1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Altan Tan ile Kürt Sorunu Üzerine
Altan Tan ile Kürt Sorunu Üzerine

Altan Tan ile Kürt Sorunu Üzerine

Düşünce ve siyaset dünyasının aşina olduğu isimlerden Altan Tan Kürt Sorunu (Timaş Yayınları, 2009) adlı kitabında bir yandan Kürt sorununu tarihi arka planı içinde ele alıyor diğer yandan kalıcı ve gerçekçi çözüm noktasında araçsallaştırılmamış kardeşliğ

25 Ocak 2009 Pazar 01:23A+A-

Türkiye'nin acil çözüm bekleyen sorunlar zincirinin en önemli halkalarından birini kuşkusuz Kürt sorunu oluşturmaktadır. Osmanlı'nın son yıllarından devralınan merkeziyetçi anlayış bir yana bırakıldığında Cumhuriyetle yaşıt olan bu sorunun çözülemeyişinin oluşturduğu sosyal, ekonomik, siyasi ve insani açıdan pek çok kayıp dikkate alındığında, bu sorunun ne denli yakıcı ve derin olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.

Yalnızca son yirmi yıl içinde bölgede yaşanan olayların bilançosu dahi, sorunun yakıcılığını ortaya koymada yeterli bir veri oluşturmaktadır. Gerçekten de bu dönem içinde yaşanan "düşük yoğunluklu savaş" binlerce insanın ölümüne, binlerce köyün yakılıp yıkılmasına; yüz binlerce insanın zorunlu göçe tabi tutulmasına; zorunlu göç mağdurlarının her türlü sosyal güvenceden yoksun bir şekilde büyük kentlerin varoşlarında yaşamaya terk edilmesine; binlerce insanın işkence ve kötü muamele görmesine vb pek çok olumsuzluğun yaşanmasına yol açmıştır. Düşünce ve siyaset dünyasının aşina olduğu isimlerden Altan Tan Kürt Sorunu (Timaş Yayınları, 2009) adlı kitabında bir yandan Kürt sorununu tarihi arka planı içinde ele alıyor diğer yandan kalıcı ve gerçekçi çözüm noktasında araçsallaştırılmamış kardeşliğin gerekliliğine vurgu yapıyor. Altan Tan'la kitabını ve Kürt sorununun çeşitli boyutlarını konuştuk...

 

Kitabınızın hikayesinden başlayalım: Kürt Sorunu kitabınız nasıl oluştu?

Kürt sorunu Türkiye'nin bugün için ayağına dolanan en önemli sorunu. İç ve dış siyaset Kürt sorunu üzerinden manipüle edilmekte. En büyük sorun ise bu konuyla ilgili bilgi kirliliği. Birçoklarına göre Kürt sorunu yeni ve nevzuhur bir sorun. PKK diye bir örgüt son 30 yılda ortaya çıktı. Ve her şey iyi giderken birden ülke karıştı. PKK biterse Kürt sorunu da biter. Öncelikle tamamıyla yanlış bu değerlendirmeyi düzeltmek gerekir. Doğru bir bilgilenme olmadan sorunun dünü ve bu günü iyi anlaşılmadan Kürt sorununu çözmek ve gelecekle ilgili önerilerde bulunmak mümkün değil. Ben bu kitabımda olayları dün, bugün ve yarın ekseninde inceledim.

Kitabınızın alt başlığının "Ya Tam Kardeşlik Ya Hep Birlikte Kölelik" olmasının nedeni nedir?

Tam kardeşlikten kastım, öncelikle Türk siyasetçilerine ve Türk halkına seslenmektir. Eğer Kürtlerin her türlü hakları barış içerisinde ve kardeşçe verilmezse bundan en büyük zararı öncelikle Türkiye görecektir. Kürt sorununu çözemeyen ve Kürtleri tarihte olduğu gibi kardeşçe yanına alamayan bir siyasetin hiçbir şansı yoktur. Türkiye düzelmeden Türkiye ayağa kalkmadan Orta doğuda hiç birşey düzelmez. Biz Türkiye'yi ayağa kaldırmak istiyoruz. Bunu iyi bilenler Türkiye'nin ayaklarına sıkıyorlar.

Kitabınızı Diyarbakır Askeri Cezaevinde öldürülen babanız Bedii Tan'a ithaf etmişsiniz. Biraz babanızdan söz eder misiniz? Babanız niçin katledildi?

Babamla ilgili olayları başta Hasan Cemal olmak üzere birçok yazarın kaleminden ve birçok arkadaşının şahadetiyle kitapta anlattım. Kendi bildiklerimi de ekledim. Burada daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Kitabımı kendiside ilk gençlik yıllarında gazeteci ve yazar olan benim için hayatımdaki en değerli kişi olan babama ithaf ettim. Onunla ilgili övgüleri oğlu olarak benim değil arkadaşların ve tanıyanlarının yapmaları daha doğru olur.

Tarihi bilgilerle güncel kimi olayların iç içe geçmesi kitabınız için bir handikap değil mi?

Hayır! Yukarıda da izah etmeye çalıştığım gibi konuyla ilgili ciddi bir bilgilenme olmadan, Dün iyi bilinmeden bugün ve yarını değerlendirmek mümkün değildir

Sizce Kürt sorunu nasıl tanımlanabilir?

Kürt sorunu özünde bir halkın kimlik sorunu ve insan hakları sorunudur. Lafı fazla uzatıp grup hakları, birey hakları gibi labirentlerde kaybolmamak gerekir. Kısaca demokratikleşme sorunudur.

Türkiye'deki ideolojik grupların Kürt sorununa yaklaşımları nasıldır?

Bireysel anlamda Kürt sorununa olumlu yaklaşan insaf sahibi yüzlerce İslamcı, Liberal, Sosyal Demokrat hatta bazı Türk milliyetçileri de vardır. Kurumsal anlamda yani parti, örgüt, tarikat ve cemaat bazında ise durum felakettir. Birkaç istisna dışında bunların tamamı "Devlet" gibi düşünmektedir. Şu an Derin Devlet kısmen bir değişim içinde olduğundan bunlarında bir kısmı "değişmektedir"

"Kürt siyasal hareketlerinde öteden beri iki ana damar çok etkili olmuştur. Bunlardan biri laik-ulusalcı çizgi, diğeri ise Kürt halkı içinde her zaman ulusalcılıktan çok daha etkili olan, yaygın kabul görmüş ve halen de görmekte olan İslami bir çizgidir" diyorsunuz. Bunun temel nedeni nedir?

Kürt halkı İslam'ın ilk yıllarından beri (Hz. Ömer Dönemi) İslam'a samimiyetle hizmet etmiş diğer bazı Müslüman halklar gibi İslam sayesinde büyük güç edinmek ve "egemenlik kurmak" yerine hizmeti almayı değil daha çok vermeyi esas edinmişlerdir. İslam'ın izzet ve şerefi onlar için büyük oranda yeterli olmuştur. Kürtler içinden binlerce alim yetişmiştir. Toplumsal hayatı belirleyen ana etken İslam'dır.

İslami grup, cemaat ve partilerin büyük bir çoğunluğunun Kürt sorunuyla ilgilenmemelerinin ve soruna en azından 'mesa­feli' durmalarının özündeki sebepler nelerdir?

1.Osmanlı'nın son dönemindeki bölünme ve parçalanma süreci büyük bir bölünme fobisi meydana getirmiştir. Her türlü etnik talep bölünme ile sonuçlanacak korkusu hakim olmuştur.

2.Özellikle 1960'lardan sonra Kürt etnik taleplerini savunan aydınların önemli bir kısmının Sosyalist Marksist olmaları ve İslam dinine karşı hasmane bir tavır içinde olmaları geleneğe savaş açmaları ciddi bir kopuş meydana getirmiştir. ABD'nin Rusya'ya karşı İslam ülkelerindeki Yeşil Kuşak projesi de İslamcıları ciddi şekilde manipüle etmiştir

3.Türkiye'deki İslamcıların bilinçaltları ümmetçilikten ziyade milliyetçiliktir. Kitapta bu konuyla ilgili daha ayrıntılı analizler mevcuttur.

Kitabınızda Mazlumder'in Kürt Sorunuyla ilgili 28-29 Kasım 1992 tarihinde Ankara'da düzenlediği "Kürt Sorunu Formu" ile Özgür-Der tarafından "Kürt Sorunu ve Müslümanlar" başlığı altında 2006 yılında İstanbul'da gerçekleştirilen iki aktiviteyi anmamış olmanız önemli bir eksiklik değil mi?

Konuları özetin özeti şeklinde incelemeye çalışmama rağmen kitap 600 sayfayı geçti Mazlumder'in 1992'deki bu toplantısında sunulan Ali BULAÇ ve Abdurrahman DİLİPAK'ın tebliğleri kitapta var. Mazlumder'de Kürt sorunu ile ilgili ciddi çalışmalar yapmıştır inkar edilemez.

Kürt sorununda çözümsüzlüğün taraf(tar)ları denildiğinde neler söylenebilir?

Kürt sorunu Kürt halkıyla Türkler arasında değil Kürtlerle resmi ideoloji (Rejim) arasında bir sorundur. Kürtlerle Türkler ve diğer bütün halklar kardeştir.

Seküler Kürt ulusçuluğunun İslam öncesi tema ve kişiliklere dönük aşırı ilgisine bakıldığında Kürt ulusçuluğunun Türk ulusçuluğuyla kimi noktalarda örtüştüğü görülmekte. Kürt ve Türk ulusçuluklarının ortak noktaları nelerdir?

Bütün ulusalcılıklar ayrıştırıcı ve özünde çatıştırmacıdır. Mustafa Kemal'in İran şahını, Bââs Partisi'ni ve Mısır'da Cemal Abdünnasır'ın felsefelerini içine Kürt koyarak okuyun, Kürt ulusalcılığı ortaya çıkar

"Kürt ulusalcılığı için 'geç kalmış bir ulusalcılık' denilebilir" diyorsunuz. Niçin?

Ulusalcılık 19. Ve 20. Yüz yılın modasıydı.1789 Fransız İhtilalinden sonra bir burjuva ideolojisi olarak ortaya çıkan ulusalcılığın bugün modası geçti. Dünya globalleşme, küreselleşme ve Avrupa Birliği, Shanghay Beşlisi ve Nafta bölgesel havzaların ortaya çıkması dönemini yaşıyor.

Tanzimat döneminden itibaren Kürt bölgelerine birbiri ardına çıkan isyanlarla yönetim anlayışının merkeziyetçi bir yapıya doğru evrilmesi arasında ilişki kurulabilir mi?

Büyük oranda bu tespit doğrudur.

"Sultan Abdülhamid'in 'İslamcılık' siyasetini uygularken üzerinde en başarılı olduğu halk Müslüman Kürtlerdir" diyorsunuz. Oysa Sultan II. Abdülhamid'in 1892 yılında İstanbul'da açtığı Aşiret Mektebi ve Hamidiye Alayları ile Kürtleri asimile etmeye çalıştığı yönünde yaklaşımlar da var. Bu yaklaşımları nasıl değerlendirirsiniz?

Sultan Abdülhamid Ermeni Rus ve İngilizlere karşı Kürtlere büyük yatırım yaptı. Ancak Kürtlerle ciddi ve kalıcı bir ilişki geliştireceğine daha çok onları kullanma ve 'elde tutma' siyasetini izledi. Ancak bu politika sadece Kürtlere karşı değil tüm sorunlara karşı böyleydi. Hiçbir zaman elindeki ve topyekun Kürtlerle Türklerin 'elindeki' en büyük fırsatları, şansları olan Said-i Nursi ile ciddi bir birlik kuracağına, O'nun Van Gölü kenarında kurmak istediği Arapça, Türkçe ve Kürtçe eğitim yapacak Mısır'daki El-Ezher benzeri bir üniversite kurulmasına destek vereceğine onu da maaş ve mevkilerle 'idare etmeye' çalıştı ve taviz vermeyen Bediüzzama'ı tımarhaneye attırdı. Bugün de AKP ve birçok İslami grup ve cemaatin politikaları da aynı şekildedir. Korucu başlarını ve bazı kişiliksiz şahısları samimi ve kapasiteli Kürtlere tercih etmektedirler.

Diğer yandan kitabınızda Said-i Nursi'nin Kürtlerle ilgili taleplerini Sultan Abdülhamid'e ilettiğini, ancak Sultanın, bu fikre kuşkuyla yaklaşarak Said-i Nursi'yi "tımarhane"ye attırdığını da belirtiyorsunuz. Said-i Nursi Sultan Abdülhamid'ten neler istemişti?

Yukarıda izah ettim. Kitapta önemine binaen en ayrıntılı olarak anlattığım kişi Said'i Nursi'dir.

Osmanlının son yıllarındaki Kürt politikasının Cumhuriyet yılları uygulamalarına etkisi olmuş mudur? Tek parti döneminin Kürtlerle ilgili politikaları ile İttihat Terakki arasında bağ kurulabilir mi?

Tabii ki kurulabilir. İttihat ve Terakki zihniyeti Cumhuriyet döneminde aynen devam etmiştir.

Şeyh Said İsyanı ile ilgili olarak sürekli gündeme getirilen "İngiliz parmağı" meselesine de değiniyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

Tamamıyla yanlış ve yalan ve iddia. Musul-Kerkük Şeyh Said İsyanı'ndan sonra değil ondan üç yıl önce Lozan'da verildi. Rejim Şeyh Said Olayını içeriye Kürtçülük' olarak dışarıya Yurt dışına ise İslami bir ayaklanma olarak takdim etmiştir. Bizzat İsmet Paşa'nın beyanıyla 'İsyanda hiçbir İngiliz parmağına rastlanmamıştır'.Kitapta bununla ilgili belgeler vardır.

Osmanlı'dan beri Türkçe romanlarda "kaba, cahil ve kötü" Kürt imajı üzerinden üretildi "medeni, aydınlanmış ve iyi" Türk kimliği. Bir yandan Türk kültürünün derin köklerinden ve zenginliğinden söz edildi, diğer yandan Anadolu'daki öteki kültürlerde ciddiye alınacak yan bulunmadığı vurgulandı ve kültür siyasal tahakkümün meşruiyet aracı oldu; doğrudan dile getirilmese de, "kültürel zenginlik vurgusunun ardında ırksal üstünlük düşünceleri yatıyordu". Bugün hiç değilse belli kesimlerde terk edildiğini görüyoruz bu milliyetçi düşünce reflekslerinin. Ulusların yerini kültürel farklılıkların dolduracağı bir dünyaya doğru ilerlerken, Anadolu'nun "kültürel mozaiği"nin barındırdığı zenginlikler Türk aydınlarının söylemine de iyice yerleşiyor. Ancak ne anlama geldiğini biliyor muyuz bu zenginliğin?

Bununla da tam olarak ne kastedildiği belli değildir. Hitit, Frigya, Elen, Hurri kültürlerine kadar toleranslı olanlar İslam Kültürü denildiğinde susmaktadır.

Müzik ve edebiyat arasında bir kişilik olarak Dengbej neleri kapsar? Sözlü Kürtçenin sözlü geleneğinde nasıl bir yeri vardır?

Dengbej Kürt Edebiyatı'nın temelidir. Tüm dünya edebiyatında önce kelam (söz), sonra kitap vardır. Kürtlükle ilgili neredeyse her şeyi önce Dengbejler (Ozanlar) tespit edip günümüze aktarmışlardır.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Mehmed Uzun'un romanlarını okuyana kadar, yazılı ya da sözlü Kürt Edebiyatı'nın çok silik bir resmi vardı benim zihnimde. Kitabınızda Mehmed Uzun'dan söz etmiyorsunuz. Neden?

Mehmed Uzun benim de tanıma onuruna sahip olduğum Allah rahmet etsin Kürt Edebiyatı'nın çok önemli bir kişisidir. Kitapta tüm Kürt folklor ve Edebiyatı birkaç sayfada özetlenmeye çalışılmıştır. Tabii ki yeterli değildir. Mehmed Uzun'un adı var ancak daha fazla anlatmak gerekirdi. Sonraki baskılarda inşallah bu eksiklikler telafi edilir umudundayım.

Nubihar dergisi Kürtçe edebiyat açısından ne ifade ediyor?

Nubihar Müslüman Kürtlerin yüz akıdır. Kadim Medeniyetimizin ana damarını her türlü olumsuzluğa rağmen açık tutmaya çalışan sevgili Osman Tunç, Süleyman Çevik, Ali Karadeniz ve Mela Hüseyn'ne ne kadar teşekkür edilse azdır.

Çok yakın zamanlara kadar bir Kürt Edebiyatı olduğu bilinmiyor, üzerine konuşulmuyor ve o dile, o kültüre ait kitaplar basılmıyordu Türkiye'de. TRT 6'nın yayına başlamasının ardından YÖK Başkanı'nın Kürt Dili ve Enstitüsü açılması yönünde çalışma içinde oldukları açıklaması geldi. Bu çabaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Siyaset cambazlarının ve sahte 'mimarların' elinde içi boşaltılmaz ve çirkin politikaya alet edilmezse çok geç kalınmasına rağmen barışa ve sorunun çözümüne hizmet eder. Bugün uydudan yayın yapan 15-16 tane Kürtçe kanal var. Kürtçe kanal'a Kürtlerden ziyade devletin ihtiyacı var. Bugün için işin başında olan benim tanıdığım arkadaşlar oldukça iyi niyetli ve samimi kişiler. Engellenmezlerse iyi şeyler yapacakları kanaatindeyim.

Kürtçe de dahil olmak üzere, bir dilin varlığını ilan edip meşruiyetini kanıtlayabileceği en önemli alandır edebiyat. Siz çağdaş Kürtçe edebiyatı izliyor musunuz. Kürtçe edebiyatın bu günkü durumu hakkında neler söylenebilir?

Çağdaş Kürt Edebiyatı'nın büyük sorunları var. Bunlardan ilk akla geleni Kürt aydınlarının 'Kürtçe' sorunudur. Büyük bir kınsı Kürtçe okuyup yazamıyor. İkinci büyük felaket de Kürt örgütlerinin Kürt aydınları üzerindeki ipoteğidir.

Kürtçe'yi ve Kürt kültürünü savunmak, basitçe siyasi bir taraftarlıktan daha derin anlamlar ifade etmelidir. Kürt dilini/kültürünü hareketlendirmek ve zenginleştirmek, Kürtçeyi kullanmakla, Kürtçe edebi metinler üretmekle ya da dünya kültür mirasını Kürtçeye çevirmekle gerçekleşebilir. Son yıllarda başta temel İslami kaynaklar olmak üzere İslami içerikli değişik kitaplar Kürtçeye çevriliyor. Sanırım birkaç tane Kürtçe meal yazıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın da bu yönde çalışmaları var. Bu çalışmalar hakkındaki düşüncelerinizi merak ediyorum...

Ne söyleyeyim! Yüzlerce yıllık bir rötarı birkaç yılda ve birkaç adımla halletmek mümkün değildir. Tam bir özgürlükçü ortamda büyük gayret gerekiyor.

2008 sonbaharından beri, partiler düzeyinde yapılanlara sınırlı olarak bakıldığında; AKP'nin Doğu-Güneydoğu Anadolu'da Kürt nüfus yoğunluklu yörelerde DTP'yi geriletme amacına birincil öncelik verdiği, dolayısıyla 2009 mahalli seçimlerine giden süreçte AKP ve DTP arasındaki rekabet-çatışmanın ön planda olacağı yönündeki öngörülere nasıl bakıyorsunuz?

AKP'nin fırsatçı müteahit mantığından çıkması lazım ama çıkamıyor. Diyarbakır'da DTP'yi alt edersem PKK'yi alt etmiş olurum, PKK'yi yenersem de Kürt sorununu çözerim Kürt sorunu biter mantığındalar. Çok yanlış bir noktadalar. Bu mantıkla Dicle Üniversitesi seçimlerinde de Diyarbakır Ticaret Odası seçimlerinde de yanlış yaptılar.

AKP ve MHP'nin "Kürt Sorunu" üzerinden milliyetçilik mücadelesini nasıl yorumluyorsunuz?

Kimseye yararı olmayacak 'Derin Akıl ve Ferasetten' uzak politikalar. Önümüzdeki yüzyılları değil, sadece önlerindeki seçimleri düşünenlerin bir şey yapabilmeleri mümkün değil.

Son yıllarda moda haline gelen 'Güneydoğu dizileri' nasıl bir imaj oluşturmaktadır?

Bir kısmı Sıla ve Berivan gibi diziler yöreyi çağ dışı sabah atla öğleden sonra X 5 jeeple gezen, habire insan öldüren ilkel kişilikler üzerinden tanıtıyor. Tek Türkiye Dizisi gibiler ise Derin Devlete pas atıyor. Bölgede üç bin köy boşaltılmamış, dörtbin faili meçhul cinayet olmamış, insanlara dışkı yedirilmemiş, bütün devlet görevlileri askeri ve polisiyle sanki Allah'ın melekleri.

Sorunun nasıl tanımlanacağı ile başladık. Sorunun nasıl çözüleceği ile noktalayalım istiyorum. Kürt sorunu nasıl çözülür?

Yeni tam demokratik bir anayasa ve buna uygun bir zihniyetle. Daha fazla hukuk, daha fazla demokrasi ve daha fazla refah ile.

 

Röportaj: ASIM ÖZ
Haksöz-Haber