1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. Gazze, Keir Starmer’ın siyasi kariyerini sona erdirmesi gereken bir skandaldır
Gazze, Keir Starmer’ın siyasi kariyerini sona erdirmesi gereken bir skandaldır

Gazze, Keir Starmer’ın siyasi kariyerini sona erdirmesi gereken bir skandaldır

​​​​​​​Mandelson olayı sonunda Starmer’ın sonunu getirirse, bu durum onun gerçek ahlaki hesaplaşmasının önünü açabilir – İsrail’in soykırımına verdiği sarsılmaz destek nedeniyle Lahey’de yargılanması.

07 Mayıs 2026 Perşembe 08:20A+A-

Hamza Yusuf’un Middle East Eye’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber için tercüme edilmiştir.


Başbakan Keir Starmer, Peter Mandelson’ın atanmasına ilişkin tartışmalar sürerken, yoğun baskı altında kalmaya ve Downing Street’teki görev süresinin sona erme ihtimaliyle karşı karşıya kalmaya devam ediyor.

Son zamanlarda ortaya çıkan ayrıntılar, Mandelson'ın Birleşik Krallık'ın ABD Büyükelçisi adayı olarak güvenlik incelemesinden geçemediğini, ancak bu kararın, atamayı kesinleştirmek amacıyla Kabine Ofisi'nin baskısı altında Dışişleri Bakanlığı tarafından geçersiz kılındığını gösteriyor.

Salı günü, başbakan, bu konuda Avam Kamarası'nı yanılttığına dair bir soruşturma başlatacak olan parlamento oylamasından kurtuldu. Oylamayı kazanmasına rağmen, güven kaybı devam ediyor ve inceleme de hafifleyeceğe dair hiçbir işaret göstermiyor.

İşçi Partisi milletvekillerinin başbakanın istifası için bir takvim hazırladıklarına dair iddialar var ve İngilizlerin en az yüzde 50'si başbakanın istifa etmesi gerektiğini düşünüyor.

Bu arada, yorumcular olası sonuçlar ve etkiler üzerine bolca yazıp konuşuyorlar.

LBC, Starmer’ın “yargı günü”yle karşı karşıya olduğunu belirtti. Sky News’in siyaset editörü, Starmer’ın “dürüstlüğünün” sorgulanmaya başladığını öne sürdü. Guardian’da yayınlanan bir başyazı, Starmer’ın karar verme yeteneğinin mercek altına alındığını vurguladı.

Gerçek şu ki, her açıdan bakıldığında, başbakan Gazze’de İsrail’in soykırımını koşulsuz olarak destekleyip mümkün kıldığında çoktan kapsamlı bir başarısızlık yaşamıştı.

Bu skandal ortaya çıkmadan çok önce, bu durum tek başına siyasi açıdan sonunu getirmeliydi. Buna karşılık gelen bir vicdan muhasebesinin ve özür taleplerinin olmaması, Westminster’ın standartları ve Fleet Street’in öncelikleri hakkında ağır bir suçlamadır, ancak bunun ciddiyetini azaltmaz.

'İnsan hayvanlar'

11 Ekim 2023'te Keir Starmer, uluslararası hukuku ciddi şekilde ihlal eden İsrail'in Gazze'den elektrik ve suyu kesme hakkını açıkça desteklemek için mikrofon başına geçti. Bu, dönemin İsrail savunma bakanı Yoav Gallant'ın Gazze'ye “topyekün kuşatma” uygulandığını ilan etmesinden sadece birkaç gün sonra gerçekleşti. “Karşımızda insan hayvanlar var ve buna göre hareket edeceğiz,” diyerek görüşlerini açıkça ortaya koydu.

Gallant'ın açıklaması bir istisna değildi. İsrailli yetkililer, Gazze'yi yok etme vizyonlarını özetleyen benzer şekilde sert ve açık sözlü açıklamalar yapmak için sıraya girdi.

Muhalefet lideri olarak Starmer, başından itibaren bölgeye yönelik toplu cezalandırmayı desteklediğini belirtti ve niyetini açıkça ortaya koydu.

Birkaç hafta içinde, soykırım niyetinin, sadece zarar vermek değil, tamamen yok etmek amacıyla hesaplı bir hassasiyetle yürütülen bombardımanlarla birleşeceği anlaşıldı.

Katledilen Filistinlilerin cesetleri birikip durduğu için dondurma kamyonlarında saklanmak zorunda kalınıyordu. Hastaneler işlevini yitiriyordu; ameliyatlar anestezi olmadan yapılıyor ve cerrahi amaçlı antiseptik yerine sirke kullanılıyordu.

Unicef'in Gazze'nin çocuklar için bir mezarlığa dönüştüğünü söylediği gün, Starmer bir konuşma yaparak ateşkesin “doğru bir tutum olmadığını” ve yalnızca insani bir ara vermenin “inandırıcı bir yaklaşım” olduğunu vurguladı.

Sadece birkaç hafta sonra parlamento ateşkes için oylama yaptığında, eski insan hakları avukatı, partisine Westminster'ı Filistinlilere uygulanan toplu cezalandırmanın sona erdirilmesi gerektiğini yeniden teyit etmeye çağıran bir önergeyi desteklememesi talimatını verdi. Bu aşamada 10.000'den fazla Filistinli öldürülmüştü.

Olayların gerçek zamanlı olarak yaşanıyor olması – canlı yayınlanıyor, konut binaları sistematik olarak yerle bir ediliyor, bütün topluluklar yok ediliyor, çocuklar katlediliyor ve toplu etnik temizlik yapılıyordu – pek bir fark yaratmıyor gibi görünüyordu.

Muhalefet lideri olarak tutumlarının pek bir etkisi olmayacağı argümanı da geçerli değil. Endüstriyel ölçekteki bu dehşete, uysal iktidar partisi Muhafazakâr Parti ile birlikte kategorik olarak katılarak, en çok ihtiyaç duyulduğu anda Britanya'da anlamlı ve muhalif bir ses olma fırsatını kaçırdı.

Herhangi bir ahlaki netliğin olmaması ve bu korkunç retorik destek tek başına, daha sonra başbakanlık görevini üstlenmesini engelleyecek kadar büyük bir skandal oluşturmalıydı.

Öyle olmadı. Ve 2024 yılının Temmuz ayında başbakan seçildiğinde, bu tutumunu daha da sertleştirdi: Retorik destek, İsrail’in dinmek bilmeyen zulümlerine yönelik somut ve kayıtsız şartsız bir desteğe dönüştü.

Soykırım eşiği aşıldı

Başından beri İngiltere, Gazze üzerinde yüzlerce gözetleme uçuşu gerçekleştirerek istihbarat topluyor ve bunu İsrail ordusuyla paylaşıyordu. Savunma Bakanlığı'nın resmi açıklaması, bu uçuşların amacının rehine kurtarma operasyonları olduğu yönündeydi, ancak uçuşlar sıklıkla İsrail'in katliamlarıyla aynı zamana denk geldi ve bu da İngiltere'nin Gazze'nin yıkımına yadsınamaz bir şekilde katıldığını gösterdi.

Bu politika Muhafazakâr hükümet döneminde başlamış olsa da, Starmer döneminde de sapma göstermedi. Starmer'ın Downing Street'e girişinden itibaren, casus uçuşları günde birden fazla sıklıkta emrediliyordu.

Bu dönemde, Aralık 2024'te bir İsrail hava saldırısının 30'dan fazla Filistinliyi öldürdüğü gecenin öncesinde, Gazze üzerinde gözetleme yapmak üzere İngiltere tarafından kiralanan bir ABD askeri taşeronu/yüklenicisi, Nuseyrat mülteci kampının üzerinde uçuyordu.

Sadece iki gün önce, başbakan, gözetleme uçuşlarının sıklıkla gerçekleştirildiği Kıbrıs’taki İngiliz üssünü ziyaret ederek askerlere “tüm dünya size güveniyor” dedi ve ardından “yaptıklarınızı dünyaya her zaman açıklayamayız” diye ekledi.

Ve bu, Starmer hükümetinin İsrail’in ölüm makinesini beslemesi konusunda buzdağının sadece görünen kısmı. Hükümet, göreve geldiği ilk birkaç ay içinde, Muhafazakârların önceki üç yılda toplamda yaptığı askeri teçhizat ihracatından daha fazlasını İsrail'e lisansladı.

Bu açıkça tedarik edilemediğinde, gizlice ama kesintisiz olarak gerçekleştirildi. Eylül 2024'te silah lisanslarına getirilen sembolik kısmi yasağa rağmen, İngiltere'nin F-35 savaş uçağı parçaları da dâhil olmak üzere İsrail'e askeri malzeme göndermeye devam ettiği ortaya çıktı.

Durumu daha da kötüleştiren şey, Filistinlilerin uzuvlarını acımasızca parçalayan gözetleme ve silahları sağlamanın yanı sıra, Starmer'ın İsrail'in eylemlerine yönelik her türlü eleştiriyi duygusuz bir kayıtsızlıkla karşılamasıydı.

Kasım 2024'te, bağımsız milletvekili Eyub Khan tarafından parlamentoda soykırım tanımına ve bunun Gazze'ye uygulanıp uygulanmadığına dair sorguya çekildiğinde, Starmer açıkça şöyle yanıt verdi: “Soykırımın tanımını çok iyi biliyorum ve bu yüzden bunu hiçbir zaman soykırım olarak nitelendirmedim.”

Bu noktada, küresel insan hakları topluluğu ve çok sayıda soykırım uzmanı, soykırım eşiğinin çoktan aşıldığı ve İsrail'in Uluslararası Adalet Divanı'nda yargılanmakta olduğu konusunda uzun süredir ortak bir sonuca varmıştı.

Toplantıda, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, kışkırtıcı söylemleri nedeniyle özellikle hedef gösterildi. Gazze’de yaşayan Filistinliler hakkında “Orada sorumlu olan bütün bir ulustur” dedi. “Omurgaları kırılana kadar savaşacağız” diye eklerken, bir yandan da Gazze’ye yağmur gibi yağacak roketleri imzalıyordu.

Bunların hiçbiri Starmer'ın ona kırmızı halı sermesini, elini sıkmasını ve geçen yıl Aralık ayında Downing Street'te düzenlenen resepsiyonla tam meşruiyetini onaylamasını engellemedi.

Filistinlilerin kanıyla ıslanmış eller

Her kritik dönüm noktasında, anın hesap sorulmasını ve acil eylem gerektirdiği zamanlarda, Starmer İsrail'in konumunu güçlendiren yolu seçti. Baskı uygulanması gereken yerlerde, sağlam bir diplomatik koruma sağladı. Kapsamlı bir silah ambargosunun gerekli olduğu yerlerde, o ve üst düzey ekibi İsrail’in cephaneliğini dolu tutmayı tercih etti.

Birleşmiş Milletler Özel Raportörü Francesca Albanese’nin belirttiği gibi: “Birleşik Krallık, uluslararası suçlar işleyen bir devlete yardım ve destek vermeme yönündeki uluslararası hukuk yükümlülüklerini ihlal ediyor.”

Seçkin bir avukat olan Keir Starmer bunu bilmeliydi. Yine de, istisnasız olarak bu çağın en büyük suçunu tereddütsüz bir şekilde desteklemeye devam etti.

Elleri, asla yıkanamayacak ve geçmeyecek Filistinli kanıyla lekelidir ve tarihsel kayıtlar bunu her zaman yansıtacaktır.

Şimdi ise bambaşka bir skandalla karşı karşıya kalan Starmer, mücadeleye devam edip görevini korumaya yemin ediyor – ancak bu, sonuçta yeterli olmayabilir. Yine de bir umut ışığı olabilir: Bu siyasi hesaplaşmayla ne kadar çabuk yüzleşirse, Lahey’de onu bekleyen asıl ahlaki hesaplaşmaya hazırlanmak için o kadar fazla zamanı olur.

 

*Hamza Yusuf, Londra'da yaşayan İngiliz-Filistinli bir yazar ve gazetecidir. Filistin hakkında haber ve röportajlar yapma konusunda uzmanlaşmış olup, çalışmaları Declassified UK, +972 Magazine, Mondoweiss, New Internationalist ve diğer yayınlarda yer almaktadır.

HABERE YORUM KAT