1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. Amerikalıların İsrail'i öncelikli kılan savaşları finanse etmek için ödediği ek vergi
Amerikalıların İsrail'i öncelikli kılan savaşları finanse etmek için ödediği ek vergi

Amerikalıların İsrail'i öncelikli kılan savaşları finanse etmek için ödediği ek vergi

Dürüst ve açık bir tartışma yerine, Amerikalılara özenle hazırlanmış bir medya anlatısı sunuldu; bu anlatı, en rahatsız edici soruyu, yani neden yüzde 400 daha fazla ödüyorlar sorusunu, tamamen göz ardı ediyordu.

07 Mayıs 2026 Perşembe 10:48A+A-

Jamal Kanj’ın Middle East Monitor’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber için tercüme edilmiştir.


Bir dahaki sefere benzin istasyonuna girdiğinizde, kolu çevirirken pompadaki rakama dikkat edin. Hızla dönen o dolar rakamı sadece benzin fiyatı değildir. Bu tutara, ödemeyi kabul etmediğiniz bir ‘İsrail ek vergisi’ de dâhildir.

2026 yılının Mart ayı başından bu yana, ortalama bir Amerikan hanesi, depoyu doldurmak için bir ay öncesine göre yüzde 50 daha fazla para harcıyor. Trump yönetimi ve İsrail öncelikli ideologları, bu artıştan piyasa güçlerini sorumlu tutarak, bunu uzun vadeli kazanç için kısa vadeli bir acı olarak nitelendirdiler. Söylemedikleri, Washington'da asla söylemelerine izin verilmeyen şey ise, Amerikalıların yarım asırdan fazla bir süredir İsrail petrol ek vergisinin “acısını” yaşadıklarıdır.

Fatura büyümeye devam ediyor, ancak artık sadece mali açıdan değil. ABD, bütçeden daha zor yeniden inşa edilebilecek bir şeyle de bedel ödüyor: dünyadaki ahlaki itibarı.

Bu “acı”nın tarihi, sıkı bir şekilde gizlenen bir sır olarak kaldı ve Amerikan siyasi söyleminde en yasak konularından biri oldu. Yaklaşık elli yıl önce, tam olarak Eylül 1973’te, ham petrol varil başına yaklaşık üç dolardan, yani pompada galon başına 40 sentten daha ucuza işlem görüyordu. Sonra Ekim Savaşı çıktı. Henry Kissinger liderliğindeki Nixon yönetiminin İsrail yanlısı Siyonistleri, o dönemde Amerikan tarihinin en büyük acil askeri hava nakliyesi olan operasyonla Amerikan kaynaklarının tüm gücünü seferber ettiler. Arap petrol üreticisi ülkeler ise, kontrol ettikleri tek kolu, yani petrol üretimini azaltmayı kullanarak karşılık verdiler.

1974 yılının Ocak ayına gelindiğinde ham petrolün varil fiyatı on iki dolara çıkmıştı — bu, dört aydan kısa bir sürede yüzde 400’lük bir artış anlamına geliyordu. Amerikalı sürücüler, şehir blokları boyunca uzanan kuyruklarda bekleyerek kısıtlanmış benzini almak için, Amerikan ekonomisine tek kuruş katkıda bulunmayan bir devlet adına binlerce kilometre uzakta yürütülen bir savaş için hayal bile edemeyecekleri fiyatlar ödüyorlardı.

Dürüst ve açık bir tartışma yerine, Amerikalılara özenle hazırlanmış bir medya anlatısı sunuldu; bu anlatı, en rahatsız edici soruyu, yani neden yüzde 400 daha fazla ödüyorlar sorusunu, tamamen göz ardı ediyordu.

İsrail öncelikli sadıkların yayın kurullarını yönettiği ve Orta Doğu yorumlarının refleksif bir Siyonist prizmadan süzüldüğü Amerikan kurumsal medyası, İsrail merkezli olmayan bakış açılarının ana akım tartışmalara girmesine nadiren izin verir.

Bu nedenle, San Diego Union-Tribune, Los Angeles Times veya The New York Times gibi yayın organlarında böyle bir bakış açısının yer alması olası değildir.

Siyonistlerin yönettiği medya, petrol ambargosunun temel nedenlerini incelemek yerine, alışılmış bir saptırma yoluna başvurdu: halkın önyargılarını istismar ederek hayal kırıklığını başka yöne çevirmek ve Arap karşıtı ırkçılığı körüklemek. Siyasi amaçlı ambargonun bağlamı ortadan kaldırıldı ve İsrail işgali ile Nexon yönetiminin İsrail'e verdiği koşulsuz mali ve diplomatik destek gerçeğinden koparıldı.

Bu olay elli yıl önceydi. Ambargo kaldırıldığında İsrail ek vergisi ortadan kalkmadı. Bu vergi, Amerikan bütçesinin yapısına ve ABD petrol şirketlerinin kâr yapısına yerleşmiş oldu. İsrail için tasarlanmış her savaşta, Washington’un savaşmaya ve finanse etmeye karar verdiği her savaşta, bu İsrail ek vergisi yeniden ortaya çıkıyor.

Uydurma İsrail istihbaratına dayanılarak satılan ve ABD Dışişleri Bakanlığı ile Pentagon'un içindeki İsrail yanlısı sadıkların planladığı Irak işgali, ABD'nin ulusal borcuna sekiz trilyon dolardan fazla bir yük ekledi. Amerikan işçilerinden, okullarından, altyapısından ve gelecek nesillerden söğüşlenen ve Ortadoğu'yu daha istikrarlı değil, daha istikrarsız hale getiren bir savaşın kumlarına dökülen “yasal” bir hırsızlık. Bu savaşı alkışlayan, Washington'un koridorlarında en yoğun lobi faaliyetlerini yürüten, “Kitle İmha Silahları” ile Amerikan liderlerini zorlayan ve/veya kandıran tek hükümet İsrail'di. Ne parasal ne de kanlı bedelini ödeyen tek hükümet İsrail'di.

Şimdi yine aynı noktadayız.

ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşı daha yeni başladı ve Pentagon şimdiden Kongre'ye iki yüz milyar dolar talep ediyor. Bu iki yüz milyar dolar, Amerikalıların sağlık hizmetlerinden, köprü onarımlarından, yüksek öğrenime yönelik mali yardımlardan veya Amerika'nın kalbindeki ruh sağlığı krizlerinin etkilerini gidermek için ayrılan paradan kesilerek finanse edilecek.

ABD’nin egemenlik alanındaki stratejik çıkarlarını ve dünyadaki ahlaki itibarını zedeleyen, İsrail için kurgulanmış bir başka savaşa 200 milyar dolar.

Mali maliyeti bir kenara bırakırsak, ABD, başbakanı Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan yargılanan bir hükümeti savunmak uğruna, her yıl, her savaşta, her veto ile ahlaki konumunu yitirmektedir. Savaş suçlusu olarak suçlanan Binyamin Netanyahu, uluslararası forumlarda Amerikalı diplomatlar tarafından savunuluyor, Donald Trump üzerinde tehlikeli bir güç kullanıyor ve Amerikan askerleri şu anda İran'a karşı bir savaşta onun uğruna canlarını feda ediyor.

Bu “İsrail öncelikli” politikalar, bir zamanlar dünyanın dört bir yanındaki nesillerin hayran olduğu Amerika imajını aşındırdı. Marshall Planı ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nden “bana yorgunlarınızı, fakirlerinizi verin” sözlerine kadar. Milyarlarca insanın gözünde o Amerika, soykırımı silahlandıran ve mümkün kılan, çocuklar açlıktan ölürken ateşkes kararlarını veto eden ve İsrail'in savaşmak zorunda kalmaması için genç erkek ve kadınlarını savaşa gönderen bir ülkeyle yer değiştirmiştir. Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından savaş suçlusu olarak suçlanan bir kişi, bir sonraki savaş girişimini planlamak üzere ABD başkanının yanında eşit bir konuk olarak Durum Odasına kabul edildi. Sonuç: Netanyahu yeni savaşını aldı — ve bedelini Amerikalılar ödedi.

Washington'da bu bir sır değil: “Bibi ne isterse onu alır.” Kongrede, her iki kanattan seçilmiş yetkililer Bibi'yi rekor kıran ayakta alkışlarla karşılıyor ve İsrail için açık çek yazarken birleşiyorlar. Oysa Amerikan çocukları için okul öğle yemeklerinin finansmanı ve vergi mükelleflerinin sağlık sigortası konusunda partizan bir tavır sergiliyorlar. Tüm bunlar olurken, İsrail’in evrensel sağlık hizmetlerini ve ücretsiz üniversitelerini finanse etmek için borç para alıyorlar. Buna karşılık, aynı hakları Amerikan vergi mükelleflerine tanımıyorlar.

İsrail ek vergisi gerçektir. Bunun bir geçmişi ve bir bedeli vardır. Sonuç olarak, Amerikalıların marketlerde ve benzin istasyonlarında hissettikleri şey sadece enflasyon değil, Orta Doğu'da İsrail'in önceliği olan bir başka savaşı finanse eden yeni bir İsrail ek vergisidir.

 

* Jamal Kanj, “Children of Catastrophe: Journey from a Palestinian Refugee Camp to America” (Felaketin Çocukları: Filistin Mülteci Kampından Amerika’ya Yolculuk) ve diğer kitapların yazarıdır. Çeşitli ulusal ve uluslararası yayınlarda Arap dünyasına ilişkin konularda sık sık yazılar yazmaktadır.

HABERE YORUM KAT