
Sadece bombardıman değil: Gazze’de savaş nasıl yaşamlara mal olmaya devam ediyor?
Gazze Şehrindeki Montazah El-Baladiya Caddesi'nde, Adham annesinin yanında dururken, hasarlı bir binanın çatlak duvarı doğrudan üzerine düştü. Anında ezildi. Bayram sabahı yeni gömleğini giymenin keyfini çıkarma şansı hiç olmadı.
Sumaya Mohammed’in Washington Report on Middle East Affairs’de yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
Gazze’de hava saldırıları ve ölümcül bombalardan kurtulmak mümkün olabilir, ancak bunların binalar üzerindeki yıkıcı etkisinden kurtulmak mümkün değildir. Hasarlı bir binada sığınak arayan yerinden edilmiş insanlar, beton bir duvarın aniden çöküp altında kalan herkesi acımasızca ezip geçebileceğini görebilirler.
Bu olaylar basında nadiren yer alsa da, buradaki sohbetlerde sık sık anlatılır ve psikolojik etkileri herhangi bir bombardıman kadar acımasızdır.
21 Mart 2026'da, Han Yunus şehrinin doğusunda, 11 yaşındaki Abir El-Naccar, Anneler Günü'nde annesine vermek üzere çadırının içinde kartondan bir gül yapıyordu. Her zaman yaptığı gibi kâğıdı kesiyor, elleriyle şekillendiriyor ve yapıştırıcıyla birleştiriyordu.
Büyüdüğünde sanatçı olmayı hayal ediyordu; renkleri ve kâğıtları her zaman sevmişti. Çeşitli çizimler yapıp sevimli kâğıt kelebekler, kediler ve kalpler yapıyordu.
Ancak bu basit anlar bile tehlikeli bir gerçekliğin sınırları içinde kalıyordu. Han Yunus şehrinin tüm doğu bölgelerini hedef alan şiddetli topçu bombardımanı, çadırları su altında bırakan yağmur fırtınaları ve çadırları parçalayan çok şiddetli rüzgarlarla aynı anda başladı. Soğuk ve dehşet Abir’in kemiklerine işledi ve vücudunu sardı; artık bu zorlu koşullara daha fazla dayanamıyordu.
Annesiyle birlikte bir sığınak bulmak için kaçmaya çalıştı; çiçeğini de yanına aldı ve onu yağmurdan korumaya çalışıyordu. Yürürken Abir, bir anlığına çadırdan daha güvenli ve daha iyi bir koruma sağlayacağını düşündüğü, dayanıksız bir binanın yanından geçti. Ancak sallanan bir beton blok üzerine düştü ve yaşamına anında son verdi.
Onu öldüren bir füze değildi, füzenin geride bıraktığı yıkımdı. Çocuğun ruhu bedenini terk etti, ama anısı, verilemeyen o gülde kaldı.
Abir’in hikâyesini ilk kez, Han Yunus’taki akrabası ve olayı görmüş olan komşumdan duydum. Sanki kendi kızını kaybetmiş gibi, derin bir duygu ile bana anlattı. Haberleri duyduktan sonra çocukları için endişesi daha da artmıştı.
Bu kaderi paylaşan tek kişi Abir değildi.
15 Mart'ta, Han Yunus'un güneyindeki El-Mevasi bölgesinde, Rabat Koleji binasının duvarının yerinden edilmiş kişilerin çadırlarının üzerine çökmesi sonucu üç kişi öldü, çok sayıda kişi yaralandı. Ölenler arasında, babasının kısa süre önce bayram kıyafetleri almış olan bir kız çocuğu da vardı. Yeni kıyafetleri olduğu için çok mutluydu, ancak bayram gelmeden birkaç gün önce hayatını kaybetti.
Birkaç gün sonra, trajedi farklı ama daha az acımasız olmayan bir şekilde tekrarladı.
18 Mart’ta, 8 yaşındaki Adham Tarık El-Attar, bayram kıyafetleri almak için annesiyle birlikte dışarı çıktı. Heyecanlı ve neşeliydiler; artık gidemediği okulun üniformasına benzediği için mavi bir gömlek seçmekte ısrar etti. Bu gezinin nadir bir sevinç anı olması bekleniyordu, ancak kanlı bir trajediye dönüştü.
Gazze Şehrindeki Montazah El-Baladiya Caddesi'nde, Adham annesinin yanında dururken, hasarlı bir binanın çatlak duvarı doğrudan üzerine düştü. Anında ezildi. Bayram sabahı yeni gömleğini giymenin keyfini çıkarma şansı hiç olmadı.
Adham’ın hikâyesi insanların telefonları aracılığıyla hızla yayıldı; bir gazeteci de bu hikâyeyi paylaşarak savaşta duyduğu çaresizliği dile getirdi ve Adham için merhamet, annesi için ise sabır ve teselli diledi.
Bu ölümleri, yerel halk arasında geçen konuşmalardan, mesajlardan ve bölgedeki tekrarlanan trajik olaylarla ilgili gazetecilerin sosyal medyadaki paylaşımlarından öğrendim.
İnsanlar bu haberleri ağır bir yürek ve umutsuzlukla karşılıyor. Artık günlük rutinin ayrılmaz bir parçası haline gelen başsağlığı ve teselli sözlerini birbirlerine tekrarlıyorlar. Sonra acı bir sessizliğe bürünüyorlar.
Diğerleri ise, sanki her an her yerden gelebilecek kendi ölümlerine hazırlanıyormuşçasına, bu korkunç olayın nerede meydana geldiğini sessizce soruyorlar. Bombalamadan sağ kurtulmanın, hayatın devam edeceği anlamına gelmediğinin farkındalar. Harabelerin arasında geride kalan, uğursuz bir tehdit var.
Artık hiçbir şey bizi şaşırtmıyor. Her şey olabilir; olaylar münferit değil, aynı trajedinin farklı versiyonları olarak her gün tekrarlanıyor.
İnsanların artık kasten öldürülmediğini ya da doğrudan tehlikenin ortadan kalktığını ima etmek istemiyorum. Suikastlar, hedef alınmalar, bombalamalar ve buldozer operasyonları, sözde ateşkesin ilk gününden bu yana, Gazze halkından en ufak bir karşı saldırı gelmeden devam etti. Yaşanan dolaylı olaylar ise gizli tehlikelere ve kaçınılmaz korkuya bir katman daha ekliyor.
Gazze'de bazı hikâyeler vaktinden önce sona eriyor ve hiç verilmemiş bir çiçek, hiç giyilmemiş bir gömlekle hatırlanıyor; hafızanın karanlık köşelerinde silinmez izler bırakıyor.
*Sumaya Mohammed, Gazze'de yaşayan bir yazar ve İngilizce öğretmenidir. We Are Not Numbers ekibiyle çalışmaktadır ve onlarla birlikte birçok hikâye yazmıştır. Aynı zamanda üç çocuk annesidir.

HABERE YORUM KAT