1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. 2026 yılı dolayısıyla bazı hatırlatmalar
2026 yılı dolayısıyla bazı hatırlatmalar

2026 yılı dolayısıyla bazı hatırlatmalar

İslam bir bütündür, hayat dinidir, bir nizamdır, uygulanması farzdır, “Dünyada Man, Ahirette İman” diyenlere de bir ikazdır.

11 Ocak 2026 Pazar 19:13A+A-

HARUN ÜNAL'ın yazısı:

Burada kardeşlerime sadece hatırlatmada bulunmak niyetiyle bazı ayet mealleri çerçevesinde, kendisinden sonra Resulullah’ın (s), pek yakın bir gelecekte gönderileceği müjdesini bize ulaştıran İsa’nın (a) ruhunu da mutlu kılacak Kitabımız Kur’an’dan ve Allah Resulünün (s) sahih sünnetinden hareketle sizden izin talep ederek size misafir olacağım. Rabbim bu inanç ve umutla İsa’nın (a) doğum yılı olarak kutlanan ve fakat Hancısı sarhoş, yolcusu sarhoş olan bir geceden imanı gereği uzak duran kardeşlerimin yeni yıllarını bu duygularla tebrik ederek, yazıma başlıyorum.

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Alemlerin Rabbi olan Allah’ımıza Hamd ve Resulüne de Salat ve selam ederiz. Hayırlı bir yıl temennisiyle…

Allah Teala, Resulüne (s) teselli kabilinden şöyle buyuruyor: “Doğrusu ey Resul! Biz seni hak ile desteklenmiş bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Yakıcı azaba mahkûm olanlardan sen sorumlu değilsin.” [Bakara, 2/19]

Çünkü senin asıl görevin, mesajı iletmek, risalet görevini yerine getirmektir. Bundan sonrasından sen sorulacak değilsin. Kaldı ki zaten Allah Teala şöyle buyuruyor: “Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na yalvaranları yanından kovma! Onların hesaplarından sana sorumluluk yoktur, senin hesabından da onlara sorumluluk yoktur ki onları yanından uzaklaştırıp da zalimlerden olasın.” [En’am, 6/52]

Ey Resulüm, sen ateş ehli olanlardan sorguya çekilecek değilsin. Onlar için umutsuzluğa kapılma ve onlar için de üzülme! Çünkü küfür önderleri Resûlullah’ın (s) yanına geldikleri zaman fakir müminlerin orada bulunmalarından rahatsız oluyorlardı. Allah Resulü (s) kendince bu teklifi benimser gözükünce, Allah Teala, bu ayetle Resulünü uyardı.

Yine Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Sen onların dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da senden asla memnun kalmayacaklardır. De ki: ‘Asıl doğru yol ancak Allah’ın yoludur.’ Eğer sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyarsan, bilesin ki artık Allah sana ne dost ne de yardımcı olacaktır.” [Bakara, 2/20]

Ey Muhammed! (S) sana, nasıl bir toplum oldukları, durumları haber verilen şu yahudi ve hıristiyanlar var ya, sen onları bilemezsin. Sen onlarla beraber olmak adına ne yaparsan yap, onlar senin hiçbir iyiliğini ve fiilini asla kabullenecek değildirler ve sen onların dinlerine, inançlarına girmedikçe de senden memnun kalacak da değillerdir. Ne zaman onların inançlarını, gelenek ve törelerini kabul edip tam teslimiyet gösterirsen, işte onlar ancak o zaman senden memnun kalacaklardır.

Allah Teala da onlara: “Allah’ın hidayeti, doğru yolu ve Dini İslam’dır. İşte doğru yol da, hidayet de sadece ve sadece budur. Bu durumda zorunlu olan şey, onların bu dine tabi olmalarıdır. Bunun dışında kalanlar ise, heva-heves ve onların şehevî temellere dayanır. Bu sebepledir ki Allah Teala: Nebisini ve ümmetinden olan her bir bireyini uyararak: “Eğer sen, onların dinlerine, istek ve taleplerine tabi olur, boyun eğecek olursan Allah’tan başka senin ne bir velin, ne bir destekleyenin ve ne de biryardımcın olmayacaktır.

Rabbimiz devamla şöyle buyuruyor: “Kendilerine kitap verdiğimiz ve onu hakkını vererek okumakta olanlar var ya, işte kitaba iman edenler onlardır; ama her kim onu inkâr ederse işte asıl kaybedenler de onlardır.” [Bakar, 2/121]

Rabbimiz, Nebisinin Kitap Ehli olan tüm yahudi ve hıristiyanlardan umudunu kesmemesi adına ona şu haberi de veriyor ve: “Ey Resulüm! Onların tamamı aynı minval üzere, aynı karakterde, aynı yapıda değiller. Aksine onlar içerisinden Allah’ın Kitabını okuyan, onu gereğince anlayıp kavrayan, kör bir taassup içerisinde olmayan, dünyası adına ahiretini satmayanlar da bulunuyor. İşte Kitaba gereğince iman edenler bunlardır. Buna hakkıyla iman edenler, elbette hem Kur’an’a ve hem de Allah’ın Nebisine hakkıyla iman edecekler de bunlardır. Bunlar içerisinden her kim Kitab’a iman etmez ise, onlar sana da iman edecek değildirler. İşte hüsranda olacak olanlar da onların ta kendileridir. Zarar ve ziyan içerisinde kalacaklardır.

Rabbimiz yine buyuruyor: “Ey İsrâiloğulları! Geçmişte size verdiğim nimetimi ve sizi diğer topluluklara üstün kıldığımı hatırlayın.” [Bakara, 2/122]

Allah Teala, İsraloğullarına sunduğu nimetleri hatırlattıktan ve buna rağmen onların nankörlük ederek işledikleri çirkinlikleri ve kabahatlerini de tekrar ederek Kitabında hatırlatmada bulunmasından sonra, Allah Teala, yeniden onların verdikleri sözlerinde durmalarını, hakka yönelmelerini istiyor ve onları hakka çağırıyor. Allah Teala, aynı zamanda onların atalarına ve kendilerine sunduğu nimetleri de hatırlatarak şöyle buyuruyor:

Allah’ın emir ve yasaklarına bağlı kalarak öyle bir günün şiddetinden ve azabından sakının ki, o gün kimse başkası için bir şey ödeyemez; hiç kimsenin yerine başkası kabul edilmez, kimseye şefaat fayda vermez, onlara asla yardım da yapılmaz.” [Bakara, 2/123]

Bütün bu anlatılanlarda dil ustalarının beğenmeyip, kulakları tırmalayacak rahatsız edici bir anlatım da yoktur.

Kur’an’da Allah Teala, Resulümüz Muhammed (s) için iki vasıf kullanmaktadır. Bunlardan biri, (Nebi) kelimesi, diğeri de (Resul) kelimesidir. Nebi kelimesinin yer aldığı ayetlerde mana Resulden farklıdır. Resul Kelimesinin yer aldığı ayetlerde ise, bunun da manası, Nebi kelimesinden farklıdır. Dolayısıyla tüm meallerde, “Resul de, Nebi de” “Peygamber” olarak geçmektedir. Dolayısıyla bu, sıkıntılı bir durumdur. Bu sebepten ötürü, biz, (Nebi) geçen ayette, (Nebi) kelimesini aynen koruyoruz. (Resul) Kelimesin geçtiği ayetlerde de, kelimeyi aynen koruyoruz. Hiçbiri için “Peygamber” kelimesine yer vermiyoruz. (Hz.) Kelimesini de kullanmıyoruz. Bizzat Resul ve Nebilerin adlarını ve sonrasında da “s” veya “a” harflerini kullanıyoruz. Örneğin: Muhammed (s), Âdem (a) gibi. (Hz.) Kelimesine yer vermiyoruz. Konu hakkında sorusu olan olursa, yazmaları halinde kendilerine cevap verilir.

Burada esas konumuzu daha detaylı bir şekilde ayet ve sahih rivayetler çerçevesinde ele alacağız. Rabbimiz şöyle buyuruyor:

Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir grubun sözünü dinlerseniz sizi imanınızdan vazgeçirip yeniden küfre döndürürler. Size Allah’ın âyetleri okunup dururken, üstelik Allah resulü de aranızda bulunurken nasıl inkâra saparsınız? Her kim Allah’a/Kur’an’a sımsıkı bağlanıp sarılırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir.1

Dikkat edilirse Allah Teala bu ayetinde iman edenlere yönelik olarak ve onlara yakın ilgi göstererek bizzat “Ey iman edenler!” diye sesleniyor. Onları, kitap ehlinin hile ve tuzaklarına düşmemeleri maksadıyla kitap ehline dikkat çekmeye gelince, Rabbimiz aynı hitabı kullanmıyor ve onlara yönelik olarak: “De ki: Ey Kitap ehli!2 diye sesleniyor. Oysa Rabbimiz müminlere yönelik olarak: “De ki ey İman edenler!” şeklinde aracısız olarak bir hitapta bulunmamış, doğrudan “Ey İman edenler!” diye seslenmiştir. Çünkü Allah Teala, mümin olan kullarının, kitap ehlinin yani yahudi ve hıristiyanlarla onların paralelinde olanların tuzaklarına düşmemelerine özellikle burada bu özel hitabıyla dikkat çekmiş, onlara doğrudan “Ey kitap ehli!” diye seslenmemiştir.

Ayette geçen “فَرٖيقًا” “Ferîk” kelimesi, bir gurup, bir topluluk, ayrılıkçı ve azılı bir şebeke gibi manaları içerir. Allah Teala, bu ayette “Ferik” kelimesine yer verirken, bununla yahudi toplumundan bir guruba işaret etmektedir. Bu gurubun başında bulunan yahudi asıllı, müslümanlara karşı azılı bir düşman olan Şas İbn Kays ile onun denetiminde hareket eden ve onun yönlendirmesiyle müslümanları huzursuz eden bir topluluk, bir şebeke bulunuyordu. Ayet ona ve topluluğuna dikkat çektiği gibi bizzat onun kendisine de işaret etmektedir. Kaldı ki dönemimizin de başında bulunan Şas misali Netenyahu gibi yahudiler bulunmaktadır. Bunlar ve onların yönlendirmeleri, onların paralellerinde hareket eden hempaları da ne acıdır ki başta müslümanlar olmak üzere bütün bir dünyayı kana boğmak için durmaksızın gece ve gündüz yeni planlar, yeni tuzaklarla insanları huzursuz edip durmaktadırlar.

Kurtuluş İslam’da olduğu halde, İslam’ı sadece birtakım geleneklerden ibaret sayan ve sözüm onlara Diyanet Takvimi’nin 2026. 1 Ocak yaprağında “Kadim Geleneği hayırlı işlerde yaşatmak: [BESMELE]” diye Besmeleyi bir gelenek sayan Diyanet ilgilerine ve aynı kafada olanlara ithaf olunur.

İslam bir bütündür, hayat dinidir, bir nizamdır, uygulanması farzdır, “Dünyada Man, Ahirette İman” diyenlere de bir ikazdır. Çünkü iman ahirette gerekli değil, dünyada gereklidir. Ahiret hayatı ise, dünyadan ahirete pasaportsuz gidenlere, bir başka iman yolu açık değildir, bu, biline.

Evet, bir keresinde Ensar ile Muhacirler bir arada toplu halde oturup huzur içerisinde hasbıhâl eder halde gören ve ayette sözü edilen bu azılı inkârcı yahudî Şas İbn Kays kudurur, küplere biner adeta. Çünkü Medine’de muhacirlere kucak açan Ensar, İslam öncesi dönemde biri Evs, diğeri de Hazrec denilen iki kabileden oluşmakta idiler ve her ikisi de İslam öncesinde yahudilerin kışkırtmasıyla birbirlerinin azılı düşman kardeşler olmuşlardı. Oysa bu iki kabile, sanki o güne dek aralarında hiçbir problem yaşanmamış gibi hepsi de bir arada huzur içerisinde geçinip gidiyorlar. İşte bu ayetin nüzul sebebi bu olaydır. Ama olay özel olsa da hüküm ve mana geneldir. Bunu unutmamak lazım gelir.

Evse ve Hazrec kabileleri cahiliye döneminde adeta birbirlerine karşı soykırım uygulamakta idiler. Aralarındaki savaş, nihayetinde hicretten üç yıl önce son bulan Buas savaşıydı. Ensar yani Evs ve Hazrec kabileleri İslam üzerinde bir araya toplanınca, artık aralarındaki kin ve nefret de son bulmuştu. Hepsi de İslam üzere, ona hizmet için bir araya gelmişlerdi. Yahudi Şas İbn Kays, oldukça yaşlı, kindar biriydi. Bu adamın kendisi veya hazırladığı ve kışkırttığı bazı kimseler yoluyla Evs ile Hazrec arasına oturup onlara eski savaşlarını, Evs’in nasıl üstünlük elde ettiğini dile getirerek, tarafları birbirlerini tekrar boğazlayacak bir noktaya geldiği bir anda, tam bu sırada Nebi (s) efendimiz gelir ve her iki kabilenin arasına girerek onlara:

“Ben hala aranızda varken, siz buna rağmen cahiliye davasıyla mı ortaya çıkıyorsunuz?” der ve yukarıda sunduğumuz: “Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir grubun sözünü dinlerseniz sizi imanınızdan vazgeçirip yeniden küfre döndürürler.2 mealindeki bu ayeti okur.

Ey iman edenler! Allah’ın emir ve yasaklarını gereği gibi uygulayarak azabından sakının ve ancak Müslüman olarak can verin.4

 

Dipnotlar:

1- Ali İmran, 3/100-101

2- Ali İmran, 3/98.

3- Ali İmran, 3/100.

4- Ali İmran, 3/102.

HABERE YORUM KAT