1. HABERLER

  2. İSLAM

  3. KUR'AN

  4. ‘Vay başımıza gelenlere!’ dediler, ‘gerçekten biz zalim kimselermişiz!’
‘Vay başımıza gelenlere!’ dediler, ‘gerçekten biz zalim kimselermişiz!’

‘Vay başımıza gelenlere!’ dediler, ‘gerçekten biz zalim kimselermişiz!’

‘Vay başımıza gelenlere!’ dediler, ‘Gerçekten biz zalim kimselermişiz!’ Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş kül haline getirinceye kadar bu feryatları sürüp gitti.

10 Haziran 2026 Çarşamba 07:57A+A-

enbiya-14.jpg

enbiya-15.jpg

‘Vay başımıza gelenlere!’ dediler, ‘Gerçekten biz zalim kimselermişiz!’ Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş kül haline getirinceye kadar bu feryatları sürüp gitti. (Enbiya: 14-15)

Eyvah! Yazıklar olsun bize! Doğrusu bizler zalimler idik. Bizler yapmamamız gereken Rabbimizin kitabını, Rabbimizin elçisini görmezden gelerek kendi kendimize zulmedenlerden olmuşuz dediler ve hemen yaptıklarından pişman oldular.

Allah’ın azabı kendilerine gelmeden önce Allah’a isyan içinde çok rahat bir hayat yaşıyorlarken,  Allah’ın azabı kendilerine geliverince hemen pişman olup zalimliklerini itiraf ediyorlar. Dün Allah’tan, Allah’ın elçisinden ve Allah’a kulluktan yüz çevirerek bir hayat yaşayan zalimler kendilerine azap geldiği zaman Allah’ı hatırlıyorlar.

Şimdi de öyle değil mi? İşleri yolundayken Allah’ı hiç hatırlamayan, peygamberi dışlayan insanların bir sıkıntıyla kaşı karşıya geldikleri zaman acı acı feryatlarının yükseldiğini, birbirlerini suçlamaya yöneldiklerini görüyoruz.

Peki dün Mekkelilere, bugün de bize ne diyor bu âyet? Ey yirminci asrın insanları, ey sizler, ey bizler, aklınızı başınıza alın! Değilse Rabbinizin helâki geldiği zaman son pişmanlıklarınızın hiç bir faydası olmayacaktır. Biçilmiş bir yığın ot haline getirilinceye kadar haykırmak, feryat etmek istemiyorsanız bugünden tevbe edin ve Rabbinize kulluğa yönelin. Değilse yarın mecburi bir pişmanlığın gerçekleşeceği bir ortamda bu pişmanlıklarınızın hiçbir kıymeti olmayacaktır.

BASAİRUL KUR’AN

Zemahşerî, el-Keşşâf adlı tefsirinde Enbiyâ Sûresi’nin 14 ve 15. ayetlerini birbirini tamamlayan tek bir sahne (sinematik bir helak tablosu) olarak ele alır.

1. Zemahşerî, inkârcıların azabı gördükleri an takındıkları tavrı dil bilimi ve belağat (edebi sanat) açısından inceler:

"Yâ Veylenâ" (Ey Helakimiz, Gel!): Zemahşerî, buradaki hitabın edebi bir incelik barındırdığını söyler. İnkârcılar azabın kaçınılmaz olduğunu anlayınca, "Ey helak! Gel, tam senin vaktindir, bizi yut!" diyerek ölümü ve yok oluşu bir kurtarıcı gibi yardıma çağırırlar. Bu, çaresizliğin zirvesidir.

Zulmün İtirafı: Dünyadayken peygamberlere karşı kibirlenen, onları yalancılıkla suçlayan bu topluluk, azap anında gerçeği çıplaklığıyla görür. Zemahşerî, onların "Biz zalimmişiz" diyerek aslında "Bizler şirke batan, hakkı bile bile çiğneyen suçlularız" itirafında bulunduklarını belirtir. Ancak bu itiraf, tövbe kapısı kapandıktan sonra yapıldığı için değersizdir.

2. Zemahşerî, 15. ayette inkârcıların sonunu açıklamak için seçilen iki kelimenin (hasîd ve hâmid) muazzam bir tasvir gücü taşıdığını vurgular:

Koro Halinde Feryat: Ayetteki "bu feryatları sürüp gitti" ifadesi, onların 14. ayetteki "Vay başımıza gelenler, biz zalimmişiz" çığlığını nefesleri kesilene kadar, tek bir kelimeyi değiştirmeden, adeta delirmişçesine tekrarladıklarını gösterir.

"Hasîden" (Biçilmiş Ekin): Dünyada kendilerini güçlü, sarsılmaz ve heybetli gören bu insanlar, Allah'ın azabı (kılıç darbeleri veya helak edici bir afet) karşısında tıpkı bir tırpanla kökünden biçilen ekinler gibi yerle bir olmuşlardır. Canlılıklarını ve dik duruşlarını tamamen kaybetmişlerdir.

"Hâmidîn" (Sönmüş Kül): Zemahşerî’ye göre, inkârcıların dünyadaki öfkeleri, kibrî ve şatafatlı hayatları parıldayan bir ateşe benzetilmiştir. Allah'ın azabı geldiğinde ise o gururlu ve gürültülü topluluk, üzerlerine su dökülüp karartılmış, ne ısısı ne de ışığı kalmış sönmüş bir kül yığınına dönmüştür.

EL KEŞŞAF TEFSİRİ

HABERE YORUM KAT