1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. Algoritmalar ve yapay zekâ Gazze'yi bir ölüm laboratuvarına dönüştürdü
Algoritmalar ve yapay zekâ Gazze'yi bir ölüm laboratuvarına dönüştürdü

Algoritmalar ve yapay zekâ Gazze'yi bir ölüm laboratuvarına dönüştürdü

“Dijital gizlilik” konusundaki liberal retorik, gerçekler karşısında çöküyor. WhatsApp gibi uygulamalar uçtan uca şifreleme vaadinde ısrar ediyor, ancak “metaverilerin” mesajlardan daha değerli olduğu gerçeğini gizliyor.

19 Şubat 2026 Perşembe 19:43A+A-

Sayid Marcos Tenório’nun MEMO’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber için tercüme edilmiştir.


+972 Magazine ve Local Call tarafından ortaya çıkarılan gerçekler, Gazze'deki güncel savaşın en karanlık yüzünü ortaya koydu. Bu savaşta soykırım sadece bombalar ve füzelerle değil, veriler, algoritmalar ve küresel dijital platformlarla da gerçekleştiriliyor.

Lavender olarak bilinen İsrail yapay zekâ sistemi, Filistin direnişi, Lübnan ve İran'ın yıllardır kınadığı şeyi doğruladı: Teknoloji, Siyonist savaş makinesinin organik bir parçası olarak, gözetim, hedef seçimi ve kitlesel imha aracı olarak işlev görüyor.

“Dijital gizlilik” konusundaki liberal retorik, gerçekler karşısında çöküyor. WhatsApp gibi uygulamalar uçtan uca şifreleme vaadinde ısrar ediyor, ancak “metaverilerin” mesajlardan daha değerli olduğu gerçeğini gizliyor.

Konum, iletişim ağları, iletişim kalıpları ve grup bağlantıları, tüm bir halkın sosyal yaşamının haritalandırılmasını mümkün kılıyor. Gazze'de bu veriler, insan ilişkilerini ölüm için algoritmik kriterlere dönüştüren askeri sistemlere dâhil edildi.

Lavender, 2,3 milyondan fazla kişiden oluşan Gazze Şeridi'nin neredeyse tüm nüfusunu değerlendirerek otomatik “risk puanları” verdi. Bir WhatsApp grubunda olmak, zaten işaretlenmiş biriyle sık sık iletişim halinde olmak veya “şüpheli” kabul edilen dijital davranışlar sergilemek, infaz listelerine alınmak için yeterliydi.

İnsan denetimi kasıtlı olarak en aza indirildi, saniyelere indirgendi ve yüksek hata oranları bilinçli olarak kabul edildi. Bütün aileler evlerinde öldürüldü, katliamı normalleştiren algoritmik bir denklemde “kabul edilebilir ikincil hasar” olarak değerlendirildi.

Bu teknik bir sapma değil. Bu bir imha politikası. Uluslararası İnsani Hukuk, ayrım gözetmeyen saldırıları açıkça yasaklamakta ve siviller ile savaşçılar arasında ayrım yapılmasını şart koşmaktadır.

Ölümcül kararları otomatikleştiren, masumların ölümünü önceden kabul eden sistemler, insanlığa karşı suç teşkil etmekte ve soykırımı teknolojik olarak organize edilmiş ve rasyonelleştirilmiş bir süreç olarak nitelendirmeyi pekiştirmektedir.

Bu modeli ayakta tutan mekanizma küreseldir. 21. yüzyıl casusluğu artık mesajları ele geçirmekle değil, dijital ekosistemleri kontrol etmekle ilgilidir.

Özel platformlar, gezegenin sosyal yaşamının kalıcı sensörleri olarak işlev görür ve resmi işbirliği, yasal baskı veya güvenlik açıklarının istismarı yoluyla Mossad ve CIA gibi istihbarat servislerinin erişebileceği veri tabanlarını besler. Bu, büyük teknoloji şirketleri, askeri-endüstriyel kompleks ve emperyal güvenlik aygıtı arasında yapısal bir yakınlaşmayı temsil eder.

Filistin bir laboratuvar gibidir. Savaş sırasında yayınlanan resmi bir açıklamada Hamas, Telegram kanalında “işgalci, her türlü modern aracı Filistin halkına karşı bir silaha dönüştürmüş, teknolojiyi sivillerin öldürülmesini meşrulaştırmak ve teknik terimler arkasına soykırımı gizlemek için kullanıyor” demiştir. Suçlama açıktır: İsrail, savaşçılara karşı değil, artık algoritmaların aracılık ettiği Filistinlilerin varlığına karşı savaşmaktadır.

Lübnan Hizbullahı, bu modelin dijital gözetim, teknolojik sabotaj ve seçici saldırıları birleştiren bölgesel bir hibrit savaşın parçası olduğu konusunda uyarıda bulundu.

2024 yılında Lübnan'da, üyelerinin kullandığı çağrı cihazlarının koordineli patlamasıyla gerçekleşen saldırının ardından Hizbullah, kurumsal kanallar aracılığıyla “düşmanın sivil cihazları suikast araçlarına dönüştürdüğünü ve savaşının etik veya insani sınır tanımadığını kanıtladığını” açıkladı. Bu olay, gündelik teknolojinin silahlandırılmasında yeni bir düzeye ulaşıldığını ortaya koydu.

Bu durum tek bir örnek değildir. Uluslararası araştırmalar, çeşitli ülkelerde gazetecilere, aktivistlere ve siyasi liderlere karşı, genellikle küresel pazarda yaygın olarak bulunan akıllı telefonlar aracılığıyla askeri casus yazılımların tekrar tekrar kullanıldığını ortaya koymuştur.

Mesaj açıktır: Bağlantılı her cihaz, emperyal gücün mantığına dâhil edildiğinde potansiyel bir gözetim, kontrol veya ölüm aracıdır.

İran İslam Cumhuriyeti liderleri bu konuda özellikle açık sözlü olmuştur. İran'ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney, çeşitli konuşmalarında “Siyonist rejim, en modern araçları kullanarak halkları ezip katleden kanserli bir tümördür” demiştir.

İranlı yetkililer, algoritmik gözetim, seçici suikastlar ve sadece retorikte “temiz” savaşların hüküm sürdüğü bir dünyada Gazze'nin emperyal egemenliğin geleceğini haber verdiğini savunmaktadır.

Lavender davası, dijital nekropolitikanın konsolidasyonunu ortaya koymaktadır. Algoritmalar kimin yaşayacağına ve kimin öleceğine karar verir; şirketler altyapıyı sağlar; istihbarat servisleri gölgede çalışır ve teknokratik dil kabul edilemez olanı normalleştirmeye çalışır. Gazze, bu modelin test edilip, geliştirilip, daha sonra ihraç edilebilmesi için kan ağlamaktadır.

Bu mekanizmayı kınamak tarihi bir görevdir. Bu sadece Filistin halkıyla dayanışma meselesi değildir, ancak bu dayanışma acil ve tartışılmaz bir konudur.

Bu, verilerin hayatlardan daha değerli olduğu, teknolojinin sömürgeciliğe hizmet ettiği ve soykırımın “algoritmik bir karar” olarak sunulduğu bir dünyaya direnmekle ilgilidir. Bugün Gazze. Yarın, direnmeye cesaret eden bir başka halk.

 

* Sayid Marcos Tenório; tarihçi, uluslararası ilişkiler uzmanı, Brezilya-Filistin Enstitüsü (Ibraspal) kurucusu ve başkan yardımcısıdır. “Palestina: do mito da terra prometida à terra da resistência” (Filistin: Vaat Edilmiş Toprakların Efsanesinden Direnişin Topraklarına) (Anita Garibaldi/Ibraspal) kitabının yazarıdır.

HABERE YORUM KAT