtihat ve hükümlerde bulunmadığı veya bulunamayacağı anlamına da gelmemektedir. Aksine her müçtehit âlim gibi, Resullerde vahyin ilkeleri ve sınırları içinde kalmak şartıyla içtihat etme hakkına ve hatta sorumluluğuna sahiptir. Ayrıca normal müçtehitlerden farklı olarak, Resul oldukları için gözetim altında tutulurlar ve dinle ilgili hükümlerinde yanıldıklarında da düzeltilirler. Bu nedenle müçtehit âlimlerin içtihatlarına mutlak olarak uymak zorunlu değilken, Resullerin dinle ilgili hükümlerine uymak zorunludur. Bu hususlardaki farklılıkları Resul olmadan kaynaklanan boyutları müzakere ederken, inşallah izah edeceğiz.)

ı-) Vahyin kendilerine indirilmesinden önce, peygamberler, bırakın tüm insanları kurtaracak temel yol ve ilkeleri belirleme gücüne sahip olmayı, kendilerini bile, doğru yola ulaştırma gücüne sahip değildirler.

Bu konuyu açıklıkla ortaya koyan, bir kısım ayeti kerimelere bakalım:

“İşte sana da [ey Muhammed,] kendi buyruğumuz altında hayat veren bir mesaj vahiyettik. [Bu mesaj sana gelmeden önce,] sen vahiy nedir, iman [nedir] bilmezdin: ama [şimdi] bu [mesajı] bir nur yaptık ki onunla kullarımızdan dilediğimizi doğru yola ulaştıralım: şüphesiz sen de [insanları onunla] doğru yola ulaştıracaksın, (Hem de) göklerde ve yerde bulunanların tamamı kendisine ait olan Allah’ın yoluna… (İyi bilin ki) sonunda bütün işler Allah’a döner.”35

“Ve (ey Muhammed! ) seni yol bilmez iken, 'doğru yola yöneltip iletmedi mi?”36

“Mûsâ, “O işi, daha ne yaptığımı bilmez biriyken işledim. Bu yüzden sizden korkup kaçtım; sonra, Rabbim bana ilim ve hikmet verip beni peygamberlerden kıldı. Başıma kaktığın bu nimet, İsrâiloğulları`nı kendine köle yapmandan dolayıdır” dedi.”37

“Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren  (de) O'dur.”38

j-) Resullerde her beşer gibi ilah olmadıkları için, yegâne ilah olan Allah’a iman etmek, emirlerine sımsıkı sarılarak ona itaat etmek, dua ve ibadetlerini de sadece ve sadece yüce Allah’a has kılmakla yükümlüdürler.

Konuyla ilgili ayeti kerimeler:

“Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti. Müminler de (iman ettiler). Onların her biri, Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resullerine iman etti. “O'nun resullerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. İşittik ve itaat ettik ey Rabbimiz, günahlarımızı bağışlamanı dileriz, dönüş sanadır” dediler.”39

“Öyle ise sakın Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun!”40

“De ki: “Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm, hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun ortağı asla yoktur. Ben bununla emredildim. Ve ben, O’na teslim olanların ilkiyim.”41

“Mesih (İsa) da, (Allah'a) en yakın olan melekler de Allah'a kul olmaktan asla çekinmezler. Kim O'na kulluk etmekten kaçınır ve büyüklük taslarsa (bilsin ki hesap günü, Allah) hepsini kendi yanında toplayacaktır”42

“(Ey Muhammed) O halde seninle beraber tövbe edenlerle birlikte emirolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı gitmeyiniz. Çünkü O, yaptıklarınızı çok iyi görendir. Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.“43

“(Yahya, dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) “Ey Yahya, kitaba sımsıkı sarıl” dedik. Biz, ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah’tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.”44

“Sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız? Allah yüceler yücesidir, mutlak hüküm sahibidir. O'ndan başka ilah yoktur. Yüce arşın sahibi O'dur! Artık kim, Allah ile beraber, hakkında hiçbir delili olmayan başka bir ilaha yalvarırsa, onun hesabı Rabbinin katında (ebedî âlemde) görülecektir. Şüphesiz kâfirler kurtulamayacaklardır.”45 “De ki: “Ben (Allah'ın) elçilerinin ilki değilim ve (onlar gibi) ben de, bana ve size ne olacağını bilemem, sadece bana vahyolunana uyarım çünkü ben sadece açık bir uyarıcıyım.”46

“Allah’ın kulu (Muhammed), O’na ibadet etmek için kalktığında cinler nerede ise (Kur’an’ı dinlemek için kalabalıktan) onun etrafında birbirlerine geçiyorlardı. De ki: 'Ben gerçekten, yalnızca Rabbime dua ediyorum ve O'na hiç kimseyi (ve hiç bir şeyi) ortak koşmuyorum. De ki: “Şüphesiz ben, size ne zarar verebilir ne de fayda sağlayabilirim.De ki: 'Muhakkak beni Allah'tan (gelebilecek bir azaba karşı) hiç kimse asla kurtaramaz ve O'nun dışında asla bir sığınak da bulamam.'(Benim görevim,) Yalnızca Allah'tan olanı ve O'nun gönderdiklerini tebliğ etmektir. Kim Allah'a ve O'nun elçisine isyan ederse, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere onun için cehennem ateşi vardır.”47

Konuyla ilgili bazı sahih hadisler bakalım:

Ebu Bürde'den: Ben Eğarr (r.a.)’da işittim. Bu zat Nebi (as.)’in ashabındandı. Kendisi, ibni Ömer ile konuşurken dedi ki: Resullullah (s.a.v.): “ Ey insanlar! Allah’a tevbe ediniz. Çünkü ben günde yüz kere Allah’a tövbe etmekteyim” buyurdular.48

İbni Ömer (r.a.)’den: Nebi (as.)’in dualarından birisi de şu idi: “ Allah’ım! Şüphesiz ben nimetinin yok olmasından, verdiğin afiyetin değişmesinden, ansızın azabının gelmesinden ve her türlü gazabından sana sığınırım.”49

Sözlerimizin sonu Allah’a hamdtır. Rabbimizden bağışlanma diler ve bizleri kendisine yakınlaştırmayan her türlü düşünce, eylem ve niyetten uzak kılmasını niyaz ederiz.

 

Dipnotlar:

1- 17/111.

2- 18/26

3- 9/80.

4- 12/40.

5- 12/40.

6- 25/1—3.

7- 3/179.

8- 11/69---76.

9- 3/128.

10- Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, C.10. S.201.

11- Sahihi Müslim Terceme ve şerhi, C.4. S. 2425. Sönmez Neşriyat.

12- Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, C.9. S.181.

13- Muhtasar Sahih-i Müslim Tercemesi, Hafız Ebu Muhammed El- Münziri, C. 2. S.325. Eser Neşriyat

14- 26/214.

15- Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, C.8. S.219..

16- 28/56

17- 2/272.

18- 26/3,4.

19- 9/80.

20- 13/40.

21- Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, C.10. S.199.

22- 3/128.

23- Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, C.10. S.201.

24- Buhârî, “Tefsîr”, 28/1; Taberî, 91-93; Şevkânî, IV, 174.

25- 28/56

26- Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, C.4. S.293.

27- 7/54.

28- 10/15.

29- 46/9.

30- 69/44---47.

31- 9/37

32- 5/87.

33- Sahihi Müslim Terceme ve şerhi,  C.3. S. 1630. Sönmez Neşriyat.

34- 7/54.

35- 42/52,53.

36- 93/7.

37- 26/20—22.

38- 26/78.

39- 2/285.

40- 26/213.

41- 6/162,163.

42- 4/172.

43- 11/112,113.

44- 19/12—14.

45- 23/115—117.

46- 46/9.

47- 72/19---23.

48- Muhtasar Sahih-i Müslim Tercemesi, Hafız Ebu Muhammed El- Münziri, C. 1 S. 260. Eser Neşriyat.

49- Muhtasar Sahih-i Müslim Tercemesi, Hafız Ebu Muhammed El- Münziri, C. 1 S. 257. Eser Neşriyat.

YAZIYA YORUM KAT

10 Yorum